ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE

İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

Hukuki Rehber ve Yargıtay Kararları

1. Giriş: Özel Güvenlik Sektörünün Hukuki Çerçevesi

Özel güvenlik hizmetleri Türkiye’de 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve 2004 tarihli Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde yürütülmektedir. Yüz binlerce kişinin istihdam edildiği bu sektörde iş akdi uyuşmazlıkları; hizmet alımı ihaleleri, kamu-özel ortaklığı ve sektöre özgü lisans rejimiyle birleşince özgün bir hukuki alan ortaya çıkmaktadır.

Özel güvenlik görevlileri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi sayılmakla birlikte sektörün kendine has özellikleri bulunmaktadır: silah taşıma ve kullanma yetkisi lisansla sınırlıdır; görev yapılabilecek alanlar mevzuatla belirlenmiştir; saat başı çalışma süreleri ve silah eğitimleri zorunludur. Bu unsurlar, iş akdi feshinde ve tazminat hesaplarında ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir.

Temel Mevzuat

• 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun (10.06.2004)

• 4857 sayılı İş Kanunu

• Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (7312 sayılı)

• 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

• Kamu İhale Mevzuatı (4734 sayılı KİK ve hizmet alımı şartnameleri)

2. Özel Güvenlik Görevlilerinin Temel Çalışma Koşulları

Özel güvenlik görevlilerinin çalışma ilişkisinde bazı kendine özgü unsurlar 5188 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, bunlar iş sözleşmesiyle de somutlaştırılmaktadır.

2.1. Kimlik Kartı ve Lisans Zorunluluğu

5188 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca her özel güvenlik görevlisinin İçişleri Bakanlığı’nca onaylı kimlik kartı taşıması zorunludur. Kimlik kartının iptali veya yenilenmemesi iş akdini doğrudan etkileyen ve feshe zemin hazırlayan önemli bir hukuki sonuç doğurmaktadır.

2.2. Sağlık ve Güvenlik Eğitimi

Görevlilerin belirli aralıklarla yenileme eğitimlerine katılması gerekmektedir. Eğitime katılımın sağlanması esas olarak işveren yükümlülüğündedir. İşverenin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, görevlinin iş akdini haklı nedenle feshetmesine dayanak oluşturabilir.

2.3. Çalışma Süreleri ve Fazla Çalışma

Sektörde 12 saatlik vardiya sistemleri yaygındır. 4857 sayılı Kanun’un 63. maddesi uyarınca haftalık çalışma 45 saati aşamaz; aşan kısım fazla çalışma ücretine tabi tutulur. Uygulamada özel güvenlik görevlilerinin aylarca biriken fazla çalışma ücretleri, işten ayrılma sonrası iş davalarının en büyük kalemini oluşturmaktadır.

3. İş Akdinin Sona Erme Halleri

3.1. Deneme Süresi İçinde Fesih

4857 sayılı İş Kanunu’nun 15. maddesi deneme süresini en çok 2 ay olarak belirlemiştir. Bu süre içinde taraflar iş sözleşmesini ihbar önellerine uymak zorunda kalmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. Özel güvenlik şirketleri ihale süreçlerindeki belirsizlik gerekçesiyle deneme süresi koşulunu kötüye kullanmamalıdır; aksi hâlde Yargıtay tarafından hakkın suistimali olarak nitelendirilmektedir.

3.2. İhbar Önellerine Uyularak Fesih (Olağan Fesih)

4857 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca bildirimli fesihte aşağıdaki öneller uygulanmaktadır:

  • 6 aydan az çalışmış ise: 2 hafta
  • 6 ay – 1,5 yıl arasında çalışmış ise: 4 hafta
  • 1,5 yıl – 3 yıl arasında çalışmış ise: 6 hafta
  • 3 yıldan fazla çalışmış ise: 8 hafta

İşveren ihbar önelini kullandırmak yerine peşin ödeme yapabilir. İhbar tazminatı hesabında giydirilmiş brüt ücret esas alınır; prim, yemek, yol ve fazla çalışma ücretleri de dahil edilir. Özel güvenlik görevlilerinin yüksek fazla çalışma yapması nedeniyle ihbar tazminatı tutarları ortalamanın üzerinde çıkabilmektedir.

3.3. İşveren Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 25)

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesi işverene aşağıdaki hâllerde derhal ve tazminatsız fesih hakkı tanımaktadır:

Sağlık Sebepleri (m. 25/I)

  • Görevlinin hastalık veya kazasının ardından İş K. m. 17’deki bildirim sürelerini 6 hafta aşması
  • Hastalığın tedavi edilemez nitelikte olması ve görevle bağdaşmaması

Özel güvenlik görevlileri çalışma koşulları gereği meslek hastalığı ve iş kazasına açık bir profil sergilemektedir. Bu hükmün uygulanmasında işverenin, feshe geçmeden önce işçiyi başka bir göreve nakletme imkânını araştırması beklenmektedir.

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 25/II)

  • Görevin kötüye kullanılması, hırsızlık, işveren veya müşteriyi yanıltma
  • Görevlinin, 7 günlük süre içinde bildirimde bulunmaksızın işyerine gelmemesi
  • İşverenin, ailesinin veya diğer işçilerin şeref ve namusuna dokunacak söz ve eylemler
  • İşçinin, işverenin meslek sırlarını ifşa etmesi
  • İşçinin, izin almaksızın ya da haklı bir nedene dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü işe gelmemesi

Özel güvenlik görevlileri açısından en sık karşılaşılan m. 25/II halleri; devamsızlık, koruma altındaki kişi veya değerlere zarar verme ve silahın yetkisiz kullanımıdır. Yargıtay, haklı fesih gerekçesini oluşturan olayın 6 işgünü içinde işverene bildirilmesi ve fesih hakkının 1 yıl içinde kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/13447 E.  –  Karar: 2023/3289 K.

Özel güvenlik görevlisinin görev yeri değişikliğine rağmen alt işverenin defalarca yazılı uyarısına karşın işe gelmemesi devamsızlık hükmü kapsamında değerlendirilmiş; işverenin haklı fesih hakkını doğru kullandığı sonucuna varılmıştır. Mahkeme, görev belgelerinin ve puantaj kayıtlarının tartışmasız delil olduğunu teyit etmiştir.

Zorlayıcı Sebepler (m. 25/III)

Görevlinin bir haftadan fazla süre çalışmasını engelleyen zorlayıcı nedenlerin varlığı hâlinde işveren, birinci haftayı bekledikten sonra derhal feshedebilir. Ancak bu hâlde de kıdem tazminatı ödenmesi gerekir.

Tutukluluk veya Mahkûmiyet (m. 25/IV)

Özel güvenlik görevlisinin tutuklanması, kaçınılmaz devamsızlığa yol açsa da fesih gerekçesi olabilir. Ancak Yargıtay, masumiyet karinesini gözeterek beraat kararı kesinleşene kadar işverenin bekleme yükümlülüğü bulunup bulunmadığını her olayın koşullarına göre ayrıca incelemektedir.

3.4. İşçi Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 24)

İşçi aşağıdaki hâllerde iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız feshedebilir; kıdem tazminatını talep edebilir:

Sağlık Sebepleri (m. 24/I)

  • İşin yapılmasının işçi sağlığını bozucu veya tehlikeli nitelik taşıması
  • İşveren veya aile üyelerinden birinin bulaşıcı hastalığa yakalanması

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 24/II)

  • Ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi
  • İşverenin işçiye sataşması, cinsel taciz veya diğer işçilerin tacizine göz yumması
  • İşverenin işçiyi yetersiz ücretle başka bir yere naklettirmesi
  • Ücret ve sosyal yardımların (yol, yemek, giyim vb.) kararlaştırılan zamanda ödenmemesi

Özel güvenlik görevlilerinin yoğunlukla karşılaştığı haklı fesih nedenleri arasında ücret gecikmesi ve fazla çalışma ücretinin ödenmemesi başı çekmektedir. Yargıtay, art arda 2-3 ay ücretin ödenmemesini haklı fesih için yeterli görmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2019/5847 E.  –  Karar: 2020/1132 K.

Özel güvenlik şirketine karşı açılan davada işçinin birkaç aydır ücret almadığı tanık beyanları ve banka kayıtlarıyla ispatlanmıştır. Mahkeme, 4857 sayılı Kanun’un 24/II-e maddesi uyarınca işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğine ve kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetmiş; Yargıtay bu kararı onamıştır.

3.5. İşveren Tarafından Geçerli Nedenle Fesih (İş K. m. 18)

30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az 6 ay kıdemi olan işçilerin iş sözleşmesi ancak ‘geçerli neden’ ile feshedilebilir. Büyük ölçekli özel güvenlik şirketlerinde işe iade talepleri bu hüküm kapsamında değerlendirilmektedir.

Geçerli neden sayılabilecek hâller:

  • İşçinin yetersiz performansı veya verimsizliği (uyarı sürecine uyulmuş olmak koşuluyla)
  • İşyerinden kaynaklanan ekonomik zorluklar, işin yeniden yapılandırılması
  • İhale kaybı nedeniyle hizmet alımı kapsamının daralması
  • Sektörel dönüşüm sonucu bazı pozisyonların ortadan kalkması

Geçerli nedenin iki temel koşulu; feshin son çare olması (ultima ratio ilkesi) ve fesihten önce işçiye savunma hakkı tanınmasıdır (m. 19). Yargıtay, savunma alma usulünü ciddiye almakta; savunma alınmamasını ya da şekli savunma alınmasını geçersiz feshe götüren önemli bir unsur olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/8234 E.  –  Karar: 2022/4857 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale kaybı gerekçesiyle toplu fesih yaptığı davada Yargıtay, ihalenin kaybedilmesinin tek başına geçerli neden oluşturamayacağını; şirketin diğer işyerlerinde boş pozisyon olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. Boş pozisyon imkânı araştırılmaksızın yapılan fesih geçersiz sayılmıştır.

4. Haksız/Geçersiz Fesih ve Sonuçları

İşveren tarafından haklı veya geçerli neden gösterilmeksizin yapılan ya da usule aykırı gerçekleştirilen fesih, çeşitli hukuki yaptırımları beraberinde getirir.

4.1. Kıdem Tazminatı

En az 1 yıl çalışmış olan işçinin iş sözleşmesi işverence feshedildiğinde veya mevzuattaki istisnai hâllerde işçinin kıdem tazminatına hak kazanır. Kıdem tazminatı; her tam çalışma yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır ve her yıl güncellenen tavanla sınırlıdır.

Özel güvenlik görevlileri açısından kıdem hesabında dikkat edilmesi gereken özel durumlar:

  • Hizmet alımı ihalesinin farklı şirkete geçmesi ve kesintisiz çalışma: Yargıtay, fiili devamlılık varsa çalışma sürelerinin birleştirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
  • Kısmi süreli çalışma dönemlerinin orantılı hesabı
  • Yıllık ücret zamları ile tavan sınırının birlikte değerlendirilmesi
  • Fazla çalışma ve diğer ödemelerin giydirilmiş ücrette yerini belirlemek

4.2. İhbar Tazminatı

Haksız fesihte işverenin ihbar önellerine uymaması veya ihbar tazminatı ödemeksizin işi sona erdirmesi hâlinde işçi, kendi kıdemine karşılık gelen ihbar tazminatını talep edebilir. Çapraz tazminat hakkı da söz konusudur: işçi sözleşmeyi haksız şekilde fesheder ya da ihbar önellerine uymadan ayrılırsa işveren de ihbar tazminatı talep edebilir.

4.3. Boşta Geçen Süre Ücreti ve Diğer Alacaklar

İşe iade kararı verilmesi hâlinde fesihten işe iade teklifine kadar geçen en çok 4 aylık süre için boşta geçen süre ücreti hükmedilir. İşçinin işe başlatılmaması durumunda 4-8 aylık işe başlatmama tazminatı da eklenir.

İş davalarında sıkça talep edilen diğer alacaklar:

  • Yıllık ücretli izin alacağı (kullandırılmayan izin günleri)
  • Fazla çalışma ücreti (haftalık 45 saati aşan çalışmalar)
  • Ulusal bayram ve genel tatil ücretleri
  • Hafta tatili ücreti (7 günlük çalışmada en az bir gün tatil hakkı)
  • Gece çalışması zamları
  • Prim, ikramiye ve benzeri düzenli ödemeler
⚠ Zamanaşımı Uyarısı

• Kıdem ve ihbar tazminatı: 5 yıl (İş K. m. 32 – TBK m. 146)

• Ücret, fazla çalışma, yıllık izin alacakları: 5 yıl

• İşe iade davası: Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvuru

• Arabuluculuk zorunludur; arabuluculukta anlaşılamaması hâlinde 2 hafta içinde dava açılır.

5. Özel Güvenlik Görevlileri ve İşe İade Davaları

4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi kapsamındaki işçiler (otuzdan fazla çalışan barındıran işyeri, en az 6 ay kıdem) iş güvencesinden yararlanır. Feshin geçersizliğini ileri süren işçi, önce zorunlu arabuluculuğa başvurmalı; anlaşılamaması hâlinde iş mahkemesinde işe iade davası açabilir.

5.1. Arabuluculuk Zorunluluğu

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi gereğince bireysel iş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Özel güvenlik sektöründe arabuluculuk sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar:

  • Fesih tarihi ile arabulucuya başvuru tarihi arasındaki 1 aylık süre kaçırılmamalıdır.
  • Anlaşma belgesi, kapsamadığı alacaklar bakımından dava açılmasını engellemez.
  • Anlaşma tutanağı icra edilebilirlik şerhiyle mahkemece onaylandığında ilam niteliği kazanır.

5.2. İşe İade Davası Süreci

İş mahkemesinde açılan işe iade davasında mahkeme öncelikle feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığını inceler. Geçersizlik saptanırsa işçinin işe iadesi ve boşta geçen süre için en çok 4 ay ücret ödenmesine hükmedilir.

Kesinleşen karar tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işçi işe iade teklifini kabul edip etmeyeceğini bildirmelidir. İşveren 1 ay içinde işçiyi işe başlatmazsa işe başlatmama tazminatına (4-8 aylık brüt ücret) hükmolunur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/2311 E.  –  Karar: 2021/7654 K.

Davalı özel güvenlik şirketi, hizmet alımı sözleşmesinin sona ermesi ve ihalenin yenilenmemesini tek başına geçerli neden göstererek toplu fesih yapmıştır. Yargıtay, işverenin aynı konsernde bağlı başka sözleşmelerinin varlığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu, bu araştırma yapılmadan gerçekleştirilen feshin geçersiz sayılacağını belirtmiştir.

5.3. İhale Değişikliği ve Alt İşveren Uygulamaları

Özel güvenlik sektöründe kamu kurumlarına hizmet veren şirketlerin ihalesi başka bir firmaya geçtiğinde işçilerin akıbeti kritik bir sorun hâline gelmektedir. Yargıtay içtihadına göre:

  • Yeni ihaleyi alan şirketin aynı işçileri çalıştırmaya devam etmesi hâlinde hizmet akdi devam eder ve kıdem tazminatı hakkı doğmaz.
  • Yeni işveren işçileri almayı reddederse eski işverenin kıdem ve ihbar tazminatını ödemesi gerekir.
  • Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu tespit edilirse işçi asıl işverenin işçisi sayılır ve tüm haklar asıl işverenden talep edilebilir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2017/34801 E.  –  Karar: 2019/18553 K.

Güvenlik hizmet ihalesi devrinde işçilerin yeni yükleniciye geçiş yapıp yapmayacağı tartışılmıştır. Yargıtay, fiili çalışmanın kesintisiz sürdüğü hallerde işyeri devrinin gerçekleştiğini, bu nedenle kıdemin bölünemeyeceğini ve tüm hizmet süresi boyunca birleşik kıdem tazminatı hesabı yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

6. Özel Güvenliğe Özgü Fesih Nedenleri

5188 sayılı Kanun, genel iş hukuku dışında özel güvenlik görevlilerine mahsus bazı fesih gerekçeleri öngörmektedir.

6.1. Güvenlik Kimlik Kartının İptali

Görevlinin güvenlik kimlik kartının İçişleri Bakanlığı tarafından iptal edilmesi, görevinin hukuki temelini ortadan kaldırmaktadır. Bu durum 4857 sayılı Kanun’un 25/III maddesi anlamında ‘zorlayıcı sebep’ niteliğinde değerlendirilmekte; ancak ortaya çıkan sonuç kıdem tazminatı hakkını etkilememektedir. Yargıtay, iptale yol açan eylemin işçiden kaynaklanıp kaynaklanmadığını da ayrıca irdelemektedir.

6.2. Silah Taşıma Yasağı veya Lisans Kaybı

Görevlinin silah taşımasına ilişkin yetki belgesinin iptal edilmesi ya da yargısal kararla silah taşımasının yasaklanması, özellikle silahlı koruma görevlerinde fiilî imkânsızlık yaratmaktadır. Yargıtay, bu hâllerde işverenin işçiyi silahsız pozisyona nakletme imkânını araştırması gerektiğini belirtmekte; alternatif pozisyon yoksa feshin son çare olarak uygulanabileceğini kabul etmektedir.

6.3. Güvenlik Soruşturması Olumsuzluğu

Görevlinin atanacağı pozisyon veya koruma altındaki kurum için yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması da iş sözleşmesinin sona erdirilmesine gerekçe oluşturabilmektedir. Yargıtay, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının fesih için geçerli neden sayılabilmesi için işverenin alternatif pozisyon imkânını değerlendirmesi gerektiğini vurgulamıştır.

6.4. Hizmet İçi Eğitime Katılmama

5188 sayılı Kanun ve Yönetmelik kapsamındaki zorunlu yenileme eğitimlerine mazeretsiz katılmayan görevlinin bu davranışı; tekrarlanması ve işverenin uyarısına rağmen devam etmesi hâlinde 4857 sayılı Kanun’un 25/II maddesi kapsamında haklı fesih gerekçesi oluşturabilir.

7. Öne Çıkan Yargıtay Kararları

Aşağıda özel güvenlik sektörüne ilişkin çeşitli Yargıtay kararlarının özeti sunulmaktadır. Bu kararlar sektörde yerleşik içtihadın ana hatlarını göstermektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2016/10485 E.  –  Karar: 2019/21183 K.

Gece yarısı görevinden ayrılan ve yerine birini bırakmayan özel güvenlik görevlisinin bu eylemi, işverenin haklı fesih hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Mahkeme, güvenlik hizmetinin kesintisiz niteliği gözetilerek görevin anlık terk edilmesinin ağır bir ihlal oluşturduğunu belirtmiş; tazminatsız feshi onaylamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2018/7341 E.  –  Karar: 2020/9871 K.

Silah ruhsatı iptal edilen güvenlik görevlisine ilişkin davada işveren, silahsız pozisyona nakil imkânını araştırmaksızın doğrudan feshe gitmiştir. Yargıtay, ultima ratio ilkesinin ihlal edildiğini, işverenin alternatif görev araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve feshin geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2023/1784 E.  –  Karar: 2024/2110 K.

Özel güvenlik şirketinin kamu hizmet alımı ihalesini kaybetmesi üzerine 47 güvenlik görevlisinin iş sözleşmesinin aynı anda feshedildiği toplu işten çıkarma davasında Yargıtay; gerekçenin somutlaştırılmadığını, ekonomik nedenle feshin ancak tüm alternatiflerin tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir yol olduğunu, her işçi için ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/4122 E.  –  Karar: 2021/14337 K.

Fazla çalışma alacaklarının ispat yükünün işçide bulunduğuna, ancak işverenin puantaj, vardiya çizelgesi ve imzalı giriş-çıkış kayıtlarını ibraz etmekle yükümlü olduğuna hükmolunmuştur. Kayıtların işverende bulunmasına karşın ibraz edilmemesi delil karartma teşkil eder ve Yargıtay bu hâlde işçinin tanıklığını esas almaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/4891 E.  –  Karar: 2022/6034 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale üstlencisinin değişmesi nedeniyle işçilerin yeni şirkete devredildiği uyuşmazlıkta; 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında işyeri devri hükümlerinin uygulanması gerektiği, kıdem tazminatının tüm hizmet süresi esas alınarak hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.

8. Toplu İş Sözleşmesi, Sendika Hakkı ve Ayrımcılık

Özel güvenlik görevlileri 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında sendikal haklardan yararlanır. Özel Güvenlik, Koruma ve Güvenlik Hizmetleri Sektörü (27. Hizmetler ana grubu, işkolu kodu 27) bünyesinde toplu iş sözleşmesi bağlanabilir.

Sendikal ayrımcılık yasağı: İşveren, sendika üyeliğini ya da sendikal faaliyeti fesih gerekçesi yapamaz. Yargıtay, sendikal fesihte ispat yükünü işverende tutmakta; sözleşmenin sendikal nedene dayandığını gösteren korelasyonu (işçinin üyelik tarihinin fesih tarihiyle yakınlığı vb.) güçlü bir karine olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/5413 E.  –  Karar: 2023/1728 K.

Sendikaya üye olan özel güvenlik görevlisinin 3 gün içinde iş sözleşmesinin feshedilmesi sendikal feshin açık bir göstergesi sayılmıştır. Yargıtay, işverenin sendikal nedene dayanmadığını ispatlayamadığını belirterek sendikal tazminata (en az bir yıllık ücret tutarında) ve işe iadeye hükmedilmesini uygun bulmuştur.

9. İş Davası Sürecinde Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

9.1. İşçi Açısından

  • Fesih bildirimini yazılı olarak almak ve içeriğini dikkatle incelemek; tebellüğ tarihini belgelendirmek.
  • 1 aylık arabuluculuk başvuru süresini kaçırmamak; sürenin başlangıcı genellikle fesih bildiriminin tebliği tarihidir.
  • İşyerindeki belgelerin (puantaj, vardiya listesi, maaş bordrosu) kopyalarını önceden almak.
  • Fazla çalışmanın tanıkla ispatı için güvenilir, tarafsız tanıkları belirlemiş olmak.
  • İbranamenin hiçbir baskı altında imzalanmaması; imzalanacaksa tüm kalemlerin açıkça yazılmış olmasına dikkat etmek.

9.2. İşveren Açısından

  • Fesih kararı öncesinde mutlaka yazılı savunma almak ve savunmayı değerlendirdiğine dair tutanak tutmak.
  • Haklı fesih hakkını olayın öğrenilmesinden itibaren 6 işgünü içinde kullanmak.
  • Toplu işten çıkarmalarda 4857 sayılı Kanun m. 29 kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumunu otuz gün öncesinden bilgilendirmek.
  • Alt işveren olarak çalışılan hallerde asıl işverenin müteselsil sorumluluğunu göz önünde bulundurmak.
  • SGK işten çıkış kodlarını doğru bildirmek; hatalı kod, ayrı bir dava konusu olabilmektedir.
İspat Araçları: Neyin Belgelenmesi Gerektiği

• Fesih yazısı ve tebliğ belgesi        • İbraname (içerik ve imza tarihi)

• Puantaj ve mesai çizelgeleri          • Bordro ve banka dekontları

• Uyarı ve ihtar yazıları               • Savunma talep ve savunma metinleri

• Güvenlik kimlik kartı ve lisans belgeleri  • İhale sözleşmesi ve şartname

• Emsal ücret araştırması              • Tanık listesi (meslektaş ifadeleri)

10. Sonuç

Özel güvenlik görevlilerinin iş akdi uyuşmazlıkları; 5188 sayılı Kanun’un getirdiği mesleki özellikler, ihale-temelli çalışma biçimi ve sektörün özgün işgücü yapısı nedeniyle genel iş hukukundan ayrışan kendine özgü bir alan oluşturmaktadır. Yargıtay içtihadı bu alanda belirleyici rol oynamakta; özellikle işyeri devri, ultima ratio ilkesi, sendikal ayrımcılık yasağı ve ihale geçişlerinde hakkaniyeti temel ölçüt olarak benimsemektedir.

Hem işçinin hem de işverenin haklarını güvence altına alabilmesi için süreçlerin başından itibaren belgesel temele oturtulması, yasal sürelerin titizlikle takip edilmesi ve uzman bir iş hukuku avukatından destek alınması büyük önem taşımaktadır.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

 

Muris Muvazaası

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma) Nedir? Hukuki Boyutları, Unsurları, İspatı ve Sonuçları

Miras hukuku, aile içi ilişkilerin en hassas alanlarından biridir. Özellikle miras bırakanın (muris) sağlığında yaptığı taşınmaz devirleri, mirasçıların saklı paylarını zedeleyebilmekte ve ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Halk arasında “mirastan mal kaçırma” olarak bilinen muris muvazaası, Türk hukukunda Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş önemli bir kavramdır. Bu makale, muris muvazaasının hukuki tanımını, unsurlarını, ispatını, sonuçlarını ve pratikteki uygulamalarını bilgilendirici bir şekilde ele almaktadır.

1. Muris Muvazaası Kavramı ve Tanımı

Muvazaa, Borçlar Hukuku’nda tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratmasıdır (TBK m. 19). Muris muvazaası ise bu genel kurumun miras hukukundaki özel bir uygulamasıdır.

Muris muvazaası; miras bırakanın, mirasçılarını miras paylarından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını, tapuda satış veya ölünceye kadar bakma akdi gibi göstererek devretmesidir.

Burada iki işlem vardır:

  • Görünürdeki işlem: Satış sözleşmesi (veya benzeri ivazlı sözleşme) – tarafların gerçek iradesine uymaz.
  • Gizli işlem: Bağış (karşılıksız kazandırma) – mirasçılardan gizlenir.

Amaç, saklı paylı mirasçıların ileride tenkis davası açmasını engellemektir. Çünkü görünürde “satış” yapılmış gibi gösterilirse, mirasçılar tenkis yerine muvazaa iddiasıyla doğrudan tapu iptali talep edebilir.

2. Hukuki Dayanak

Muris muvazaası Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) doğrudan düzenlenmemiştir. Temel dayanağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’dır:

“Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine (şimdiki TBK m. 19) dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine…” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı kararı)

Bu karar, muris muvazaasının nisbi muvazaa niteliğinde olduğunu vurgular. Ayrıca TBK m. 19 (nisbi muvazaa), TMK m. 706 (taşınmaz bağışının resmi şekli) ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile desteklenir.

3. Muris Muvazaasının Unsurları

Yargıtay’a göre muris muvazaası dört unsurdan oluşur ve bu unsurlar birlikte bulunmalıdır:

  1. Görünürdeki İşlem: Tarafların tapuda satış (veya ölünceye kadar bakma) sözleşmesi yapması.
  2. Muvazaa Anlaşması: Miras bırakan ile lehine devir yapılan kişi arasında, görünürdeki sözleşmenin gerçek iradeye uymadığı konusunda gizli anlaşma.
  3. Mirasçılardan Mal Kaçırma Kastı (En kritik unsur): Murisin asıl amacı mirasçılarını mirastan mahrum bırakmaktır. Makul bir satış ihtiyacı yoksa (borç, geçim sıkıntısı vb.) bu kastın varlığı kabul edilir.
  4. Gizli İşlem: Gerçekte bağış (karşılıksız kazandırma) iradesi.

Bu unsurlardan herhangi biri eksikse muris muvazaası iddiası kabul edilmez. Örneğin, gerçek bir satış varsa veya muris malvarlığını makul ölçülerde paylaştırmışsa muvazaa söz konusu olmaz.

4. İspat ve Deliller

İspat yükü, muvazaayı iddia eden mirasçıya aittir (TMK m. 6, HMK m. 190). Mirasçılar her türlü delille (tanık dâhil) ispat edebilir; çünkü muvazaa iddiası üçüncü kişi sıfatıyla ileri sürülür.

Yargıtay’ın yerleşik emareleri (bir bütün olarak değerlendirilir):

  • Tapuda gösterilen bedel ile rayiç bedel arasındaki fahiş fark.
  • Murisin malvarlığının büyük kısmını tek kişiye devretmesi.
  • Murisin ekonomik ihtiyacı olmaması (emekli maaşı, başka malları varken satış).
  • Alıcının ödeme gücünün olmaması veya bedelin gerçekten ödenmemesi.
  • Muris ile alıcı arasındaki yakın aile bağı (eş, çocuk, ikinci eş vb.).
  • Mirasçılarla ilişkilerin bozulması ve mal kaçırma kastını gösteren diğer olgular (tanık beyanları, banka kayıtları, miras bırakanın vasiyeti veya önceki paylaştırmaları).

Yalnızca bedel farkı tek başına yeterli değildir; tüm dosya bir arada incelenir.

5. Hukuki Sonuçları ve Dava

Muris muvazaası tespit edildiğinde:

  • Görünürdeki satış sözleşmesi muvazaalı olduğu için kesin hükümsüzdür.
  • Gizli bağış sözleşmesi resmi şekil şartına uymadığı için (TMK m. 706, TBK m. 237) geçersizdir.
  • Tapu kaydı iptal edilir ve miras bırakanın terekesine iade edilir (tapu iptal ve tescil davası).

Dava Özellikleri:

  • Sadece tapulu taşınmazlar için açılabilir.
  • Zamanaşımı veya hak düşürücü süre yoktur (kesin hükümsüzlük).
  • Saklı pay sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılar açabilir.
  • Davada tereke temsilcisi veya tüm mirasçıların katılımı gerekebilir (TMK m. 640).
  • Ecrimisil (kira geliri) talebi de mümkündür.

6. Yargıtay Kararlarından Örnekler

Yargıtay, her somut olayı kendi şartlarında değerlendirir. Bazı tipik kararlar:

  • Murisin emekli maaşı varken ve başka malları dururken tek bir taşınmazı “satması” + bedel farkı + terekeden para çıkmaması → muvazaa kabul edilmiştir.
  • Miras bırakanın kız çocuklarından mal kaçırmak için ikinci eşiyle yaşadığı dönemde devir yapması → mal kaçırma kastı tespit edilmiştir.

Bu kararlar, emarelerin “bir bütün olarak” değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.

7. Sonuç ve Pratik Öneriler

Muris muvazaası, miras hukukunda adaleti korumak için geliştirilmiş önemli bir içtihattır. Ancak ispatı zor ve her olaya özgüdür. Miras bırakanlar açısından: Gerçek satış yapmak veya miras sözleşmesi/noter vasiyeti ile malvarlığını planlamak daha güvenli bir yoldur.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Tapu İptal ve Tescil Davaları

Tapu İptal ve Tescil Davaları

Mülkiyet hakkının korunmasında temel başvuru yollarından biri olan tapu iptali ve tescilinin hukuki çerçevesi, sebepleri ve yargılama süreci

Gayrimenkul Hukuku·TMK 716 – 1026·HMK m. 1 vd.

Tapu iptali ve tescil davası; geçerli bir hukuki nedene dayanmaksızın ya da kanuna, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı biçimde tesis edilmiş tapu kayıtlarının silinmesi ve mülkiyetin gerçek hak sahibi adına yeniden tescil edilmesi amacıyla açılan bir ayni hak davasıdır.

Hukuki Dayanak ve Temel İlkeler

Türk hukukunda taşınmaz mülkiyeti, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704. maddesi ile tapuya tescil ilkesine bağlanmıştır. Tescil, mülkiyetin kazanılması için kurucu nitelik taşıdığından geçersiz ya da haksız biçimde yapılan tesciller, üçüncü kişilerin tapu siciline güvenini korumak ile gerçek hak sahiplerinin korunması arasındaki dengeyi tehdit eder.

Tapu sicilinin aleniyeti ve güvenilirliği ilkesi gereği iyi niyetli üçüncü kişiler, tapu kütüğündeki kaydı esas alarak hak kazanabilir (TMK m. 1023). Ancak bu güvence sınırsız değildir; kanun tarafından öngörülen çeşitli hallerde tapu kaydı hukuki denetim altına alınabilir ve iptal yaptırımıyla karşılaşabilir.

DAVA TÜRÜ                                                      GÖREVLI MAHKEME

Ayni Hak                                                                 Asliye Hukuk

Mülkiyet üzerinde doğrudan sonuç doğurur.         HMK m. 2 gereği

 

 

YETKILI MAHKEME                                 HARÇ TÜRÜ

Taşınmazın Bulunduğu Yer                            Nispi- Dava değeri üzerinden hesaplanır

HMK m. 12 – kesin yetki

Tapu İptalinin Hukuki Sebepleri

  1. HUKUKI EHLIYETSIZLIK

Taşınmaz üzerinde tasarruf işlemi yapan kişinin işlem anında ayırt etme gücünden yoksun olması ya da vesayet altında bulunması nedeniyle yetkisiz temsilci aracılığıyla hareket etmesi, tapu tescilinin iptalini gerektiren başlıca sebeplerdendir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı; “temlikten az zaman önce veya az zaman sonra alınan sağlık kurulu raporları”nı kritik delil olarak değerlendirmektedir.

  1. MURIS MUVAZAASI (MIRASTAN MAL KAÇIRMA)

Mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağış niteliği taşıyan devir işleminin satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak gösterilmesi, muris muvazaasının tipik görünümüdür. Bu durumda mirasçılar, kanunda öngörülen süre sınırlamasına tabi olmaksızın iptal-tescil davası açabilir.

  1. İRADE SAKATLIKLARI

Hata, hile veya ikrah sonucu gerçekleştirilen taşınmaz devirleri, Türk Borçlar Kanunu’nun 30–39. maddeleri kapsamında iptal edilebilir niteliktedir. İptal hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.

  1. SAHTE BELGE VE İMZA

Tapu devrine dayanak teşkil eden resmi senedin sahte belge ya da sahte imzayla düzenlenmesi, tescili başından itibaren geçersiz kılar. Bu hallerde ceza yargılaması ile hukuk davası bir arada yürütülebilir; mahkumiyet kararı kesin delil niteliği taşır.

  1. ŞEKIL EKSIKLIĞI

Taşınmaz satış sözleşmelerinin resmi şekle (noterde ya da tapu müdürlüğünde düzenleme) uyulmadan yapılması, geçersizlik sonucunu doğurur. Adi yazılı belge ile yapılan taşınmaz devirleri hukuken geçersiz olduğundan bu belgeye dayanılarak yapılan tescil iptal edilebilir.

  1. KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI VE OLAĞANÜSTÜ KAZANMA

Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlar ile tapu kütüğündeki kaydın gerçek durumu yansıtmadığının anlaşıldığı hallerde, zilyetlik yoluyla mülkiyet kazanımı (TMK m. 713) iptal-tescil davasına konu edilebilir.

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre tapu iptali davalarında ispat yükü kural olarak davacıdadır; ancak muris muvazaasında uygulamada hayatın olağan akışına ve karine yöntemine başvurulmaktadır.”

Yargılama Süreci: Adım Adım

  • 1.Delillerin Derlenmesi: Tapu kayıtları, resmi senetler, sağlık kurulu raporları, tanık ifadeleri ve varsa ceza dosyasının temin edilmesi
  • 2.Dava Dilekçesinin Hazırlanması: İptal talebinin hukuki sebebi, taşınmaza ilişkin bilgiler ve tescil istemi açıkça belirtilir
  • 3.Harç ve Giderlerin Yatırılması: Nispi karar ve ilam harcı taşınmazın belirlenen değeri üzerinden hesaplanır
  • 4.İhtiyati Tedbir Talebi: Yargılama süresince taşınmazın üçüncü kişilere devrini önlemek amacıyla tedbir kararı talep edilmelidir
  • 5.Ön İnceleme ve Tahkikat: Mahkeme HMK m. 137 kapsamında ön inceleme duruşması yapar; uyuşmazlık konuları netleştirilir
  • 6.Bilirkişi İncelemesi: Tapu kayıtları, taşınmaz değeri, hâl ve şartlar bilirkişi aracılığıyla incelenir
  • 7.Karar ve Tescil: Mahkeme kararının kesinleşmesiyle birlikte tapu müdürlüğüne bildirim yapılır ve tescil gerçekleştirilir

Süre Sınırlamaları

Tapu iptal ve tescil davaları kural olarak zamanaşımına tabi değildir; mülkiyet hakkı ayni bir hak olduğundan bu hakkı koruma amacıyla açılan dava herhangi bir süre sınırına bağlı değildir. Bununla birlikte dava hakkının belirli sürelerle sınırlandırıldığı istisnai haller mevcuttur:

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYE TABI HALLER

  • İrade sakatlıkları (hata, hile, ikrah): 1 yıl
  • Tenkis davası: 10 yıl / 1 yıl
  • Tasarrufun iptali: 5 yıl

SÜRESIZ AÇILABILECEK DAVALAR

  • Muris muvazaası
  • Ehliyetsizlik (mutlak butlan)
  • Sahte belge / imza
  • Şekil eksikliği

Davanın Tarafları ve Husumet

Tapu iptal ve tescil davasında aktif husumet (davacı), hakkı침해된 gerçek mülkiyet hakkı sahibine; pasif husumet (davalı) ise tapu kütüğünde adına kayıtlı görünen kişiye aittir. Taşınmaz birden fazla kişi arasında el değiştirmişse zincirleme devir işlemlerinin tamamı davaya dahil edilmelidir. Mirasçıların açtığı davalarda tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi zorunlu değildir; her mirasçı kendi payı oranında dava açabilir.

DİKKAT EDILMESI GEREKEN ÖNEMLİ BIR NOKTA

İyi niyetli üçüncü kişi ilkesi (TMK m. 1023), tapu devir zincirinde belirli bir halkayı koruyabilir. Taşınmazın elden geçtiği her aşamada alıcının iyi niyet durumu ayrı ayrı incelenmelidir. Kötü niyetin ispatı, iptal talebinin başarısını doğrudan etkiler.

Masraf ve Vekâlet Ücreti

Tapu iptali davaları nispi harca tabidir. Dava sonunda haksız çıkan taraf; yargılama giderleri, bilirkişi ücreti ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanan karşı yan vekâlet ücretini ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle dava açılmadan önce taşınmazın güncel rayiç değeri esas alınarak tahmini yargılama maliyetinin hesaplanması önerilir.

Sonuç

Tapu iptali ve tescil davası, mülkiyet hakkının anayasal güvencesi çerçevesinde hak sahiplerine tanınan güçlü bir hukuki araçtır. Ancak her davanın kendine özgü olgusal ve hukuki boyutları bulunduğundan, yargılama sürecinin başından itibaren uzman bir avukatla çalışmak hem hak kayıplarını önler hem de sürecin etkin biçimde yönetilmesini sağlar.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.  Son güncelleme: Nisan 2026.

TCK Madde 188: Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu

Uyuşturucu madde ticareti, Türk Ceza Kanunu’nda “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu suçun temel özelliği, seçimlik hareketli bir suç olmasıdır; yani kanunda sayılan fiillerden (satma, nakletme, depolama vb.) herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir.

1. Suçun Seçimlik Hareketleri ve Unsurları

TCK 188 kapsamında cezalandırılan eylemler şunlardır:

  • İmal (188/1): Maddenin kimyasal veya fiziksel işlemlerle üretilmesi.

  • İthal ve İhraç (188/1): Ruhsatsız olarak maddeyi gümrük sınırlarından içeri sokmak veya dışarı çıkarmak.

  • Ticaret ve Temin (188/3): Maddenin satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması veya satın alınması.


2. Nitelikli Haller: Cezayı Artıran Durumlar

Kanun, suçun işleniş biçimine göre cezaların artırılmasını öngörmüştür:

  • Madde Türü (188/4-a): Maddenin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid (bonzai) veya türevleri olması durumunda verilecek ceza yarı oranında artırılır.

  • Mekansal Nitelik (188/4-b): Satışın; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethâne gibi sosyal alanlara 200 metreden yakın mesafede işlenmesi cezayı artırır.

  • Mesleki Kötüye Kullanım (188/8): Suçun tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager veya bu maddelerin imal ve ticaretiyle uğraşan kişilerce işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir.


3. “Kullanım” ile “Ticaret” Arasındaki İnce Çizgi

Yargılamanın en kritik düğüm noktası, sanığın eyleminin TCK 191 (Kullanma) mi yoksa TCK 188 (Ticaret) mi olduğudur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre şu kriterler belirleyicidir:

  1. Miktar Kriteri: Kişisel kullanım sınırlarını aşan (örneğin esrar için yıllık ortalama 600-700 gramın çok üzerinde olan) miktarlar ticaret karinesi sayılabilir.

  2. Çeşitlilik ve Paketleme: Maddenin “fişek” tabir edilen küçük paketler halinde, satışa hazır tutulması.

  3. Yan Deliller: Hassas terazi, paketlemede kullanılan folyo/kağıtlar, uyuşturucu satışından elde edildiği düşünülen paraların miktarı ve saklanış biçimi.

  4. Kullanıcı Beyanları: Yakalanan “alıcıların” maddeyi sanıktan aldıklarına dair istikrarlı beyanları.


4. Etkin Pişmanlık (TCK 192)

Uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık, sanık için bir “can simidi” niteliğindedir.

  • Soruşturma Başlamadan Önce: Kişi, diğer suç ortaklarını ve maddenin saklandığı yerleri yetkililere haber verirse ceza almaz.

  • Soruşturma Başladıktan Sonra: Yakalandıktan sonra, suçun ortaya çıkmasına ve diğer suçluların (örneğin tedarikçinin) yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişinin cezası 1/4 ile 1/2 oranında indirilir.


5. Hukuka Aykırı Deliller ve Savunma Stratejisi

Uyuşturucu davalarında beraat veya suç vasfının değişmesi genellikle usul hatalarının tespitine bağlıdır:

  • Usulsüz Arama: Hâkim kararı veya savcı talimatı olmaksızın yapılan aramalar hukuka aykırıdır.

  • Zincirleme Delil Hatası: Ele geçirilen maddenin olay yerinden laboratuvara kadar olan sürecindeki mühürleme hataları.

  • Gizli Soruşturmacı ve Teknik Takip: Kolluğun “ajan provokatör” gibi davranarak kişiyi suça azmettirmesi durumu savunmanın temelini oluşturabilir.


Profesyonel Destek

TCK 188 kapsamındaki suçlar, alt sınırı 10 yıldan başlayan ve telafisi güç hak kayıplarına yol açabilecek dosyalardır. Savunmanın; teknik takip tutanakları, baz istasyonu verileri (HTS) ve kriminal raporlar üzerinden titizlikle kurgulanması gerekir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

İhtiyari Arabuluculuk Sistemi ve Süreci

Günümüz hukuk sisteminde uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler tek yol olmaktan çıkmış, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri giderek daha fazla önem kazanmıştır. Bu yöntemlerden en etkili ve yaygın olanı arabuluculuktur. 7 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile Türkiye’de sistematik olarak uygulanmaya başlanan arabuluculuk, özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde taraflara hızlı, ekonomik ve gönüllü bir yol sunar.

Arabuluculuk, zorunlu (dava şartı) arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk olmak üzere ikiye ayrılır. Zorunlu arabuluculuk belirli uyuşmazlık türlerinde (iş davaları, ticari alacak davaları, tüketici uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesi vb.) dava açmadan önce mutlaka başvurulması gereken bir aşamayken; ihtiyari arabuluculuk ise tamamen tarafların serbest iradesine bırakılmış bir yöntemdir.

İhtiyari Arabuluculuk Nedir?

İhtiyari arabuluculuk, tarafların herhangi bir yasal zorunluluk olmaksızın, kendi iradeleriyle bir uyuşmazlığın çözümünü arabuluculuk yoluyla gerçekleştirmeyi tercih etmesidir. Kanunda dava şartı olarak öngörülmeyen, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği her türlü özel hukuk uyuşmazlığında uygulanabilir.

6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinde arabuluculuk şu şekilde tanımlanmıştır:

“Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemidir.”

İhtiyari arabuluculukta en önemli özellik, sürecin tamamen gönüllü olmasıdır. Taraflar ister dava açmadan önce, ister dava açıldıktan sonra (hatta temyiz aşamasında bile) arabuluculuğa başvurabilirler.

İhtiyari Arabuluculuğun Avantajları

İhtiyari arabuluculuğu tercih eden taraflar şu başlıca faydaları elde eder:

  • Hızlı çözüm: Mahkeme süreçleri yıllarca sürebilirken, arabuluculuk genellikle birkaç hafta içinde sonuçlanır.
  • Düşük maliyet: Mahkeme harçları, bilirkişi ücretleri ve vekalet ücretlerinden önemli ölçüde tasarruf sağlanır.
  • Gizlilik: Arabuluculuk görüşmeleri ve içeriği tamamen gizlidir; dışarıya açıklanamaz.
  • Kontrol taraflardadır: Hakim veya mahkeme yerine taraflar kendi çözümlerini üretir.
  • İlişkilerin korunması: Özellikle ticari ilişkiler, komşuluk, aile şirketi uyuşmazlıklarında düşmanlık yerine uzlaşma ortamı yaratır.
  • İcra edilebilirlik: Anlaşma sağlanırsa düzenlenen belge, icra edilebilir şerhiyle ilam niteliği kazanabilir.

İhtiyari Arabuluculuk Süreci Nasıl İşler?

İhtiyari arabuluculuk süreci genellikle şu aşamalardan oluşur:

  1. Başvuru Aşaması Taraflar birlikte veya bir tarafın teklifiyle Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Sicili’nde kayıtlı bir arabulucuya başvurur.
    • Arabuluculuk bürosuna dilekçe verilebilir,
    • Doğrudan tarafların seçtiği arabulucuya yazılı veya sözlü başvuru yapılabilir.
  2. Arabulucunun Atanması ve Davet Arabulucu atanır atanmaz tarafları davet eder (genellikle davet mektubu veya e-posta yoluyla). İlk toplantı günü ve yeri belirlenir.
  3. Hazırlık ve Bilgilendirme Toplantısı Arabulucu süreci anlatır, gizlilik ilkesini hatırlatır, tarafların beklentilerini dinler. Sürecin devam edip etmeyeceğine taraflar karar verir.
  4. Müzakere ve Görüşmeler Taraflar arabulucunun moderatörlüğünde görüşür. Arabulucu tarafsız kalır, çözüm önerisi sunabilir ancak karar tamamen taraflara aittir. Ortak çözüm üretme odaklıdır; kazan-kazan mantığı ön plandadır.
  5. Sonuç Aşaması
    • Anlaşma sağlanırsa: Anlaşma belgesi hazırlanır ve imzalanır. Avukatlar da varsa birlikte imza atıldığında ilam niteliğinde olur. İcra edilebilirlik şerhi alınabilir.
    • Anlaşma sağlanamazsa: Son tutanak düzenlenir ve süreç sona erer. Taraflar isterse dava yoluna gidebilir.

Süre yönünden kanunda zorunlu bir üst sınır yoktur; ancak uygulamada çoğu süreç 1-3 ay içinde tamamlanır.

Sonuç: İhtiyari Arabuluculuk Neden Tercih Edilmeli?

Mahkemelerin yoğunluğu, uzun yargılama süreleri ve yüksek maliyetler düşünüldüğünde, ihtiyari arabuluculuk modern hukukta akıllıca bir tercihtir. Tarafların ilişkisini koruyan, kontrolü ellerinde tutmalarını sağlayan ve ekonomik bir çözüm sunan bu yöntem, özellikle ticari uyuşmazlıklar, miras paylaşımı, ortaklık uyuşmazlıkları, sözleşme ihtilafları ve komşuluk davalarında oldukça etkilidir.

Uyuşmazlığınız varsa ve mahkemeye gitmeden önce uzlaşma şansını değerlendirmek istiyorsanız, deneyimli bir arabulucu ile görüşmek en doğru adım olacaktır. İhtiyari arabuluculuk, sadece bir alternatif değil; birçok durumda en akıllıca çözümdür.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN HUKUKİ SÜRECİ

Kentsel Dönüşümün Hukuki Süreci: 6306 Sayılı Kanun Kapsamında Güncel Uygulama (2026)

Kentsel dönüşüm, Türkiye’de özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde, güvenli ve sağlıklı yaşam alanları oluşturmak amacıyla yürütülen en önemli kamusal müdahalelerden biridir. Temel hukuki dayanağı, 16.05.2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile bu Kanun’un uygulama yönetmeliğidir.

2023-2024 yıllarında getirilen salt çoğunluk (%50+1) uygulaması, 4 Şubat 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Uygulama Yönetmeliği değişikliği ile daha da netleştirilmiş ve süreç hızlandırılmıştır. Bu değişiklikler karar alma, toplantı usulleri, tebligat, pay satışı ve tapu güvenliği konularında önemli yenilikler getirmiştir.

1. Riskli Yapı Tespiti Aşaması

Kentsel dönüşüm süreci, riskli yapı veya riskli alan tespit edilmesiyle başlar.

  • Başvuru: Kat maliklerinden tek bir malikin (veya kanuni temsilcisinin) başvurusu yeterlidir. Diğer maliklerin onayı aranmaz.
  • Tespit Yetkilisi: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış kurum/kuruluşlar tarafından yapılır (beton karot örneği, taşıyıcı sistem incelemesi vb.).
  • Rapor Onayı ve Tebliğ: Hazırlanan rapor İl Müdürlüğü/Başkanlık tarafından onaylanır. Onay sonrası tapuya “Riskli Yapı” şerhi işlenir.
  • Tebliğ Usulü: Maliklere tebligat gönderilir; ayrıca bina girişine asılır ve muhtarlıkta 2 gün ilan edilir. İlanın son günü tebliğ tarihi sayılır.

İtiraz ve Dava Hakkı Malikler, tebliğden itibaren 15 gün içinde Bakanlık İl Müdürlüğü’ne yazılı itiraz edebilir. İtirazlar Teknik Heyet tarafından incelenir (30 gün içinde karar verilir; verilmezse zımnen ret). İtiraz yolundan bağımsız olarak, tebliğ/öğrenme tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili İdare Mahkemesi‘nde iptal davası açılabilir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılır.

Riskli yapı tespiti kesinleştikten sonra maliklere 60 gün içinde yapıyı tahliye edip yıktırma yükümlülüğü doğar.

2. Tahliye ve Yıkım Aşaması

  • Malikler, kiracılara ve sınırlı ayni hak sahiplerine en az 90 gün önce yazılı bildirimde bulunur.
  • Tahliye edilmezse idarece tahliye ve yıkım yapılır; masraflar maliklerden tahsil edilir.
  • Yıkım sonrası tapuda riskli yapı şerhi kalksa da, 2026 değişikliği ile “6306 sayılı Kanun kapsamında dönüşüm işlemi devam etmektedir” şeklinde açıklayıcı bir şerh konulur → tapu güvenliği artırılmıştır.
  • Tahliye olan malik ve kiracılara kira yardımı ödenir (2026’da İstanbul için maliklere aylık ~8.000 TL civarı, kiracılara toplu ödeme; tutarlar her yıl güncellenir).
  • Bazı projelerde “Yarısı Bizden” gibi devlet destekli kampanyalar devam eder (hibe + kredi).

3. Yeniden Yapım ve Karar Alma Süreci (En Önemli Değişiklik: 2026)

2026 yönetmelik değişikliği ile salt çoğunluk (%50+1) uygulaması daha sağlam bir usule bağlanmıştır.

  • Toplantı Zorunluluğu: Karar almak için toplantı yapılması zorunludur. En az bir malikin talebiyle toplantı çağrısı yapılır.
  • Çağrı Usulü: Muhtarlıkta, bina ilan panosunda, noter aracılığıyla veya elektronik tebligatla duyurulur. İlan 15 gün askıda kalır.
  • Karar Yeter Sayısı: Toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğu (%50+1) yeterlidir.
  • Karar İçeriği: Yeni projenin şartları, müteahhit teklifi, arsa payı dağılımı vb. açıkça belirtilir.

Karara Katılmayan Maliklere Özel Süreç (Madde 15/A)

  • Karara katılmayan maliklere, karar ve teklif şartları usulüne uygun tebliğ edilir (tebliğde teklifin incelenebileceği yer belirtilir).
  • Tebliğden sonra 15 gün içinde anlaşma sağlanmazsa, malikin payı idarece açık artırmayla satılır.
  • Satış işlemi tamamlanmadan yapı ruhsatı başvurusu yapılamaz → 2026 değişikliği ile bu zincir kopmaz hale getirilmiştir.

4. Yapı Ruhsatı ve İnşaat Aşaması

  • Salt çoğunluk kararı + tebligat + pay satışı prosedürü tamamlandıktan sonra idareye ruhsat başvurusu yapılır.
  • Müteahhit teminat oranı %6 olarak belirlenmiştir (2026 güncellemesi).
  • İnşaat tamamlandıktan sonra kat mülkiyeti kurulur ve yeni tapular dağıtılır.

5. Devlet Destekleri ve Haklar

  • Kira Yardımı: Tahliye eden maliklere ve kiracılara illere göre değişen miktarda kira yardımı (e-Devlet üzerinden başvuru).
  • Taşınma Yardımı ve faiz destekli kredi imkanları mevcuttur.
  • Kiracılar tahliye tazminatı talep edebilir; ancak riskli yapı tespiti kiracıya doğrudan itiraz hakkı vermez.

Sonuç: Profesyonel Hukuki Destek Neden Önemli?

Kentsel dönüşüm süreci, mülkiyet hakkı, sözleşme ve idari işlem dengesini doğrudan ilgilendiren karmaşık bir alandır. 2026 değişiklikleriyle süreç hızlanmış olsa da, tebligat usulleri, toplantı çağrıları, 15 günlük satış süreleri ve tapu şerhleri gibi ayrıntılarda küçük bir hata bile hak kaybına yol açabilir. Riskli yapı tespitinden, pay satışı davasına, müteahhit ile yapılan sözleşmelerin denetlenmesinden yıkım itirazlarına kadar her aşamada uzman bir avukatın desteği, hem süreci hızlandırır hem de hak kayıplarını önler.

Ofisimiz, kentsel dönüşüm davalarında yılların deneyimiyle müvekkillerine danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Kentsel Dönüşüm Avukatı Ekibimizin Hizmetleri

  • Binanızın riskli olup olmadığının tespiti konusunda lisanslı kuruluşlara yüksek ücretler ödemeden önce binanızın ön değerlendirmesinin yapılması (sağlam, güçlendirme gerekli, yeniden yapılmalı konusunda ön değerleme)
  • Riskli yapı tespiti ücretlerinin maliklerin cebinden çıkmadan nasıl yaptırılacağı konusunda danışmanlık verilmesi
  • Riskli yapılarda bundan sonraki süreç hukuki, mühendislik, mimarlık uzmanlığı ve piyasa bilgilerini gerektirmektedir. Bu konularda, deneyimlerimize dayanarak maliklere izleyecekleri yolda ışık tutulması
  • Riskli yapı tespitinden, binanın yıkımına ve tekrar yeni binanıza taşınana kadar geçen tüm süreçte maliklere uzman desteği verilmesi
  • Riskli Yapı tespiti akabinde yıkım ve yeniden inşa sürecini kapsayan dönemde sürecin hukuki takibinin yapılması
  • Mevzuat uyarınca, yıkım ve yeniden inşa işlemlerine muvafakat göstermeyen maliklere ilişkin iş ve işlemlerin takibi
  • İnşaat şirketleri ve apartman yönetimi toplantılarına katılarak, tarafların izlemeleri gereken yolları göstermek
  • Kentsel dönüşüm süreci ile ilgili mevzuata aykırı yapılan kat malikleri kurulu toplantılarında alınan kararların iptali davalarının takibi
  • Hukuki sürecin yönetimi için malikler arasında yapılan toplantılarda maliklerin bilgilendirilmesi
  • Olumsuz oy kullanan maliklere mevzuat uyarınca gönderilmesi gereken ihtarnamelerin hazırlanması
  • Yıkım sürecini engelleyecek şekilde daireyi boşaltmayan kat maliklerine karşı ihtarnamelerin gönderilmesi ve neden oldukları zararlar için diğer kat maliklerince rücu davalarının açılması ve takibi
  • Hukuki sürecin yönetimi için malikler arasında yapılan toplantılarda maliklerin bilgilendirilmesi
  • Yapılan görüşmeler doğrultusunda; kat karşılığı inşaat sözleşmesi, hasılat paylaşımlı inşaat sözleşmesi, ortak şirket veya kooperatif kurulması gibi size en uygun iş ve sözleşme modeli oluşturulması
  • SPK onaylı değerleme şirketlerine halen mevcut bağımsız bölümlerin paylaşıma esas değerler için puantaj toplantılarında hukuki önerilerde bulunulması, yol gösterilmesi
  • İnşaat şirketi ve apartman yönetimi ile görüşmelerde baz oluşturacak inşaat/yatırım hukuki ve teknik sözleşmelerinin hazırlanması
  • Konsept ve ana proje seçim süreçlerinde gereken hukuki yardımların yapılması
  • Maliklere yapılacak taşınma ve kira yardımı gibi süreçlerde hukuki yardımların yapılması
  • Maliklerin, devlet destekli inşaat kredilerini süratle alabilmeleri konusunda tam destek verilmesi
  • Apartman yönetimine inşaat süresince sözlü veya yazılı olarak danışmanlık yapılması
  • Kaba inşaat sürerken müteahhidin sözleşmeye uymasının sağlanması için hukuki yardımda bulunulması ve gerekirse ihtarname çekilmesi
  • İmar durumu değişiklikleri sonucunda sözleşmenin revize edilmesi
  • Kat malikleri ve apartman yönetiminin SPK Değerleme Şirketi gibi diğer taraflarla olan sözleşmelerinin hazırlanması
  • Binanın iskanın alınması sürecinde müteahhidin sözleşmeye uyması konusunda hukuki yardımda bulunulması

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Taşınmazlar (Ev-Arsa) Üzerinde İntifa Hakkı Kurulması

İntifa hakkı, TMK 794 ile düzenlenen ve hak sahibine hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkisi veren bir sınırlı ayni haktır.

Buna göre intifa hakkı kurulması ile intifa hakkı tesis edilen taşınmazın kuru (çıplak) mülkiyeti tapuda malik olarak yazılı kişiye ait olup, taşınmazın kullanımı, yönetimi ve semerelerinden faydalanılması intifa hakkı sahibine ait olacaktır. Taşınmazın maliki, kullanma ve yararlanma haklarını kullanamayacağı için taşınmazın çıplak (kuru) mülkiyetine sahip olacaktır. İntifa hakkı sahibi olan kişi ise, intifa hakkı konusu olan ev ve arsada doğabilecek tüm maddi menfaatlerinden faydalanma yetkisine sahip olacaktır.

Ev ve arsalar üzerinde kurulacak intifa hakkı, tapuda malik ve intifa hakkı tesis edilecek kişi arasında düzenlenecek resmi sözleşmenin tapuya tescili ile kurulacaktır. İntifa hakkı süresi ise, gerçek kişi bakımından en fazla hayatı süresince, tüzel kişi bakımından ise en fazla 100 yıl olarak düzenlenebilir.

İntifa hakkı, tarafların anlaşmasına bağlı olarak bedelli veya bedelsiz olarak tesis edilebilir.

Taşınmaz üzerinden intifa hakkı kurulurken, taşınmazın emlak değerinden az olmamak üzere bildirilen intifa hakkı bedeli üzerinden tapu harcı alınacaktır. Yine intifa hakkının bedelsiz olarak tesisi işleminde de taşınmazın rayiç emlak değerinden az olmamak üzere beyan edilen değer üzerinden tapu harcı alınarak işlem tesis edilecektir.

İntifa hakkı devredilemez. Fakat intifa hakkının kullanımının devri mümkündür. İntifa hakkının devri için, sözleşmede aksi hükmün olmaması, hal ve koşullardan intifa hakkı sahibi tarafından şahsen kullanımının gerektiği anlaşılmıyorsa intifa hakkının kullanımı devredilebilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu
——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Kredi Dolandırıcılığı/ Bankaların Sorumluluğu

Bankacılık işlemleri, gelişen teknolojiyle paralel olarak herhangi bir banka şubesine gitmeksizin elektronik ortamda da gerçekleştirilmesi mümkün hale gelmiştir. Bankacılık işlemlerinin elektronik ortamda yapılabilmesi müşteriler ve kullanıcılara büyük oranda pratiklik ve fayda sağladığı kuşkusuzdur. Bununla birlikte elektronik bankacılık sisteminin kimi zaman üçüncü kişi/kişilerce elde edilen kişisel veriler veya banka sistemlerindeki güvenlik açıkları kullanılarak dolandırıcılık amacıyla kullanıldığı ve bu nedenle birçok kişinin haksız olarak kredi borçlusu durumuna düştüğü görülmektedir.

Genel olarak bu dolandırıcılık işlemlerinin yapıldığı sırada müşteri, adına yapılan işlemlerden o an haberdar olmamakta, banka tarafından aranılarak bilgi verilmemekte, sistemde kayıtlı telefon numarasına herhangi bir onay, bilgi mesajı, sesli arama gelmemektedir. Zira söz konusu dolandırıcılık işlemleri yapılırken müşterinin banka sistemindeki telefon numarası, e-maili ve diğer iletişim bilgileri dolandırıcılar tarafından değiştirilmektedir. Müşteri, adına çekilen kredi bedelinin dolandırıcılar tarafından üçüncü kişilere aktarılması neticesinde banka araması veya harici sebeplerle haberdar olmaktadır. Her ne kadar kredi işlemleri gerçekte üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa da, söz konusu işlemler müşteri adına yapılmış olduğundan kredi bedelinin banka nezdindeki muhatabı müşteri olmaktadır. Yukarıda bahsedilen dolandırıcılık işlemleri nedeniyle müşteriler bankaya karşı yüksek bedelli kredi borçlusu durumuna düşmektedir.

Yukarıda genel hatlarıyla bahsedilen dolandırıcılık eylemleri nedeniyle bankaların hukuki sorumluluklarının Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir.  Belirtmek gerekir ki bankalar, Bankacılık Kanunu kapsamında müşterilerine karşı kusursuz olarak sorumludur. Keza bankanın özen yükümlülüğü kapsamında internet/mobil bankacılık işlemleri için alınacak güvenlik önlemleri yönetmelik ile de düzenlenmiştir. 31069 sayılı Bankaların Bilgi Sistemleri Ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Hakkında Yönetmelik m.8 vd. maddelerde bankaların yapılacak tüm işlemler için veri güvenliği, kimlik erişimi gibi yükümlülükleri düzenlenmiştir. Bankalar ilgili kanun ve yönetmelikler kapsamında özen yükümlülükleri azami olarak yerine getirmek zorundadırlar.

Yargıtay’ın çeşitli kararlarında “…davacı banka bir güven kurumu olup, müşterilerince kendilerine tevdii edilen mevduatı koruma ile yükümlü olup, bunu sağlamak için gerekli güvenlik önlemlerini almak durumunda olduğu, bu bağlamda interaktif bankacılık işlemleri sırasında şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek bir güvenlik mekanizması oluşturması, kendi web sayfasından başka yerlere yönlendirmelere engel olması ve herhangi bir usulsüz işlemle karşılaştığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra, mevduat sahiplerini de bilgilendirmesi gerektiği, dolandırıcılık yöntemlerinin engellenebilmesi için davalı banka tarafından güvenlik duvarları oluşturmak, kimlik belirlemede ek önlemler almak ve bu alınacak ek önlemlerde birbirini doğrulayacak şekilde birden fazla değişken bileşenlerin kullanılması gerektiği,…” denilerek bankaların bu yükümlülüğüne atıfta bulunulmaktadır.

Yine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 24.03.2021 tarih, E:2019/1208, K:2021/436 kararında: Bankacılık işlemlerinden kaynaklanan tazminat istemiyle açılan davada; davacının hesabından bilgi ve onayı dışında para çekildiği, bilirkişi raporuna göre bankanın gerekli güvenlik önlemleri almayarak zarara sebebiyet verdiği, teknik imkanları çok geniş olan ve bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren davalı bankanın sahteliği önleyici tedbirler alması gerektiği, kredi sağlayarak ve mevduat toplayarak getirisinden faydalanan bankaların, gerekli güvenliği sağlayamaması nedeni ile meydana gelen zararlardan da sorumlu olması gerektiği, bankaların objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğu, davacının hesabından bir kerede yüklü miktarda para çekilmesi hususunda etkili hiç bir güvenlik önleminin alınmadığı bu nedenle davacının davasının kabulü ile, 58.000,00 TL’nin 17/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine..” şeklinde karar verilmiştir.

Netice olarak,  yaşanılan dolandırıcılık olayı kapsamında özel değerlendirme yapılacak olsa da, genel olarak Yargıtay elektronik bankacılık işlemleri bakımından her türlü veri ve işlem güvenliğinin bankanın yükümlülüğünde olduğuna karar vermektedir.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Ücretin Geç Ödenmesi Halinde Fesih Hakkı

4857 sayılı İş Kanunu’nda ücretin tanımı yapılmış olup, ücretin ne şekilde ve ne zaman ödenmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Ücret, İş Kanunu m. 32 düzenlemesi ile “Genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
İşçinin ücrete hak kazanabilmesi için çalışmış olması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 24.05.1974 tarihindeki 1974/2 E. 1974/6 K. sayılı kararında da ücretin iş karşılığı olduğu belirtilmiştir. Ücret kavramına, ikramiye, prim, kardan pay alma, bahşiş, sosyal yardımlar ve devamlılık arz eden para veya parayla ölçülebilen menfaatler ücret kavramı kapsamındadır.

Ücretin ödenme zamanı da yine İş Kanunu m.32/f.4 hükmü uyarınca “Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre yapılacak ücret ödemelerinin zamanı azami bir ay ve asgari 1 hafta olarak iş sözleşmesi ile belirlenebilecektir. Bu hükme aykırı olarak düzenlenecek sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.

Yine kanun düzenlemesi ile ücretin nereye ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. İş Kanunu m.32/f.3’te “İşçinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesaplarına yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer usûl ve esaslar anılan bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle” düzenlenebileceğini belirtmiştir. Konu hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen “Ücret, Prim, İkramiye Ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelik” m.10 düzenlemesinde belirtilen ve yönetmelikte sayılan koşulları taşıyan işverenlerin, ücretleri banka vasıtasıyla ödemeleri zorunlu tutulmuştur.

Yukarıda tanımı, kapsamı, ödenme şekli ve zamanı belirtilen ücret alacağı kimi hallerde işverenler tarafından zamanın ödenmemekte, kısmi ödenmekte, geç ödenmekte veya hiç ödenmemektedir.
Ücretin zamanında ödenmediği durumlarda işçinin bir kısım hakları doğacaktır. Bunlar iş akdinin haklı nedenle fesih edilmesi ve çalışmaktan kaçınma hakkıdır. İş Kanunu m.34 düzenlemesi ile “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir” belirtilen şartlarda çalışmaktan kaçınabilecektir. İş Kanunu m. 24/2-e düzenlemesi ile “İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse,” iş akdini haklı nedenle feshedilebilecektir. Keza Yargıtay kararlarında da işverenin ücret ödemelerini geç ve düzensiz ödemesinin işçiye haklı nedenle feshi hakkı tanıdığı istikrarlı olarak ifade edilmektedir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu
——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Yabancı Dil Kursları Tarafından Alınan Senetlerin İcra Takibine Konu Edilmesi

 

Yabancı Dil Kurslarının yasal dayanağı, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında düzenlenen Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’dir. Yabancı dil kursları, ilgili yönetmelikte özel öğretim kursu olarak tanımlanmaktadır. Özel Öğretim Kursu yönetmeliğin  4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde “Özel öğretim kursu: Kişilerin, Bakanlıkça belirlenmiş bilim gruplarına uygun eğitim ortamlarında, (Değişik ibare: RG-19/2/2020-31044) ortaöğretim seviyesinde ilgi ve isteklerine uygun öğretim programları doğrultusunda, bilgi, beceri, yetenek ve deneyimlerini geliştirdiği, serbest zamanlarını değerlendirdiği (Mülga İbare: RG-13/1/2017- 29947) (…) (Değişik ibare: RG-5/8/2016-29792) bir bilim grubunda eğitim veren özel öğretim kurumlarını,” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre Yabancı dil eğitiminin tarafları kursiyer ve özel öğretim kurumudur. Taraflar arasında kurulan hukuki ilişki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un m. 3/k bendi kapsamında tüketici işlemidir.

Özel Öğretim Kurumu ve kursiyer arasından düzenlenen hizmet sözleşmesi ile kurum eğitim verme borcuna girmekte kursiyer ise eğitim hizmetine mukabil olarak bir bedel ödeme yükümlülüğüne girmektedir. Uygulamada genellikle kursiyer tarafından kısmi bir ödeme yapılmakta ve kalan miktar taksitlendirilerek her bir taksit bakımından tüketici senedi düzenlenmektedir. Kursiyer tüketici olduğundan, Özel Öğretim Kursunun alacağı senetlerin ne şekilde düzenleneceği yine Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/5 bendinde “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre kursiyerden alınan senetlerin her bir taksit için ayrı ayrı düzenlenmesi ve senetlerin nama yazılı olarak düzenlenmesi yasal zorunluluktur. Bu şartlara aykırı olarak düzenlenen senetler kursiyer yönünden geçersiz olacaktır.

Taraflar arasında sözleşme akdedilmesi akabinde, kimi durumlarda kursiyer tarafından sözleşmeden cayılmakta ve yapılan ödemelerin iadesi talep edilmektedir. Yapılan ödemelerin iadesi Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği m. 56’da: “Kurumlara kaydolan öğrenci ve kursiyerlerden; Öğrenim ücretini yıllık olarak belirleyen okul öncesi eğitim kurumu, ilkokul, ortaokul, özel eğitim okulu, ortaöğretim okullarında okuldan ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu dışındaki kısmı iade edilir. Öğretim yılı başladıktan sonra ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilir.” şeklindeki düzenleme ile ödenen kayıt ücretinden %10’luk kesinti ve öğrenim görmüş ise eğitim verilen günlere göre hesaplanan miktarın kesinti yapılarak ödeme yapılabileceği düzenlenmiştir.

Bununla birlikte, kursiyer yukarıda belirtilen taksitle satış sözleşmesi kapsamında tüketici senedi vererek kayıt olmuş ise taraflar arasından düzenlenen sözleşme 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 17. maddesi uyarınca taksitle satış sözleşmesi kapsamında olacaktır. Bu durumda kursiyer yine aynı kanunun 18. Maddesi uyarınca “Tüketici, yedi gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin taksitle satış sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir.” 7 gün içerisinde cayma hakkını kullanarak herhangi bir gerekçe göstermeden ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayabilecektir. Kursiyerin sözleşmeden cayması halinde, kursiyer tarafından özel eğitim kursuna verilen tüketici senetleri de konusuz kalacaktır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle kursiyer tarafından verilen senetlerin, ilgili kanun maddesi ile belirlenen şekil şartlarına uygun olmaması ve kursiyer tarafından cayma hakkının kullanılmış olmasına rağmen tüketici senetlerinin icra takibine konu edilmesi, başlatılan icra takibini geçersiz kılacaktır.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

 

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.