Ticari Davalarda Dava Şartı Arabuluculuk (TTK m. 5/A)

Ticari davalarda arabuluculuk, 7155 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesiyle 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren zorunlu hâle gelmiştir. Belirli ticari uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurmuş olmak bir dava şartıdır; bu şart yerine getirilmeden açılan dava, esasa girilmeden usulden reddedilir.

Şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların bir kısmı bu kapsamda, bir kısmı ise kapsam dışındadır. Bu ayrımı doğru yapmak, hem gereksiz zaman kaybını hem de davanın usulden reddini önler.

 Kapsam: Hangi Davalarda Arabuluculuk Zorunlu?

TTK m. 5/A’nın 1 Eylül 2023’te yürürlüğe giren güncel hâli uyarınca; Kanun’un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan:

  • alacak
  • tazminat
  • itirazın iptali
  • menfi tespit
  • istirdat

davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

İlk düzenlemede yalnızca “alacak ve tazminat” talepleri kapsamdayken, 2023 değişikliğiyle icra hukukundan doğan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da kapsama alınmıştır. Bu, uygulamada özellikle itirazın iptali davaları bakımından köklü bir değişikliktir. Değişikliğin metnine Resmî Gazete arşivinden ulaşabilirsiniz.

 Üç Şartın Birlikte Gerçekleşmesi Gerekir

  1. Uyuşmazlık mutlak veya nispi ticari dava niteliğinde olmalı,
  2. Talep, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan yukarıdaki dava türlerinden biri olmalı,
  3. Taraflar uyuşmazlık konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilmeli (özel bir tahkim zorunluluğu bulunmamalı).

 Şirketler Hukukunda Kapsam İçi ve Kapsam Dışı Davalar

Dava Dava şartı arabuluculuk Gerekçe
Ayrılma akçesinin tahsili ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Kâr payı (temettü) alacağı ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Müdür/yönetim kurulu sorumluluk davası (tazminat) ✅ Tabidir Tazminat talebi
Ticari satımdan doğan alacak, cari hesap ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Ticari alacakta itirazın iptali ✅ Tabidir 2023 değişikliğiyle kapsama alındı
Genel kurul kararının iptali ❌ Tabi değil İnşai dava, parasal talep yok
Haklı sebeple fesih ❌ Tabi değil İnşai dava
Ortaklıktan çıkma / çıkarılma ❌ Tabi değil İnşai dava
Özel denetçi atanması, kayyum atanması ❌ Tabi değil Çekişmesiz yargı / talep işi
Kıymetli evrakın iptali ❌ Tabi değil Çekişmesiz yargı işi

Dikkat: İnşai dava ile parasal talebin birlikte ileri sürüldüğü davalarda, parasal talep bakımından arabuluculuk şartı aranır. Bu nedenle karma taleplerde dilekçeyi kurgulamadan önce ayrım yapılmalıdır.

Ayrıca 6325 sayılı Kanun’a 7445 sayılı Kanun ile eklenen 18/B maddesi uyarınca, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda da dava şartı arabuluculuk getirilmiştir. Bu düzenleme ticari nitelikte olmasa da şirket ortaklarının paylı mülkiyet uyuşmazlıklarında sıkça karşımıza çıkar.

 Süreç Nasıl İşler?

1. Başvuru. Karşı tarafın yerleşim yeri veya işin yapıldığı yerdeki adliyede bulunan arabuluculuk bürosuna başvurulur. Başvuru, UYAP veya e-Devlet üzerinden de yapılabilir.

2. Arabulucunun görevlendirilmesi. Büro, listeden bir arabulucu görevlendirir. Taraflar anlaşarak listeden başka bir arabulucuyu da belirleyebilir.

3. Süre. Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde süreci sonuçlandırır. Zorunlu hâllerde bu süre en fazla iki hafta uzatılabilir.

4. Toplantılar. Taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilir.

5. Son tutanak. Süreç anlaşma veya anlaşmama ile sonuçlanır ve son tutanak düzenlenir.

Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler, arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. Bu, davacı için önemli bir güvencedir.

Güncel ücret tarifeleri ve başvuru formları için Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sitesini inceleyebilirsiniz.

 Son Tutanak Neden Bu Kadar Önemli?

Anlaşmama hâlinde düzenlenen son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneği, dava dilekçesine eklenmek zorundadır (6325 sayılı Kanun m. 18/A).

Eklenmemesi hâlinde mahkeme, davacıya bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde de sunulmazsa dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.

Reddedilen dava için yeniden arabuluculuğa başvurup dava açmak mümkündür; ancak bu, zaman ve masraf kaybı anlamına gelir ve karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine yol açar.

 Toplantıya Katılmamanın Sonuçları

Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf aleyhine, önceki düzenlemede davayı kazansa dahi yargılama giderlerinin tamamına hükmedilmesi öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının ardından bu ağır yaptırım kaldırılmıştır.

Bununla birlikte toplantıya katılmamak, uyuşmazlığın erken ve düşük maliyetli çözümü fırsatının kaçırılması anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi kararlarına Karar Bilgi Bankası üzerinden ulaşabilirsiniz.

 Anlaşma Belgesinin Hukuki Gücü

Taraflar anlaşırsa düzenlenen anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi alınması hâlinde ilam niteliğinde belge sayılır ve doğrudan icra takibine konu edilebilir.

Avukatların da imzaladığı anlaşma belgeleri, ayrıca icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır. Bu, avukatla temsil edilerek yürütülen arabuluculuk süreçlerinin önemli bir pratik avantajıdır.

Ayrıca anlaşma belgesi, uyuşmazlığın kesin çözümünü sağladığından aynı konuda yeniden dava açılması hâlinde dava, kesin hüküm benzeri etkiyle reddedilir.

 Sıkça Sorulan Sorular

Arabuluculuk ücretini kim öder? Anlaşmama hâlinde ilk iki saate kadar olan ücret Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır ve dava sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilir. İki saati aşan görüşmelerde ücret, aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit ödenir. Anlaşma hâlinde ücret, tarifeye göre uyuşmazlık konusu tutar üzerinden hesaplanır ve kural olarak taraflarca eşit karşılanır.

Arabuluculuk sürecinde söylenenler davada kullanılabilir mi? Hayır. Gizlilik ilkesi gereği, arabuluculuk sürecinde ileri sürülen görüş, öneri ve kabuller sonraki yargılamada delil olarak kullanılamaz.

Hâlihazırda görülmekte olan davalar için arabuluculuk gerekir mi? Hayır. Dava şartı arabuluculuk, dava açılmadan önceki aşamaya ilişkindir. Görülmekte olan davalarda taraflar isterlerse ihtiyari arabuluculuğa gidebilir.

İhtiyati haciz veya tedbir kararı alabilir miyim? Evet. Arabuluculuk süreci devam ederken ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir talep edilebilir. Bu kararların uygulanması için öngörülen dava açma sürelerinin hesabında arabuluculuk süreci dikkate alınır.

Ortaklığın giderilmesi davasında da arabuluculuk zorunlu mu? Evet. 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında da arabuluculuk dava şartıdır.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Ticari uyuşmazlığınızın arabuluculuk kapsamına girip girmediğini doğru belirlemek, davanın usulden reddedilmesini önler. Değerlendirme için bizimle iletişime geçin.

Şirket Yöneticilerinin Hukuki Sorumluluğu

Şirket müdürünün sorumluluğu, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurlu biçimde ihlal edilmesi hâlinde doğan bir tazminat sorumluluğudur. TTK m. 553, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve tasfiye memurlarını; şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutar. Hüküm anonim şirketler için düzenlenmiş olsa da TTK m. 644’ün atfıyla limited şirket müdürleri hakkında da uygulanır.

Bu dava, ortaklar arası uyuşmazlıkların en sık uzantılarından biridir: genel kurulda ibra edilmeyen bir yönetici hakkında açılır ya da ibra kararının iptali talebiyle birlikte gündeme gelir.

 Sorumluluğun Doğması İçin Aranan Dört Şart

Sorumluluk davası, klasik haksız fiil sorumluluğunun unsurlarını taşır:

1. Yükümlülüğün ihlali. Kanundan, esas sözleşmeden veya genel kurul kararından doğan bir görevin yerine getirilmemesi. Örnek: özen ve bağlılık yükümlülüğünün ihlali (TTK m. 369), rekabet yasağının çiğnenmesi (TTK m. 396, 613), şirketle işlem yapma yasağının ihlali (TTK m. 395), sermayenin kaybı hâlinde gerekli tedbirlerin alınmaması (TTK m. 376), defterlerin usulüne uygun tutulmaması.

2. Kusur. TTK m. 553/1 uyarınca sorumluluk kusur esasına dayanır. Yönetici, kusurunun bulunmadığını ispatlarsa sorumluluktan kurtulur — yani kusursuzluk ispat yükü yöneticidedir.

3. Zarar. Şirketin, pay sahibinin veya alacaklının malvarlığında meydana gelen eksilme. Zarar somut olarak ortaya konmalı ve bilirkişi incelemesine elverişli biçimde hesaplanmalıdır.

4. İlliyet bağı. İhlal ile zarar arasında uygun nedensellik ilişkisi bulunmalıdır.

 Sorumsuzluk Hâlleri

TTK m. 553/2, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevin hukuka uygun olarak devredilmesi hâlinde, devreden organ üyelerinin devralan kişilerin seçiminde makul özeni göstermedikleri ispatlanmadıkça sorumlu olmayacağını düzenler. Bu, iç yönergeyle görev dağılımı yapılmış şirketlerde önemli bir savunma aracıdır.

TTK m. 553/3 ise, kontrolü dışında kalan ve makul biçimde öngörülemeyen kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklardan yöneticinin sorumlu tutulamayacağını belirtir.

Farklılaştırılmış Teselsül (TTK m. 557)

Birden fazla kişinin aynı zarardan sorumlu olduğu hâllerde bunlar müteselsilen sorumludur; ancak bu teselsül, klasik teselsülden farklıdır.

Her yönetici, zararın tamamından değil, kendi kusuruna ve durumun gereklerine göre zararı şahsen ona yükletilebildiği ölçüde sorumludur. Mahkeme, tazminatın belirlenmesinde her davalının kişisel katkısını ayrı ayrı değerlendirir.

Bu ilke, uygulamada özellikle şu ayrımı yaratır:

  • İşlemi bizzat yapan veya karara olumlu oy veren üye ile,
  • Karara muhalif kalan veya toplantıya katılmayan üye

aynı ölçüde sorumlu tutulmaz. Bu nedenle yönetim kurulu toplantılarında muhalefetin tutanağa geçirilmesi, yöneticiler için de kritik bir korunma aracıdır.

İbranın Etkisi — Davanın İlk Kilit Noktası

Genel kurulun verdiği ibra kararı, TTK m. 558 uyarınca ibra edilen yöneticilerin, açıklanan maddi vakıalara ilişkin olarak şirkete karşı sorumluluğunu kaldırır.

Ancak ibranın sınırları vardır:

  • İbra, yalnızca genel kurula açıklanmış ve bilinen vakıaları kapsar. Gizlenmiş, kayıt dışı bırakılmış veya genel kurulun bilgisine sunulmamış işlemler ibranın kapsamı dışındadır.
  • İbraya olumsuz oy veren pay sahipleri ile pay sahipliği sonradan kazananların dava hakkı, TTK m. 558/2 uyarınca altı ay içinde kullanılmak kaydıyla saklıdır.
  • Yöneticiler ve bunlarla ilgili kişiler, kendi ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamaz (TTK m. 436/2, limited şirketler için m. 619).
  • İbra kararının kendisi, kanuna veya dürüstlük kuralına aykırıysa iptal davasına konu edilebilir; bkz. genel kurul kararının iptali davası.

Uygulama notu: Sorumluluk davasında davalı tarafın ilk savunması hemen her zaman ibradır. Bu nedenle dava öncesinde ibra kararlarının varlığı, kapsamı ve nisabı mutlaka incelenmelidir.

Davayı Kim Açabilir?

Davacı Neyi talep edebilir
Şirket Uğradığı zararın tazminini (genel kurul kararı veya yönetim kurulu kararıyla)
Pay sahibi / ortak Şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini talep edebilir (dolaylı zarar). Doğrudan kendi malvarlığında zarar varsa kendisine ödenmesini isteyebilir
Şirket alacaklıları Şirketin iflası hâlinde, zararın şirkete ödenmesini talep edebilir; iflas idaresinin dava açmaması şartına bağlıdır (TTK m. 556)

Pay sahibinin dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada tazminatın kendisine değil şirkete ödenmesine hükmedilir. Bu noktanın dilekçede doğru kurulmaması, davanın kısmen reddine yol açar.

 Zamanaşımı

TTK m. 560 uyarınca sorumlu olanlara karşı tazminat istemi:

  • Davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl,
  • Her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl

geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil, cezayı gerektiren ve Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa, tazminat istemi bakımından da bu daha uzun süre uygulanır.

Bu son fıkra uygulamada büyük önem taşır: güveni kötüye kullanma veya sahtecilik boyutuna varan işlemlerde iki yıllık süre geçmiş olsa dahi dava hakkı devam edebilir.

 Usul Bilgileri

  • Görevli mahkeme: Asliye ticaret mahkemesi (mutlak ticari dava)
  • Yetkili mahkeme: TTK m. 561 uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesi
  • Arabuluculuk: Dava, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tazminat talebi içerdiğinden TTK m. 5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabidir. Son tutanak dava dilekçesine eklenmezse dava usulden reddedilir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.
  • İhtiyati haciz/tedbir: Yöneticinin malvarlığını kaçırma riski varsa İİK m. 257 vd. uyarınca ihtiyati haciz talep edilebilir.
  • Delil: Ticari defterler, banka kayıtları, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul tutanakları, denetim raporları. Şirket kayıtlarına erişilemiyorsa HMK m. 400 vd. uyarınca delil tespiti yoluna gidilebilir.

Kanun metinleri için Mevzuat Bilgi Sistemi, içtihat taraması için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

 Sıkça Sorulan Sorular

Ortak olmayan bir müdür de sorumlu olur mu? Evet. TTK m. 553 sorumluluğu ortaklık sıfatına değil, yönetim yetkisine bağlar. Dışarıdan atanan müdürler ve yönetim kurulu üyeleri de aynı hükümlere tabidir.

Görevden ayrıldıktan sonra sorumluluk devam eder mi? Evet. Görev süresi içindeki fiillerden doğan sorumluluk, istifa veya azil ile sona ermez; zamanaşımı süreleri içinde dava açılabilir.

Şirketin vergi ve SGK borçlarından müdür sorumlu mu? Bu sorumluluk TTK m. 553’ten değil, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesi ile Vergi Usul Kanunu m. 10’dan doğar. Kanuni temsilciler, şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından şahsi malvarlıklarıyla sorumlu olabilir. Bu, ayrı bir hukuki rejimdir ve idari yargı ile icra hukuku boyutları vardır.

İbra edildim, artık dava açılamaz mı? İbra yalnızca genel kurula açıklanmış vakıaları kapsar. Gizlenen işlemler bakımından ibra koruma sağlamaz. Ayrıca ibraya olumsuz oy verenlerin dava hakkı altı ay süreyle saklıdır.

Sorumluluk sigortası koruma sağlar mı? TTK m. 361, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini yaparken verecekleri zararların sigorta ettirilebileceğini düzenler. Poliçe kapsamı ve istisnaları (kasıt, kişisel menfaat sağlama vb.) somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Dosyanızı değerlendirmek için bize ulaşın.

Şirketlerde Haklı Sebeple Fesih Davası

Haklı sebeple fesih davası, ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hâle geldiği durumlarda şirketin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini sağlayan istisnai bir hukuki yoldur. Anonim şirketler için TTK m. 531, limited şirketler için TTK m. 636/3 bu davayı düzenler.

Uygulamada bu dava, çoğu zaman şirketi gerçekten kapatmak için değil, kilitlenmiş bir ortaklıktan adil bedelle çıkabilmek için açılır. Zira kanun, mahkemeye feshe alternatif çözümlere hükmetme yetkisi tanımıştır ve mahkemeler bu yetkiyi ağırlıklı olarak kullanmaktadır.

 Yasal Dayanak ve Dava Açma Şartları

Anonim Şirketlerde (TTK m. 531)

Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilir.

Bu eşik, dava açma hakkı bakımından bir azınlık hakkıdır; tek başına eşiği karşılamayan pay sahipleri bir araya gelerek de dava açabilir. Eşiğin dava boyunca korunması gerekir.

 Limited Şirketlerde (TTK m. 636/3)

Limited şirketlerde eşik aranmaz. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde her ortak, mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Bu, limited şirketin şahıs şirketine yakın karakterinden kaynaklanır.

Mahkeme, fesih yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına ya da duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.

 “Haklı Sebep” Nedir? Uygulamadan Örnekler

Kanun haklı sebebi tanımlamamış, takdiri hâkime bırakmıştır. Yargı kararlarında haklı sebep olarak değerlendirilen başlıca durumlar:

  • Ortaklar arasında derin ve sürekli anlaşmazlık (deadlock) nedeniyle organların işleyemez hâle gelmesi
  • Genel kurulun yıllarca toplanamaması veya toplantı nisabının hiç sağlanamaması
  • Yönetimin şirket malvarlığını kendi veya yakınları lehine kullanması (örtülü kazanç aktarımı)
  • Uzun yıllar hiç kâr payı dağıtılmaması, buna karşılık yöneticilere fahiş huzur hakkı ödenmesi
  • Azınlık ortağın bilgi alma, denetim ve genel kurula katılma haklarının sistematik olarak engellenmesi
  • Şirketin faaliyet konusunun fiilen terk edilmiş, şirketin işlevsiz bir kabuk hâline gelmiş olması
  • Ortaklar arasındaki güven ilişkisinin, ceza yargılamasına konu olacak düzeyde bozulması

Buna karşılık; iş stratejisine ilişkin görüş ayrılıkları, geçici mali sıkıntılar veya tek seferlik bir usulsüzlük tek başına haklı sebep sayılmaz. Yargıtay, haklı sebebin süreklilik ve çekilmezlik unsurlarını taşımasını arar.

Güncel içtihatlar için Yargıtay Karar Arama sistemini inceleyebilirsiniz.

Mahkemenin Alternatif Çözüm Yetkisi — Davanın Asıl Kilit Noktası

TTK m. 531, mahkemeye üç seçenek tanır:

  1. Şirketin feshine karar vermek,
  2. Davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına karar vermek,
  3. Duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmetmek.

Üçüncü seçenek geniş bir takdir alanı yaratır. Uygulamada mahkemelerin hükmettiği çözümler arasında şunlar yer alır:

  • Davalı ortağın payının bedeli ödenerek şirketten çıkarılması
  • Esas sözleşmenin belirli maddelerinin değiştirilmesi
  • Kâr dağıtımının zorunlu kılınması
  • Şirketin bölünmesi veya belirli bir malvarlığının ayrılması
  • Yönetim yapısının yeniden düzenlenmesi, denetçi/kayyum atanması

Stratejik not: Fesih, ekonomik değeri olan işleyen bir şirket için genellikle en verimsiz sonuçtur; tasfiye sürecinde varlıklar gerçek değerinin altında elden çıkar. Bu nedenle dilekçede, feshe kademeli talep olarak alternatif çözümlerin de açıkça ve gerekçeleriyle talep edilmesi büyük önem taşır.

 Payın “Gerçek Değeri” Nasıl Belirlenir?

Alternatif çözüme hükmedildiğinde, ödenecek bedel payın nominal değeri değil gerçek değeridir. Mahkeme, mali müşavir ve değerleme uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine başvurur.

Değerlemede tipik olarak şu yaklaşımlar birlikte kullanılır:

Yöntem Ne yapar Ne zaman öne çıkar
Net aktif değer Varlık ve borçlar rayiç değere getirilerek özkaynak bulunur Gayrimenkul ağırlıklı, faaliyeti durmuş şirketler
İndirgenmiş nakit akımı Gelecek nakit akışları bugüne indirgenir Faaliyeti süren, kâr eden şirketler
Piyasa çarpanları Benzer şirket işlemlerine göre çarpan uygulanır Karşılaştırılabilir veri bulunan sektörler

Değerleme tarihi, TTK m. 531’in açık ifadesiyle karar tarihine en yakın tarihtir. Bu nedenle enflasyonist dönemlerde, yargılamanın uzaması davacı aleyhine sonuç doğurmaz; ancak rapor tarihi ile karar tarihi arasındaki farkın büyümesi hâlinde ek rapor talep edilmesi gerekir.

Bilirkişi raporuna itiraz süresi HMK m. 281 uyarınca raporun tebliğinden itibaren iki haftadır.

 Fesih Davası mı, Ortaklıktan Çıkma Davası mı?

İki yol arasındaki tercih, davacının konumuna göre değişir:

Haklı sebeple fesih (TTK 531 / 636/3) Haklı sebeple çıkma (TTK 638/2 – yalnızca limited)
Uygulandığı şirket Anonim + Limited Yalnızca limited
Anonim şirkette eşik Sermayenin 1/10’u —
Sonuç Şirketin tasfiyesi veya alternatif çözüm Ortağın ayrılması + ayrılma akçesi
Baskı unsuru Yüksek (şirketin varlığı tehlikede) Orta
Karşı tarafa risk Tüm ortaklar etkilenir Yalnızca mali yük

Limited şirket ortakları çoğu zaman iki davayı birlikte veya kademeli olarak değerlendirir. Ayrıntı için bkz. limited şirkette ortaklıktan çıkma ve çıkarılma.

 Usul: Süre, Mahkeme ve Arabuluculuk

  • Görevli mahkeme: Asliye ticaret mahkemesi
  • Yetkili mahkeme: Şirket merkezinin bulunduğu yer (kesin yetki)
  • Süre: Hak düşürücü süreye tabi değildir; ancak haklı sebebin güncelliğini koruması gerekir. Uzun süre sessiz kalmak, hakkın kötüye kullanılması itirazına zemin hazırlar.
  • Arabuluculuk: Dava inşai nitelikte olduğu ve bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olmadığı için TTK m. 5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Ancak alternatif çözüm kapsamında ödenecek bedelin ayrıca alacak davasına konu edilmesi hâlinde arabuluculuk gündeme gelir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.
  • İhtiyati tedbir: Malvarlığının kaçırılması riski varsa pay devrinin, taşınmaz satışının veya sermaye azaltımının tedbiren durdurulması istenmelidir.

Şirketin sicil bilgileri ve son mali durumu için MERSİS ve Ticaret Sicili Gazetesi kayıtları başlangıç noktasıdır.

 Sıkça Sorulan Sorular

Tek bir ortak olarak anonim şirketin feshini isteyebilir miyim? Sermayenin en az onda birini temsil etmiyorsanız TTK m. 531’e dayanamazsınız. Bu eşiğin altındaki pay sahipleri, diğer azınlık ortaklarla birlikte hareket ederek eşiği sağlayabilir.

Mahkeme mutlaka fesih kararı verir mi? Hayır. TTK m. 531 mahkemeye alternatif çözüm yetkisi tanır ve uygulamada fesih son çare olarak görülür. Bu nedenle dilekçede alternatif çözüm talepleri açıkça yer almalıdır.

Fesih kararı verilirse şirket ne olur? Şirket tasfiye sürecine girer. Tasfiye memurları atanır, borçlar ödenir, kalan bakiye ortaklara payları oranında dağıtılır ve şirket ticaret sicilinden terkin edilir.

Dava sırasında şirket faaliyetine devam eder mi? Evet, aksi yönde tedbir kararı yoksa faaliyet sürer. Bu, uzun yargılamalarda malvarlığının erimesi riskini doğurur; tedbir talebi bu nedenle önemlidir.

Haklı sebebi nasıl ispatlarım? Genel kurul tutanakları, noter ihtarnameleri, cevapsız bırakılan bilgi talepleri, banka ve muhasebe kayıtları, önceki dava ve icra dosyaları başlıca delillerdir. Şirket kayıtlarına erişim engelleniyorsa delil tespiti veya bilgi alma davası ön adım olarak kullanılabilir.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Dosyanızın değerlendirilmesi için bizimle iletişime geçin.

Genel Kurul Kararının İptali Davası: Şartları, Süresi ve Sonuçları

Genel kurul kararının iptali davası, kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı biçimde alınan genel kurul kararlarının mahkeme kararıyla geçersiz kılınmasını sağlayan bir yenilik doğuran (inşai) davadır. Anonim şirketler için TTK m. 445 ilâ 451, limited şirketler için ise TTK m. 622’nin yaptığı atıfla aynı hükümler uygulanır.

Bu dava, azınlık ortakların çoğunluğun keyfî kararlarına karşı sahip olduğu en etkili korunma aracıdır. Ancak üç aylık hak düşürücü süre ve muhalefet şerhi koşulu nedeniyle, uygulamada en çok usulden reddedilen dava türlerinden biridir.

 Hangi Kararlar İptal Edilebilir?

TTK m. 445 uyarınca iptal sebepleri üç başlıkta toplanır:

1. Kanuna aykırılık: Toplantı ve karar nisaplarına uyulmaması, çağrının usulüne uygun yapılmaması, gündemde bulunmayan konuda karar alınması, oydan yoksun ortağın oy kullanması.

2. Esas sözleşmeye aykırılık: Sözleşmede öngörülen ağırlaştırılmış nisaba uyulmaması, sözleşmeyle getirilen usul kurallarının ihlali.

3. Dürüstlük kuralına aykırılık: Şirket menfaati bulunmamasına rağmen sistematik olarak kâr dağıtmama, azınlığı şirketten kaçırmaya yönelik sermaye artırımı, eşit işlem ilkesinin ihlali.

Üçüncü grup, uygulamada en sık başvurulan ancak ispatı en zor olan gruptur. Yargıtay, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasında şirket menfaati ile pay sahibi menfaati arasındaki dengeyi somut olarak inceler.

İptal, Butlan ve Yokluk Ayrımı

Bu üç kavramın karıştırılması, davanın yanlış hukuki temele oturtulmasına yol açar.

İptal edilebilirlik Butlan (TTK m. 447) Yokluk
Niteliği Karar geçerlidir, iptal edilene kadar hüküm doğurur Karar baştan geçersizdir Karar hukuken hiç doğmamıştır
Dava süresi 3 ay (hak düşürücü) Süreye tabi değil Süreye tabi değil
Kimler ileri sürebilir Sınırlı çevre (TTK m. 446) Menfaati olan herkes Menfaati olan herkes
Tipik örnek Nisaba uyulmaması Vazgeçilemez pay sahipliği haklarını kaldıran karar, anonim şirketin temel yapısını bozan karar Hiç toplantı yapılmadan tutanak düzenlenmesi, çağrısız toplantıda bir pay sahibinin hiç bulunmaması

Butlan ve yokluk hâllerinde açılan dava bir tespit davası niteliğindedir ve süreye bağlı değildir. Ancak Yargıtay, hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde uzun süre sessiz kalınmasını dikkate alabilmektedir.

 Davayı Kimler Açabilir? (TTK m. 446)

a) Toplantıda hazır bulunan ve muhalefetini tutanağa geçirten pay sahibi. Bu, uygulamadaki en kritik şarttır. Toplantıya katılıp olumsuz oy kullanmak tek başına yeterli değildir; muhalefetin ayrıca tutanağa geçirilmiş olması gerekir.

b) Toplantıda hazır bulunmayan pay sahibi, ancak şu hâllerde:

  • Çağrının usulüne uygun yapılmaması,
  • Gündemin gereği gibi ilan edilmemesi,
  • Toplantıya katılma hakkı bulunmayan kişilerin karara katılması,
  • Kendisinin toplantıya haksız olarak alınmamış olması.

c) Yönetim kurulu (limited şirkette müdürler kurulu).

d) Kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna yol açacaksa, yönetim kurulu üyelerinin her biri.

Uygulama uyarısı: Muhalefet şerhi yazılırken “karara muhalifim” demek yeterli olmakla birlikte, muhalefet gerekçesinin kısaca yazılması ispat bakımından güçlü avantaj sağlar. Toplantıdan ayrılmadan önce tutanağın imzalı bir örneğini talep edin.

 Üç Aylık Hak Düşürücü Süre

Dava, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılmalıdır.

Bu sürenin özellikleri:

  • Hak düşürücü süredir; zamanaşımı gibi kesilmez, durmaz, uzatılmaz.
  • Mahkemece resen dikkate alınır; davalı ileri sürmese bile dava reddedilir.
  • Başlangıç anı, kararın öğrenildiği tarih değil karar tarihidir.
  • Tescile tabi kararlarda dahi süre karar tarihinden işler; tescil tarihi süreyi yeniden başlatmaz.

Bu nedenle genel kurul sonrası tutanağın bir örneğinin derhal temin edilmesi ve hukuki değerlendirmenin gecikmeden yapılması gerekir.

 Ortaklıktan Çıkarma Kararına Karşı İptal Davası

Limited şirketlerde TTK m. 640/2, özel bir iptal yolu düzenler: şirket sözleşmesine dayanılarak genel kurul kararıyla ortaklıktan çıkarılan ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir.

Bu davada TTK m. 445’teki genel iptal sebeplerinin ayrıca gerçekleşmiş olması aranmaz; ortak, çıkarma sebebinin gerçekleşmediğini veya sebebin objektif/eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürebilir. Ayrıntı için bkz. limited şirkette ortaklıktan çıkma ve çıkarılma.

Dikkat edilmesi gereken nokta, sürenin noter bildirimi tarihinden başlamasıdır. Usulsüz bildirim, sürenin hiç başlamamasına yol açar.

Yürütmenin Durdurulması ve Teminat

İptal davası açılması, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz. Sermaye artırımı, pay devri veya taşınmaz satışı gibi geri dönülmesi güç sonuçlar doğuracak kararlarda, HMK m. 389 vd. uyarınca ihtiyati tedbir yoluyla kararın icrasının durdurulması istenmelidir.

TTK m. 448/2 uyarınca mahkeme, yönetim kurulunun talebi üzerine, muhtemel zararlara karşı davacılardan teminatyatırmasını isteyebilir. Teminatın niteliği ve miktarı mahkemenin takdirindedir.

 Kararın Sonuçları

  • İptal kararı geçmişe etkilidir; karar alındığı andan itibaren geçersiz sayılır.
  • İptal hükmü tüm pay sahipleri için sonuç doğurur; dava açmayan ortaklar da hükümden yararlanır (TTK m. 450).
  • Karar kesinleştikten sonra yönetim kurulu, hükmü ticaret siciline tescil ettirmek ve ilan etmekle yükümlüdür.
  • İptal edilen karara dayanarak işlem yapan yöneticiler bakımından sorumluluk gündeme gelebilir; bkz. şirket müdürünün ve yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu.

Kanun metinlerinin güncel hâli için Mevzuat Bilgi Sistemi, içtihatlar için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Toplantıya katılmadım, yine de iptal davası açabilir miyim? Kural olarak hayır. Ancak çağrı usulsüzse, gündem gereği gibi ilan edilmemişse veya toplantıya haksız olarak alınmadıysanız dava açabilirsiniz.

Muhalefet şerhi yazmayı unuttum, hakkım tamamen bitti mi? İptal davası bakımından ciddi bir engel doğar. Ancak karar butlan veya yokluk yaptırımına tabiyse, muhalefet şerhi aranmaz ve süre sınırı da yoktur. Bu nedenle kararın hukuki niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Genel kurul kararının iptali davası arabuluculuğa tabi mi? Hayır. Dava, bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olmadığından TTK m. 5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Ayrıntı için bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.

İptal davası devam ederken şirket kararı uygulayabilir mi? Tedbir kararı alınmamışsa evet. Bu nedenle dava dilekçesiyle birlikte ihtiyati tedbir talebinde bulunulması önemlidir.

Üç aylık süre geçtiyse başka bir yol var mı? Kararın butlanla sakat olduğu iddiası, ortaklıktan çıkma talebi veya haklı sebeple fesih yolu değerlendirilebilir. Bkz. haklı sebeple fesih davası.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Limited Şirkette Ortaklıktan Çıkma ve Çıkarılma

Limited şirkette ortaklıktan çıkma, ortağın kendi iradesiyle ortaklık ilişkisini sona erdirmesidir. Çıkarılma ise ortağın iradesi dışında, şirketin talebiyle ortaklıktan uzaklaştırılmasıdır. Her iki kurum da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 638 ilâ 640. maddelerinde düzenlenmiş olup, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlere özgüdür.

Bu iki yolun ayrımı uygulamada sıkça karıştırılır ve yanlış tarafın dava açması, davanın sıfat yokluğundan reddiyle sonuçlanır. Aşağıda her iki kurumu, şartlarını ve mali sonucu olan ayrılma akçesini ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.


H2: Ortaklıktan Çıkma (TTK m. 638)

H3: Şirket Sözleşmesine Dayalı Çıkma

TTK m. 638/1 uyarınca şirket sözleşmesinde ortaklara çıkma hakkı tanınabilir ve bu hakkın kullanımı belirli şartlara bağlanabilir. Örneğin belirli bir süre ortak kalma, belirli bir bildirim süresine uyma veya belirli olayların gerçekleşmesi şart koşulabilir.

Bu ihtimalde dava açmaya gerek yoktur; sözleşmede öngörülen usule uygun bir çıkma beyanı yeterlidir. Ancak beyanın ispat edilebilir olması için noter aracılığıyla yapılması güçlü biçimde önerilir.

H3: Haklı Sebebe Dayalı Çıkma

TTK m. 638/2, şirket sözleşmesinde böyle bir hak öngörülmemiş olsa dahi, haklı sebeplerin varlığı hâlinde ortağın mahkemeden çıkmaya izin verilmesini isteyebileceğini düzenler. Bu, dava yoluyla kullanılan bir haktır.

Uygulamada haklı sebep olarak kabul edilen tipik durumlar:

  • Ortaklar arasındaki güven ilişkisinin onarılamaz biçimde bozulması
  • Yıllarca kâr payı dağıtılmaması, kârın örtülü biçimde şirket dışına aktarılması
  • Ortağın bilgi alma ve inceleme hakkının (TTK m. 614) sürekli engellenmesi
  • Genel kurulun toplanmaması veya ortağın toplantılardan sistematik biçimde dışlanması
  • Ortağın şirketten dışlanarak yönetim ve denetimden tamamen uzaklaştırılması
  • Azınlık ortağa karşı sürekli ve kasıtlı eşitsiz muamele

Usul notu: Dava açmadan önce şirkete yazılı (tercihen noter kanalıyla) bir çıkma talebi iletilmesi, hem haklı sebebin varlığını belgelemek hem de iyi niyeti ortaya koymak bakımından yararlıdır.

H3: Çıkmaya Katılma (TTK m. 639)

Bir ortak çıkma davası açtığında veya sözleşmesel çıkma hakkını kullandığında, müdürler bu durumu diğer ortaklara gecikmeksizin bildirmek zorundadır. Diğer ortaklar da bildirimden itibaren bir ay içinde aynı koşullarla çıkmaya katılabilir. Bu düzenlemenin amacı, ortaklar arasında eşitliği korumaktır.


H2: Ortaklıktan Çıkarılma (TTK m. 640)

H3: Genel Kurul Kararıyla Çıkarma

TTK m. 640/1, şirket sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararıyla çıkarılabileceği sebeplerin önceden öngörülebileceğini düzenler. Bu sebeplerin objektif nitelikte ve eşit işlem ilkesine uygun olması gerekir; “müdürlerin uygun göreceği hâller” gibi belirsiz ifadeler geçersiz sayılır.

Karar nisabı bakımından TTK m. 621/1-h uyarınca, temsil edilen oyların en az üçte ikisi ile oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması aranır.

Çıkarılan ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir (TTK m. 640/2). Bu davada, TTK m. 445’teki genel iptal şartlarının ayrıca gerçekleşmiş olması aranmaz. Konunun ayrıntısı için bkz. genel kurul kararının iptali davası.

H3: Mahkeme Kararıyla Haklı Sebeple Çıkarma

TTK m. 640/3’e göre, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması mümkündür.

Bu hükmün iki kritik sonucu vardır:

1) Davayı yalnızca şirket açabilir. Bir ortağın, diğer bir ortağın çıkarılması istemiyle dava açması mümkün değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında, bu tür davaların aktif husumet (dava ehliyeti) yokluğundan reddedileceği istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır. Güncel içtihatlar için Yargıtay Karar Arama sistemini kullanabilirsiniz.

2) Önce genel kurul kararı alınmalıdır. Şirketin dava açabilmesi için, dava açılmasına yönelik bir genel kurul kararının bulunması gerekir.

H3: İki Ortaklı Limited Şirketlerde Çıkmaz

%50-%50 paylı iki ortaklı şirketlerde, çıkarılması istenen ortak oy kullanacağı için gerekli nisapla karar alınması fiilen imkânsızlaşır. Öğretide bu durum, TTK’da örtülü bir kanun boşluğu olarak nitelendirilmektedir.

Uygulamada bu kilitlenme genellikle şu yollarla aşılmaya çalışılır:

  • TTK m. 636/3 uyarınca haklı sebeple fesih davası açmak ve mahkemeden fesih yerine “davalı ortağın payının gerçek değeri ödenerek çıkarılması” gibi alternatif bir çözüme hükmedilmesini talep etmek
  • TTK m. 638/2 uyarınca kendi çıkmasını talep etmek ve ayrılma akçesini tahsil etmek

Bu stratejik tercih, somut olaydaki delil durumuna göre değişir. Ayrıntı için bkz. haklı sebeple fesih davası.


H2: Çıkma ile Çıkarılma Arasındaki Farklar

Kriter Çıkma (TTK m. 638) Çıkarılma (TTK m. 640)
İnisiyatif Ortakta Şirkette
Sözleşmeye dayalı hâl Çıkma beyanı yeterli Genel kurul kararı gerekir
Haklı sebebe dayalı hâl Ortak dava açar Yalnızca şirket dava açar
Genel kurul kararı şartı Yok Var
İtiraz yolu — 3 ay içinde iptal davası
Mali sonuç Ayrılma akçesi Ayrılma akçesi

H2: Ayrılma Akçesi: Ortak Ayrılınca Ne Kadar Alır?

TTK m. 641/1 uyarınca ortak, ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine göre hesaplanacak bir ayrılma akçesinin ödenmesini isteyebilir. Bu hak, hem çıkma hem de çıkarılma hâllerinde doğar.

H3: “Gerçek Değer” Ne Demektir?

Gerçek değer, tapudaki veya sicildeki nominal (itibari) değer değil, şirketin işletme değeri esas alınarak hesaplanan değerdir. Uygulamada mahkemeler bilirkişi marifetiyle:

  • Şirketin aktif ve pasiflerini,
  • Gayrimenkul, makine ve stok gibi varlıkların rayiç değerini,
  • Marka, müşteri portföyü gibi maddi olmayan varlıkları,
  • Şirketin kâr etme kapasitesini (gelir yaklaşımı)

birlikte değerlendirir. Değerleme tarihi, kural olarak ortaklık sıfatının sona erdiği andır.

H3: Ayrılma Akçesinin Ödenmesi ve Muacceliyeti (TTK m. 642)

Ayrılma akçesinin ödenebilmesi için, şirketin kullanılabilir özkaynağı üzerinde tasarruf edebiliyor olması gerekir. Bu koşul gerçekleşmezse ödeme, koşulun gerçekleştiği ana kadar ertelenir. Sermayenin korunması ilkesi gereği, ayrılma akçesinin ödenmesi şirketin esas sermayesini azaltacak biçimde yapılamaz.

Ayrılma akçesinin ödenmeyen kısmı için ortak, şirkete karşı alacak davası açabilir. Bu dava parasal talep içerdiğinden TTK m. 5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabidir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.


H2: Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Ön hazırlık: Şirket sözleşmesi, genel kurul tutanakları, ticaret sicil kayıtları (bkz. MERSİS) ve mali tablolar toplanır.
  2. Bilgi alma hakkının kullanılması: TTK m. 614 uyarınca defter ve belgelerin incelenmesi talep edilir; reddedilmesi hâlinde bu, haklı sebebin delili olur.
  3. İhtar: Şirkete noter kanalıyla çıkma talebi veya haklı sebeplerin giderilmesi ihtarı gönderilir.
  4. Dava: Şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılır.
  5. Tedbir talebi: Gerekiyorsa pay devrinin önlenmesi, malvarlığının kaçırılmasının engellenmesi için ihtiyati tedbir istenir.
  6. Bilirkişi incelemesi: Payın gerçek değeri için mali müşavir/değerleme uzmanı incelemesi yapılır.
  7. Karar ve tescil: Kesinleşen karar ticaret siciline tescil ve ilan edilir.

H2: Sıkça Sorulan Sorular

Limited şirket ortağı istediği zaman ayrılabilir mi? Hayır. Şirket sözleşmesinde çıkma hakkı tanınmışsa öngörülen usulle, tanınmamışsa ancak haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla ayrılabilir. Alternatif yol, payı bir başkasına devretmektir.

Pay devri ile çıkma arasındaki fark nedir? Pay devrinde ortaklık sıfatı devralana geçer ve bedeli devralan öder; şirketin malvarlığı etkilenmez. Çıkmada ise ortaklık sıfatı sona erer ve ayrılma akçesini şirket öder. Ayrıca pay devri, TTK m. 595 uyarınca kural olarak genel kurulun onayına tabidir.

Ortaklıktan çıkarma davasını ortak açabilir mi? Hayır. TTK m. 640/3’te açıkça “şirketin istemi üzerine” denildiğinden davayı yalnızca şirket tüzel kişiliği açabilir. Ortağın açtığı dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Şirketin borcu varsa ayrılan ortak sorumlu olur mu? Ortaklık sıfatının sona ermesi, ortaklık devam ederken doğmuş kamu alacaklarına ilişkin 6183 sayılı Kanun’dan kaynaklanan sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ayrılma öncesinde vergi ve SGK borçlarının durumu mutlaka incelenmelidir.

Ayrılma akçesi ödenmezse ne yapılır? Şirkete karşı alacak davası açılır. Dava öncesinde arabulucuya başvurulması dava şartıdır.

İlgili yazılar:

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Marka Hakkına Tecavüz ve Karıştırılma İhtimali (İltibas)

Bir markanın ayırt edici gücü, onu başka teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayıran en temel değerdir. Bu değerin izinsiz kullanılması marka hakkına tecavüz oluşturur ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında hukuki ve cezai yaptırımlara tabidir. Tecavüzün belirlenmesinde Yargıtay’ın onlarca yıldır istikrarla uyguladığı temel ölçüt ise karıştırılma ihtimali (iltibas)’dir. Bu yazıda iltibas kavramını, SMK m. 7 kriterlerini, tecavüzün sonuçlarını ve konuya ilişkin Yargıtay kararlarını ele alıyoruz. Konunun daha geniş çerçevesi için marka hukukuve fikri mülkiyet hukuku sayfalarımız yol gösterici olabilir.

Karıştırılma İhtimali (İltibas) Nedir?

Karıştırılma ihtimali; bir işaretin, tescilli bir markayla görsel, işitsel veya anlamsal benzerliği nedeniyle, halk nezdinde iki işaretin aynı işletmeye ait olduğu ya da işletmeler arasında idari-ekonomik bir bağ bulunduğu izlenimi yaratmasıdır. SMK m. 7 uyarınca marka sahibi, izni olmaksızın markasıyla aynı veya benzer işaretlerin, aynı ya da benzer mal ve hizmetlerde karıştırılma ihtimali doğuracak şekilde kullanılmasını önleme hakkına sahiptir. Önemli olan fiili bir karışıklığın gerçekleşmesi değil, karışıklık ihtimalinin bulunmasıdır.

Yargıtay’ın Değerlendirmede Kullandığı Ölçütler

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, iltibas değerlendirmesini bütünsel bir bakışla yapar. Bu değerlendirmede işaretler arasındaki görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik ile markaların tescilli olduğu mal veya hizmet sınıflarının aynı veya benzer olup olmadığı birlikte incelenir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, ortalama tüketici markayı bir bütün olarak algılar ve ayrıntıları karşılaştırmaz; bu nedenle markanın esaslı (baskın) unsurubelirleyicidir. Nitekim Yargıtay 11. HD, E. 2023/5001, K. 2024/1953 sayılı kararında, markanın esaslı unsurları karıştırılmaya elverişliyse, ayırt edici niteliği düşük ek ibarelerin dahi karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmayacağına hükmetmiştir.

Uygulama notu: Bir markaya “İstanbul”, “Grup”, “Ltd.” gibi tali unsurlar eklenmesi çoğu zaman iltibası ortadan kaldırmaz. Esas unsur benzer olduğu sürece, eklenen zayıf ibareler tüketicinin markaları ilişkilendirmesini engellemez. Bu husus özellikle seri marka ve tanınmış marka uyuşmazlıklarında önem taşır.

Ticaret Unvanının Markasal Kullanımı

Uygulamada sık karşılaşılan bir sorun, bir ticaret unvanının veya alan adının marka gibi kullanılmasıdır. Yargıtay, bir ticaret unvanının yalnızca resmi belgelerde ve sicilde kullanılmasını kural olarak tecavüz saymaz. Ancak unvanda yer alan ayırt edici ibarenin ürün ambalajlarında, kataloglarda, tabelalarda, sosyal medyada veya alan adında marka gibi kullanılması ve bunun tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratması hâlinde marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet doğar. Yargıtay 11. HD, unvanın uzun süre kullanılmış olmasının dahi, markasal kullanımdan doğan tecavüzü meşru hâle getirmeyeceğini vurgulamıştır. Bu tür uyuşmazlıkların rekabet boyutu için rekabet hukuku ve ticaret ve şirketler hukuku alanlarımız da devreye girer.

Tecavüzün Sonuçları: Men, El Koyma ve Tazminat

Marka hakkına tecavüz hâlinde marka sahibi; tecavüzün tespitini, durdurulmasını (men) ve önlenmesini, taklit ürünlere el konulmasını, maddi ve manevi tazminat ile itibar tazminatını talep edebilir. Yargıtay, maddi tazminatın ispatının güç olduğu hâllerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 50 uyarınca hâkimin hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedebileceğini kabul etmektedir. Tazminatın hesabı, marka sahibinin talebine göre yoksun kalınan kazanç, lisans bedeli veya tecavüz edenin elde ettiği net kazanç üzerinden yapılabilir. Tazminat sürecinin genel esasları için tazminat hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Güncel mevzuat ve tescil işlemleri için Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT)↗ resmi kaynaktır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Marka tescilli değilse tecavüz davası açabilir miyim? Kural olarak SMK korumasından tescilli markalar yararlanır; ancak önceye dayalı gerçek hak sahipliği ve haksız rekabet hükümleri belirli koşullarda tescilsiz işaret sahibine de koruma sağlayabilir.

İki marka farklı sınıflarda tescilliyse yine iltibas olur mu? Kural olarak mal/hizmet sınıfının aynı veya benzer olması aranır. Ancak tanınmış markalarda farklı sınıflarda dahi koruma gündeme gelebilir.

Sosyal medyadaki kullanım tecavüz sayılır mı? Evet. Yargıtay içtihatlarına göre sosyal medya hesaplarında yapılan markasal kullanımlar da tecavüz davasına konu olabilir.

Dava açmadan önce ne yapılmalı? Tecavüzün tespiti, delillerin (ekran görüntüsü, fatura, ürün örneği) toplanması ve gerektiğinde ihtiyati tedbir talebi önem taşır.

Sonuç

Marka hakkına tecavüz davaları; iltibasın bütünsel değerlendirmesi, esas unsurun tespiti, sınıf benzerliği ve tazminatın hesabı nedeniyle teknik bir uzmanlık alanıdır. Yanlış kurgulanan bir dava, hak kaybına ve yargılama giderlerine yol açabilir. Bu nedenle tecavüz iddiası ve savunma aşamasında marka hukuku ile dava ve uyuşmazlık çözümü alanında destek alınması önerilir. Dosyanıza özel değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Futbol Menajerliği: FIFA Lisansı, TFF Tescili ve Menajerlik Sözleşmesi

Profesyonel futbolun büyüyen ekonomisiyle birlikte futbol menajerliği, hem hukuki hem de mesleki açıdan yeniden düzenlenen bir alan hâline geldi. FIFA’nın 2023’te yürürlüğe koyduğu yeni Futbol Temsilcisi Talimatı (FFAR) ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) buna paralel çıkardığı talimatla birlikte, artık menajer olabilmek için önce FIFA lisansı almak, ardından TFF’ye tescil edilmek zorunludur. Bu yazıda futbol menajerliğinin lisans ve tescil şartlarını, menajerlik sözleşmesini, ücret sınırlarını ve FFAR’a ilişkin güncel hukuki gelişmeleri ele alıyoruz. Sürecin sözleşmesel boyutu için sözleşme hukuku ve genel çerçeve için spor hukuku sayfalarımız da yol gösterici olabilir.

Futbol Menajeri (Oyuncu Temsilcisi) Kimdir?

Futbol menajeri; futbolcu, teknik adam veya kulüp adına transfer, sözleşme müzakeresi ve temsil hizmetleri yürüten lisanslı gerçek kişidir. Menajer, temsil ettiği tarafın kariyer ve sözleşme süreçlerini yönetir; bu faaliyeti yalnızca FIFA ve TFF nezdinde geçerli bir lisansla yürütebilir. Lisanssız yürütülen menajerlik faaliyeti disiplin yaptırımına konu olabilir.

FIFA Menajerlik Lisansı ve Sınavı

FFAR ile birlikte menajerlik faaliyeti, FIFA tarafından hazırlanan bir lisans sınavından geçme şartına bağlanmıştır. 2025 itibarıyla sınav, FIFA Agent Platform üzerinden çevrimiçi ve yılda bir kez yapılmakta; başvuru, sınav takvimi ve süreç bu platform üzerinden yürütülmektedir. Sınavı geçen aday, FIFA nezdinde futbol temsilcisi olarak tescil edilir. Başvuru ve güncel takvim için FIFA Agent Platform↗ resmi kaynaktır.

TFF Tescili ve Lisans

FIFA lisansını alan kişinin Türkiye’de menajerlik yapabilmesi için ayrıca TFF’ye tescil edilerek TFF futbol menajerliği lisansı alması gerekir. Bunun için FFAR’daki uygunluk şartlarının karşılanması, TFF’nin öngördüğü taahhütnamenin imzalanması ve lisans ücretinin ödenmesi gerekir. Lisans sahipleri, lisanslarını her sezon başında vize ettirmekzorundadır. Güncel şartlar ve talimat metni için TFF resmî sitesi↗ esas alınmalıdır.

Sabıka/uygunluk şartı: Müsabaka sonucunu etkileme, yasa dışı bahis, doping, sahtecilik ve benzeri futbolla ilgili suçlardan ceza almamış olmak, lisans için aranan temel uygunluk koşulları arasındadır.

Menajerlik Sözleşmesi

Menajerlik hizmeti, taraflar arasında yazılı bir menajerlik sözleşmesiylekurulur. Sözleşmede tarafların kimliği, hizmetin kapsamı, süre ve ücret açıkça yer almalıdır. FFAR uyarınca temsil sözleşmelerinin süresi kural olarak iki yılla sınırlıdır. Sözleşmenin taraflarından biri futbolcu ya da kulüp olabileceğinden, menfaat çatışmasını önlemek amacıyla çoklu temsil kural olarak yasaktır. Sporcunun çalışma ilişkisiyle bağlantılı boyutlarda iş ve işçi hukuku ilkeleri de dikkate alınır.

Ücret ve Ücret Sınırı Tartışması

FFAR, menajerlik ücretine bir tavan (fee cap) getirmiş; TFF ise 7405 sayılı Kanun ile FIFA düzenlemesini harmanlayarak, futbolcuyu temsil eden menajerin ücretini futbolcunun brüt gelirine bağlı oranlarla sınırlayan bir düzenleme yapmıştır. Ancak bu ücret tavanı uluslararası düzeyde ciddi hukuki itirazlara konu olmuştur.

FFAR’ın Güncel Durumu (Askıya Alma ve CJEU Kararı)

Almanya’daki mahkeme kararları ve rekabet hukuku itirazları üzerine FIFA, 30 Aralık 2023 tarihli 1873 sayılı Sirküleri ile FFAR’ın ücret tavanı da dâhil bazı temel hükümlerini dünya genelinde geçici olarak askıya almışve ulusal federasyonlara da eşdeğer hükümleri askıya almalarını önermiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) 16 Temmuz 2026 tarihli kararıyla FFAR’ın temel kurallarının ilke olarak haklı görülebileceğine hükmetmiştir; ancak bu karar tek başına askıdaki hükümleri otomatik olarak yeniden yürürlüğe sokmamaktadır. FIFA, 1 Ocak 2027 için planlanan yeni transfer sistemi öncesinde menajer temsilcileriyle uzlaşı arayışını sürdürmektedir. Yabancı unsurlu bu süreçte milletlerarası özel hukuk boyutu da önem taşır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Menajer olmak için hangi sınava girmeliyim? FIFA’nın çevrimiçi menajerlik sınavına girip lisans almanız, ardından TFF’ye tescil olmanız gerekir.

Lisanssız menajerlik yapılabilir mi? Hayır. FFAR ve TFF talimatı uyarınca faaliyet, geçerli lisans ve tescile bağlıdır.

Menajerlik sözleşmesi en fazla ne kadar süreli olabilir? Temsil sözleşmeleri kural olarak iki yılla sınırlıdır.

Ücret tavanı şu an uygulanıyor mu? FFAR’ın ücret tavanı dâhil bazı hükümleri dünya genelinde askıdadır; güncel durumun somut işlem tarihinde teyidi gerekir.

Menajerlik uyuşmazlıkları nerede çözülür? Uyuşmazlığın niteliğine göre TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, TFF Tahkim Kurulu ve uluslararası düzeyde FIFA/CAS mekanizmaları devreye girebilir.

Sonuç

Futbol menajerliği; lisans, tescil, sözleşme süresi ve ücret sınırları bakımından hem FIFA hem TFF düzenlemelerine tabi, uluslararası içtihatla hızla değişen teknik bir alandır. Menajerlik sözleşmesinin hazırlanması ve olası uyuşmazlıklarda hak kaybı yaşamamak için alanında deneyimli bir spor hukuku avukatından ve dava ve uyuşmazlık çözümü desteği alınması önerilir. Dosyanıza özel değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Kat Karşılığı (Arsa Payı Karşılığı) İnşaat Sözleşmesi: Fesih, Gecikme ve Ayıp

 

Kentsel dönüşüm ve yeni konut üretiminin önemli bir kısmı kat karşılığı (arsa payı karşılığı) inşaat sözleşmeleri ile gerçekleştirilir. Ancak müteahhidin inşaatı geç tamamlaması, hiç tamamlamaması ya da ayıplı iş görmesi, arsa sahibi ile yüklenici arasında ciddi uyuşmazlıklara yol açar. Bu yazıda sözleşmenin hukuki niteliğini, fesih türlerini, gecikme ve cezai şart, ayıp sorumluluğu ile nama ifaya izin kurumunu güncel Yargıtay uygulamasıyla ele alıyoruz. Sözleşmenin genel hukuki çerçevesi için sözleşme hukuku sayfamız da yol gösterici olabilir.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Nedir?

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi; arsa sahibinin, arsasının belirli paylarını devretme; yüklenicinin (müteahhit) ise bu pay karşılığında bağımsız bölümler inşa edip teslim etme borcu altına girdiği, iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Hukuki niteliği itibarıyla eser sözleşmesi ile taşınmaz satış vaadinin özelliklerini birlikte taşıyan karma bir sözleşmedir. Bu nedenle, taşınmaz devri boyutu bakımından resmi şekle (noter/tapu) tabidir.

Sözleşmenin Feshi: Tek Taraflı İrade Yeterli Değildir

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; taraflar anlaşmadıkça, sözleşme batıl olmadıkça veya edimin ifasında objektif (kusursuz) imkânsızlık bulunmadıkça, kat karşılığı inşaat sözleşmesi tarafların tek yanlı irade beyanıyla sona ermez.Bir taraf feshi istiyor ve karşı taraf buna karşı çıkıyorsa, fesih ancak mahkeme kararıyla gerçekleşir.

Geriye Etkili Fesih – İleriye Etkili Fesih Ayrımı

Feshin sonuçları, büyük ölçüde inşaatın tamamlanma oranına göre belirlenir. Yargıtay içtihatlarında bu eşik genellikle %90 olarak kabul edilir:

  • Geriye etkili fesih (dönme): İnşaat seviyesi düşükse, sözleşme hiç yapılmamış gibi geriye etkili sonuç doğurur; taraflar aldıklarını (arsa sahibi devrettiği payları, yüklenici ise imalat bedelini) karşılıklı iade ile yükümlü olur. Kural olarak bu hâlde gecikme tazminatı istenemez (sözleşmede aksi kararlaştırılmışsa cezai şart/gecikme tazminatı istenebilir).
  • İleriye etkili fesih: İnşaat %90’ın üzerinde ve kabul edilebilir nitelikteyse (ya da inşaat seviyesi ne olursa olsun arsa sahibi talep ederse), fesih ileriye etkili sonuç doğurur; yüklenici, yaptığı imalatın oranına göre bedel alır. Feshin ileriye mi geriye mi etkili olacağı, inşaatın yargılama aşamasındaki son durumu itibarıyla belirlenir.

Gecikme ve Cezai Şart

Sözleşmede teslim tarihi kararlaştırılmışsa, o tarihin gelmesiyle teslim borcu muaccel olur; ayrıca bir bildirime gerek kalmaz. Yüklenici temerrüde düşerse, sözleşmede öngörülen gecikme tazminatı ve cezai şart talep edilebilir. Ancak yüklenici işi geç de olsa teslim etmiş ve arsa sahibi bu teslimi kayıtsız (ihtirazi kayıt koymadan) kabul etmişse, kural olarak cezai şart isteme hakkı ortadan kalkar. Cezai şart belirlenirken, sözleşmenin geriye veya ileriye etkili feshi hâlleri için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekir.

Ayıp Sorumluluğu

Yüklenici, teslim ettiği yapının ayıplarından sorumludur. TBK m. 477 uyarınca, arsa sahibi eseri açık veya örtülü olarak kabul ederse yüklenici ayıptan sorumluluktan kural olarak kurtulur. Ancak yüklenicinin kasten gizlediği ve gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek (gizli) ayıplar için sorumluluğu devam eder. Ayıplı ifaya ilişkin genel değerlendirme için ayıplı gayrimenkul davası konusuna da bakılabilir.

Nama İfaya İzin (TBK m. 113)

Yüklenici inşaatı hiç veya süresinde tamamlamayıp temerrüde düşerse, arsa sahibi TBK m. 113 uyarınca mahkemeden nama ifaya izin isteyebilir; yani işi, yüklenici nam ve hesabına kendisi (veya bir üçüncü kişi) tamamlatabilir. Bunun için kural olarak sözleşmenin yürürlükte (feshedilmemiş) olması, borçlunun temerrüde düşmüş olması ve borcun bir “yapma borcu” niteliğinde bulunması gerekir.

Taraf Teşkili ve Üçüncü Kişiler

Birden fazla arsa sahibi varsa, fesih davalarında aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunur; ya birlikte hareket etmeli ya da feshi istemeyen arsa sahibi davalı olarak gösterilmelidir. Ayrıca yükleniciden bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişilerin durumu da (tapu iptali, inşaata devam edip etmedikleri) davada ayrıca değerlendirilir.

Konuya İlişkin Yargıtay Kararları

  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 25.01.1984, 1983/3 E., 1984/1 K.: İnşaatın tamamlanma oranı ve feshin ileriye/geriye etkili sonuç doğurmasına ilişkin temel içtihattır; ileriye etkili fesihte yüklenicinin imalat oranına göre bedel alacağı kabul edilmiştir.
  • Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2005/5335, K. 2005/5448: Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin, taraf iradeleri birleşmedikçe, mahkeme kararı olmadıkça veya objektif imkânsızlık bulunmadıkça tek yanlı iradeyle sona ermeyeceğini vurgulamıştır.
  • Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7386, K. 2016/5426: Feshin ileriye mi geriye mi etkili olacağının, inşaatın yargılama aşamasındaki son durumu itibarıyla belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Kat karşılığı inşaat sözleşmesini tek taraflı feshedebilir miyim? Kural olarak hayır. Taraflar anlaşmadıkça fesih mahkeme kararıyla mümkündür.

İnşaat hangi seviyedeyse ileriye etkili fesih olur? Yargıtay uygulamasında eşik genellikle %90’dır. Bu oranın üzerinde ve kabul edilebilir nitelikte inşaatta fesih ileriye etkili sonuç doğurur.

Geç teslimde cezai şart isteyebilir miyim? Sözleşmede öngörülmüşse evet. Ancak teslimi ihtirazi kayıt koymadan kabul ettiyseniz cezai şart hakkınız kural olarak düşer.

Müteahhit inşaatı bırakırsa ne yapabilirim? Sözleşme yürürlükteyse ve yüklenici temerrütteyse, TBK m. 113 uyarınca nama ifaya izin isteyerek işi onun hesabına tamamlatabilirsiniz.

Ayıplı imalattan müteahhit sorumlu mu? Evet. Açık/örtülü kabul ayıp sorumluluğunu kural olarak kaldırsa da, kasten gizlenen gizli ayıplardan sorumluluk devam eder.

Sonuç

Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde uyuşmazlıklar; feshin türü, tamamlanma oranı, gecikme/cezai şart ve ayıp sorumluluğu gibi teknik konularda yoğunlaşır ve çoğu zaman keşif ile bilirkişi incelemesini gerektirir. Hak kaybı yaşamamak için sözleşmenin kurulması ve uyuşmazlık aşamasında bir gayrimenkul hukuku avukatından destek alınması yararlı olacaktır.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi: Şekil Şartı, Tapuya Şerh ve Cebri Tescil Davası

Bir taşınmazın ileride devredilmesi konusunda anlaşan taraflar, bu taahhüdü hukuken güvenceye almak için gayrimenkul (taşınmaz) satış vaadi sözleşmesi düzenler. Uygulamada özellikle müteahhitle yapılan konut alımlarında sıkça karşımıza çıkan bu sözleşme, geçerlilik şartlarına uyulmadığında ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu yazıda satış vaadi sözleşmesini; hukuki niteliği, resmi şekil şartı, tapuya şerhin etkisi, zamanaşımı ve tapu iptal ve tescil (cebri tescil) davasıyönünden güncel Yargıtay uygulamasıyla ele alıyoruz.

Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?

Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi; bir taşınmazın, sözleşmede kararlaştırılan koşullarla ileride devredilmesini taahhüt eden, her iki tarafa da borç yükleyen bir ön sözleşmedir. Yani taraflar, ileride tapu memuru önünde yapılacak resmi satış işlemini yapmayı önceden taahhüt etmektedir. Sözleşme; satıcının sahip olduğu araziler, tapuda ayrı sayfaya kayıtlı bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümler için düzenlenebilir.

Geçerlilik Şartı: Noterde Resmi Şekil

Satış vaadi sözleşmesinin geçerlilik şartı, noter tarafından düzenleme şeklinde yapılmasıdır. Bu, adi yazılı (taraflar arasında imzalanan) bir metnin geçerli olmadığı anlamına gelir. Uygulamada özellikle müteahhitlerin alıcılara adi yazılı sözleşme imzalatması ciddi risk doğurur; çünkü resmi şekle uyulmadan yapılan satış vaadine dayanılarak tapu iptali ve tescil talep edilemez. Bu nedenle sözleşmenin mutlaka noterde düzenlenmesi büyük önem taşır.

Tapuya Şerh ve Etkisi

Satış vaadi sözleşmesi kural olarak sadece taraflar arasında şahsi (nispi) bir hak doğurur. Ancak sözleşme tapu kütüğüne şerh edilirse, bu hak “güçlendirilmiş şahsi hak” niteliği kazanır ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Yani taşınmaz başkasına satılsa dahi, şerh sahibi hakkını yeni malike karşı da kullanabilir.

Şerhin etkisi bakımından pratik kural şudur: Tapuya konulan şerhin etkisi 5 yıldır. Bu süre içinde satış gerçekleştirilip tescil sağlanmazsa, şerh tapu müdürlüğünce resen terkin edilebilir. Şerh verilmemişse, sözleşme kişisel hak olarak (kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı çerçevesinde) taraflar arasında hüküm ifade etmeye devam eder; ancak iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımı korunur.

Cebri Tescil (Tapu İptal ve Tescil) Davası

Satıcı (vaat borçlusu) taşınmazı devretmekten kaçınırsa, alıcı (vaat alacaklısı) cebri tescil yoluna başvurabilir; yani mahkemeden tapunun iptali ve kendi adına tescilini isteyebilir. Mahkemenin vereceği tescil kararı, satış akdinin yerini tutar ve mülkiyet mahkeme hükmüyle alıcıya geçer.

Bu davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Yargılamada; sözleşmenin resmi şekle uygunluğu, bedelin ödenip ödenmediği, zilyetliğin (fiili kullanımın) devredilip devredilmediği ve tarafların iradesi değerlendirilir.

Zamanaşımı

Satış vaadi sözleşmesine dayalı taleplerde kural olarak TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Önemli bir ilke: Zamanaşımı, sözleşmenin ifa olanağının doğduğu andan itibaren işlemeye başlar. Örneğin taşınmaz alıcıya teslim edilmiş ve fiilen kullanılıyorsa, Yargıtay uygulamasında salt süre geçtiği gerekçesiyle davanın reddi doğru bulunmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesi, somut olayın özelliklerine (teslim, ifa olanağı, tedbir vb.) göre ayrıca yapılmalıdır.

Sözleşmenin Sona Ermesi

Satış vaadi sözleşmesi; tarafların anlaşmasıyla (ikale), ifa ile, şerhin süresinin dolması, dönme/fesih hâlleri ve zamanaşımı gibi sebeplerle sona erebilir. Sözleşmede yer alan “zamanaşımından feragat ediyorum” türü ifadelerin kural olarak geçerli sonuç doğurmayacağı da unutulmamalıdır.

Konuya İlişkin Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 30.10.2019, E. 2018/5160, K. 2019/7190: Resmi şekil şartına (noterde düzenleme) uyulmadan yapılan adi yazılı satış vaadine dayanılarak tapu iptali ve tescil talep edilemeyeceğini; bu tür davaların reddi gerektiğini ortaya koymuştur.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (ifa olanağı ve zamanaşımı yaklaşımı): Satış vaadi sözleşmesinde zamanaşımının, sözleşmenin ifa olanağının doğduğu tarihten itibaren başlayacağını; bu nedenle ifa olanağının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini kabul etmiştir.

Uyarı: Yukarıdaki esas/karar numaraları ikincil kaynaklardan derlenmiştir; ayrıca satış vaadine ilişkin uyuşmazlıklara geçmişte 14. Hukuk Dairesi bakmış olup daire yapılanması zamanla değişebilir. Dilekçe veya yayın öncesinde künye, içerik ve güncel görevli dairenin UYAP/Yargıtay Karar Arama üzerinden teyidi önerilir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Adi yazılı (noterde yapılmamış) satış vaadi geçerli midir? Hayır. Satış vaadi sözleşmesinin geçerliliği, noterde düzenleme şeklinde yapılmasına bağlıdır. Adi yazılı sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istenemez.

Satış vaadini tapuya şerh ettirmek zorunlu mu? Zorunlu değildir; ancak şerh, hakkı üçüncü kişilere karşı ileri sürebilmek için önemlidir. Şerhin etkisi 5 yıldır.

Satıcı devirden kaçınırsa ne yapılabilir? Alıcı, cebri tescil (tapu iptal ve tescil) davası açarak mülkiyetin mahkeme kararıyla adına geçirilmesini isteyebilir.

Satış vaadinde zamanaşımı kaç yıldır? Kural olarak 10 yıldır ve ifa olanağının doğduğu tarihten itibaren işler. Teslim ve fiili kullanım gibi durumlar değerlendirmeyi etkiler.

Hangi mahkemede dava açılır? Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Sonuç

Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, doğru kurulduğunda alıcıya güçlü bir koruma sağlar; ancak noterde resmi şekil, tapuya şerh ve süreler konusundaki eksiklikler telafisi güç hak kayıplarına yol açar. Özellikle müteahhitle yapılan alımlarda sözleşmenin usulüne uygun düzenlenmesi ve gerektiğinde cebri tescil sürecinin doğru yürütülmesi için bir gayrimenkul hukuku avukatından destek alınması yararlı olacaktır. Konu, sözleşme hukuku ilkeleriyle de yakından bağlantılıdır.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Kat Mülkiyetinde Aidat ve Ortak Gider Uyuşmazlıkları: Tahsil, Gecikme Tazminatı ve Dava

Apartman ve sitelerde en sık yaşanan uyuşmazlıkların başında aidat (ortak gider) borçları gelir. Bir kat malikinin payına düşen gideri ödememesi, hem yönetimi hem de düzenli ödeme yapan diğer maliklerin haklarını doğrudan etkiler. Bu yazıda aidat ve ortak gider alacaklarını; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) çerçevesinde, gecikme tazminatı, kiracının sorumluluğu, tahsil yolları, görevli mahkeme ve güncel Yargıtay uygulamasıyla ele alıyoruz. Konu, kiracı-mal sahibi ilişkileri yönünden kira hukuku ile de kesişir.

Ortak Gider ve Aidat Nedir?

Ortak giderler; anataşınmazın bakımı, korunması, güvenliği ve ortak yerlerin işletilmesi için yapılan harcamalardır (asansör, ısıtma, temizlik, güvenlik, ortak elektrik vb.). Kat malikleri, KMK m. 20 uyarınca bu giderlere ve toplanacak avansa; kural olarak arsa payları oranında ya da yönetim planında belirlenen esaslara göre katılmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, yönetim planı ve kat malikleri kurulu kararlarıyla somutlaşır.

Aidat Ödeme Yükümlülüğü ve İstisnasızlığı

Aidat ödeme yükümlülüğü, kat malikinin bağımsız bölümü fiilen kullanıp kullanmamasından bağımsızdır. Yargıtay uygulamasında, eksik hizmet verildiği gerekçesiyle dahi aidat ödemekten tümüyle kaçınılamayacağı kabul edilir; bu durumda yapılması gereken, ödemeyi kesmek değil, gerekiyorsa aidata/karara itiraz etmek ya da Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmaktır.

Aylık %5 Gecikme Tazminatı

Ortak gider ve avans payını zamanında ödemeyen kat maliki, KMK m. 20/2 uyarınca geciktiği günler için aylık yüzde beş (%5) gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Bu oran kanunun emredici hükmüdür; yönetim planıyla artırılabilir, ancak altına inilemez.

Uygulamada kritik nokta, gecikme tazminatının başlangıç tarihidir. Yargıtay’a göre bu tarih şu esaslara göre belirlenir:

  • Borcun dayanağı işletme projesi ise, projenin kat malikine tebliğ edildiği tarih;
  • Kat malikleri kurulu kararı ise, malik toplantıya katıldıysa karar tarihi, katılmadıysa kararın kendisine tebliğ edildiği veya borcu başka biçimde öğrendiği tarih;
  • Bunlar yoksa, hakkında yürütülen icra takibinde ödeme emrinin tebliğ tarihi.

Kiracının (ve Fiilen Kullananın) Sorumluluğu

KMK m. 22 uyarınca, bağımsız bölümden kira, oturma (sükna) hakkı veya başka bir sebeple devamlı yararlananlar da (özellikle kiracılar), kat malikinin ortak gider ve gecikme tazminatı borcundan müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak kiracının sorumluluğu, ödemekle yükümlü olduğu kira bedeli ile sınırlıdır ve yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.

Alacağın Tahsili: İcra Takibi ve Dava

Ödenmeyen aidat/ortak gider alacağı için iki temel yol vardır:

  • İcra takibi: Yönetim, ilamlı veya ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlu itiraz ederse takip durur; bu hâlde itirazın iptali davası açılır. Şartları varsa %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatı talep edilebilir.
  • Alacak/itirazın iptali davası: Bu davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir; yetkili mahkeme ise anataşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

İspat ve Deliller

KMK m. 20’den kaynaklanan ortak gider alacakları tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir. Uygulamada; yönetim planı, kat malikleri kurulu kararları, işletme projesi, gider belgeleri (fatura, sözleşme), banka kayıtları ve tanık beyanları başlıca delillerdir. Mahkeme, uyuşmazlıkta çoğu zaman bilirkişi incelemesiyle borç miktarını ve gecikme tazminatının başlangıcını belirler.

Zamanaşımı

Aidat/ortak gider alacaklarının tahsilinde, yargı uygulamasında genel olarak on yıllık zamanaşımı dikkate alınmakla birlikte, her aylık gider kalemi için sürenin ayrı işlemeye başladığı gözetilmelidir. Zamanaşımı, somut olayın tarihlerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Konuya İlişkin Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 31.10.2018, E. 2017/2284, K. 2018/6954: KMK m. 20/2’deki aylık %5 gecikme tazminatının başlangıç gününün açıkça saptanması gerektiğini; bu tarihin işletme projesinin tebliği, kat malikleri kurulu kararı veya icra takibinde ödeme emrinin tebliği gibi ölçütlere göre belirleneceğini vurgulamıştır.
  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2012/1502, K. 2012/3621: KMK m. 20’den kaynaklanan ortak gider alacaklarının tanık dâhil her türlü delille ispat edilebileceğini; ödenmeyen borcun diğer kat maliklerine yüklenmesi sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulamayacağını ortaya koymuştur.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.06.2002 tarihli kararı: Yönetim planında bir ödeme tarihi belirlenmişse, ayrıca tebligat veya duyuru yapılmasa dahi her kat malikinin gider/avans borcunu öğrenip ödemekle yükümlü olduğunu kabul etmiştir.

Uyarı: Yukarıdaki esas/karar numaraları ikincil kaynaklardan derlenmiştir; kat mülkiyeti uyuşmazlıklarına geçmişte 18. ve 20. Hukuk Daireleri bakmış olup daire yapılanması zamanla değişebilir. Dilekçe/yayın öncesinde künye, içerik ve güncel görevli dairenin UYAP/Yargıtay Karar Arama üzerinden teyidi önerilir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Bağımsız bölümü kullanmıyorum; yine de aidat öder miyim? Evet. Aidat ödeme yükümlülüğü, bağımsız bölümün fiilen kullanılıp kullanılmamasından bağımsızdır.

Gecikme tazminatı ne kadardır? KMK m. 20/2 uyarınca aylık %5’tir. Bu oran emredicidir; yönetim planıyla artırılabilir, azaltılamaz.

Aidat borcundan kiracı da sorumlu mu? Evet. Kiracı, kat malikiyle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur; ancak sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira bedeliyle sınırlıdır.

Aidat borcu hangi mahkemede istenir? Görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme anataşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Hizmetten memnun değilim; aidatı ödemeyi kesebilir miyim? Hayır. Eksik hizmet, ödemeyi kesme hakkı vermez; itiraz yoluna gidilmeli veya Sulh Hukuk Mahkemesine başvurulmalıdır.

Aidat alacağında icra inkâr tazminatı istenebilir mi? İtirazın iptali davasında şartları varsa %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatı talep edilebilir.

Sonuç

Kat mülkiyetinde aidat ve ortak gider alacakları, hem yönetimlerin hem de kat maliklerinin sık karşılaştığı uyuşmazlıklardır. Gecikme tazminatının başlangıç tarihinin doğru saptanması, kiracının sorumluluk sınırı ve icra/dava sürecinin usulüne uygun yürütülmesi sonucu doğrudan etkiler. Süreç öncesinde bir gayrimenkul hukuku avukatından destek alınması; alacağın tahsilinde ise icra ve iflas hukuku yönünden değerlendirme yapılması yararlı olacaktır.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.