ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE

İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

Hukuki Rehber ve Yargıtay Kararları

1. Giriş: Özel Güvenlik Sektörünün Hukuki Çerçevesi

Özel güvenlik hizmetleri Türkiye’de 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve 2004 tarihli Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde yürütülmektedir. Yüz binlerce kişinin istihdam edildiği bu sektörde iş akdi uyuşmazlıkları; hizmet alımı ihaleleri, kamu-özel ortaklığı ve sektöre özgü lisans rejimiyle birleşince özgün bir hukuki alan ortaya çıkmaktadır.

Özel güvenlik görevlileri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi sayılmakla birlikte sektörün kendine has özellikleri bulunmaktadır: silah taşıma ve kullanma yetkisi lisansla sınırlıdır; görev yapılabilecek alanlar mevzuatla belirlenmiştir; saat başı çalışma süreleri ve silah eğitimleri zorunludur. Bu unsurlar, iş akdi feshinde ve tazminat hesaplarında ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir.

Temel Mevzuat

• 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun (10.06.2004)

• 4857 sayılı İş Kanunu

• Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (7312 sayılı)

• 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

• Kamu İhale Mevzuatı (4734 sayılı KİK ve hizmet alımı şartnameleri)

2. Özel Güvenlik Görevlilerinin Temel Çalışma Koşulları

Özel güvenlik görevlilerinin çalışma ilişkisinde bazı kendine özgü unsurlar 5188 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, bunlar iş sözleşmesiyle de somutlaştırılmaktadır.

2.1. Kimlik Kartı ve Lisans Zorunluluğu

5188 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca her özel güvenlik görevlisinin İçişleri Bakanlığı’nca onaylı kimlik kartı taşıması zorunludur. Kimlik kartının iptali veya yenilenmemesi iş akdini doğrudan etkileyen ve feshe zemin hazırlayan önemli bir hukuki sonuç doğurmaktadır.

2.2. Sağlık ve Güvenlik Eğitimi

Görevlilerin belirli aralıklarla yenileme eğitimlerine katılması gerekmektedir. Eğitime katılımın sağlanması esas olarak işveren yükümlülüğündedir. İşverenin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, görevlinin iş akdini haklı nedenle feshetmesine dayanak oluşturabilir.

2.3. Çalışma Süreleri ve Fazla Çalışma

Sektörde 12 saatlik vardiya sistemleri yaygındır. 4857 sayılı Kanun’un 63. maddesi uyarınca haftalık çalışma 45 saati aşamaz; aşan kısım fazla çalışma ücretine tabi tutulur. Uygulamada özel güvenlik görevlilerinin aylarca biriken fazla çalışma ücretleri, işten ayrılma sonrası iş davalarının en büyük kalemini oluşturmaktadır.

3. İş Akdinin Sona Erme Halleri

3.1. Deneme Süresi İçinde Fesih

4857 sayılı İş Kanunu’nun 15. maddesi deneme süresini en çok 2 ay olarak belirlemiştir. Bu süre içinde taraflar iş sözleşmesini ihbar önellerine uymak zorunda kalmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. Özel güvenlik şirketleri ihale süreçlerindeki belirsizlik gerekçesiyle deneme süresi koşulunu kötüye kullanmamalıdır; aksi hâlde Yargıtay tarafından hakkın suistimali olarak nitelendirilmektedir.

3.2. İhbar Önellerine Uyularak Fesih (Olağan Fesih)

4857 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca bildirimli fesihte aşağıdaki öneller uygulanmaktadır:

  • 6 aydan az çalışmış ise: 2 hafta
  • 6 ay – 1,5 yıl arasında çalışmış ise: 4 hafta
  • 1,5 yıl – 3 yıl arasında çalışmış ise: 6 hafta
  • 3 yıldan fazla çalışmış ise: 8 hafta

İşveren ihbar önelini kullandırmak yerine peşin ödeme yapabilir. İhbar tazminatı hesabında giydirilmiş brüt ücret esas alınır; prim, yemek, yol ve fazla çalışma ücretleri de dahil edilir. Özel güvenlik görevlilerinin yüksek fazla çalışma yapması nedeniyle ihbar tazminatı tutarları ortalamanın üzerinde çıkabilmektedir.

3.3. İşveren Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 25)

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesi işverene aşağıdaki hâllerde derhal ve tazminatsız fesih hakkı tanımaktadır:

Sağlık Sebepleri (m. 25/I)

  • Görevlinin hastalık veya kazasının ardından İş K. m. 17’deki bildirim sürelerini 6 hafta aşması
  • Hastalığın tedavi edilemez nitelikte olması ve görevle bağdaşmaması

Özel güvenlik görevlileri çalışma koşulları gereği meslek hastalığı ve iş kazasına açık bir profil sergilemektedir. Bu hükmün uygulanmasında işverenin, feshe geçmeden önce işçiyi başka bir göreve nakletme imkânını araştırması beklenmektedir.

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 25/II)

  • Görevin kötüye kullanılması, hırsızlık, işveren veya müşteriyi yanıltma
  • Görevlinin, 7 günlük süre içinde bildirimde bulunmaksızın işyerine gelmemesi
  • İşverenin, ailesinin veya diğer işçilerin şeref ve namusuna dokunacak söz ve eylemler
  • İşçinin, işverenin meslek sırlarını ifşa etmesi
  • İşçinin, izin almaksızın ya da haklı bir nedene dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü işe gelmemesi

Özel güvenlik görevlileri açısından en sık karşılaşılan m. 25/II halleri; devamsızlık, koruma altındaki kişi veya değerlere zarar verme ve silahın yetkisiz kullanımıdır. Yargıtay, haklı fesih gerekçesini oluşturan olayın 6 işgünü içinde işverene bildirilmesi ve fesih hakkının 1 yıl içinde kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/13447 E.  –  Karar: 2023/3289 K.

Özel güvenlik görevlisinin görev yeri değişikliğine rağmen alt işverenin defalarca yazılı uyarısına karşın işe gelmemesi devamsızlık hükmü kapsamında değerlendirilmiş; işverenin haklı fesih hakkını doğru kullandığı sonucuna varılmıştır. Mahkeme, görev belgelerinin ve puantaj kayıtlarının tartışmasız delil olduğunu teyit etmiştir.

Zorlayıcı Sebepler (m. 25/III)

Görevlinin bir haftadan fazla süre çalışmasını engelleyen zorlayıcı nedenlerin varlığı hâlinde işveren, birinci haftayı bekledikten sonra derhal feshedebilir. Ancak bu hâlde de kıdem tazminatı ödenmesi gerekir.

Tutukluluk veya Mahkûmiyet (m. 25/IV)

Özel güvenlik görevlisinin tutuklanması, kaçınılmaz devamsızlığa yol açsa da fesih gerekçesi olabilir. Ancak Yargıtay, masumiyet karinesini gözeterek beraat kararı kesinleşene kadar işverenin bekleme yükümlülüğü bulunup bulunmadığını her olayın koşullarına göre ayrıca incelemektedir.

3.4. İşçi Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 24)

İşçi aşağıdaki hâllerde iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız feshedebilir; kıdem tazminatını talep edebilir:

Sağlık Sebepleri (m. 24/I)

  • İşin yapılmasının işçi sağlığını bozucu veya tehlikeli nitelik taşıması
  • İşveren veya aile üyelerinden birinin bulaşıcı hastalığa yakalanması

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 24/II)

  • Ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi
  • İşverenin işçiye sataşması, cinsel taciz veya diğer işçilerin tacizine göz yumması
  • İşverenin işçiyi yetersiz ücretle başka bir yere naklettirmesi
  • Ücret ve sosyal yardımların (yol, yemek, giyim vb.) kararlaştırılan zamanda ödenmemesi

Özel güvenlik görevlilerinin yoğunlukla karşılaştığı haklı fesih nedenleri arasında ücret gecikmesi ve fazla çalışma ücretinin ödenmemesi başı çekmektedir. Yargıtay, art arda 2-3 ay ücretin ödenmemesini haklı fesih için yeterli görmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2019/5847 E.  –  Karar: 2020/1132 K.

Özel güvenlik şirketine karşı açılan davada işçinin birkaç aydır ücret almadığı tanık beyanları ve banka kayıtlarıyla ispatlanmıştır. Mahkeme, 4857 sayılı Kanun’un 24/II-e maddesi uyarınca işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğine ve kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetmiş; Yargıtay bu kararı onamıştır.

3.5. İşveren Tarafından Geçerli Nedenle Fesih (İş K. m. 18)

30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az 6 ay kıdemi olan işçilerin iş sözleşmesi ancak ‘geçerli neden’ ile feshedilebilir. Büyük ölçekli özel güvenlik şirketlerinde işe iade talepleri bu hüküm kapsamında değerlendirilmektedir.

Geçerli neden sayılabilecek hâller:

  • İşçinin yetersiz performansı veya verimsizliği (uyarı sürecine uyulmuş olmak koşuluyla)
  • İşyerinden kaynaklanan ekonomik zorluklar, işin yeniden yapılandırılması
  • İhale kaybı nedeniyle hizmet alımı kapsamının daralması
  • Sektörel dönüşüm sonucu bazı pozisyonların ortadan kalkması

Geçerli nedenin iki temel koşulu; feshin son çare olması (ultima ratio ilkesi) ve fesihten önce işçiye savunma hakkı tanınmasıdır (m. 19). Yargıtay, savunma alma usulünü ciddiye almakta; savunma alınmamasını ya da şekli savunma alınmasını geçersiz feshe götüren önemli bir unsur olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/8234 E.  –  Karar: 2022/4857 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale kaybı gerekçesiyle toplu fesih yaptığı davada Yargıtay, ihalenin kaybedilmesinin tek başına geçerli neden oluşturamayacağını; şirketin diğer işyerlerinde boş pozisyon olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. Boş pozisyon imkânı araştırılmaksızın yapılan fesih geçersiz sayılmıştır.

4. Haksız/Geçersiz Fesih ve Sonuçları

İşveren tarafından haklı veya geçerli neden gösterilmeksizin yapılan ya da usule aykırı gerçekleştirilen fesih, çeşitli hukuki yaptırımları beraberinde getirir.

4.1. Kıdem Tazminatı

En az 1 yıl çalışmış olan işçinin iş sözleşmesi işverence feshedildiğinde veya mevzuattaki istisnai hâllerde işçinin kıdem tazminatına hak kazanır. Kıdem tazminatı; her tam çalışma yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır ve her yıl güncellenen tavanla sınırlıdır.

Özel güvenlik görevlileri açısından kıdem hesabında dikkat edilmesi gereken özel durumlar:

  • Hizmet alımı ihalesinin farklı şirkete geçmesi ve kesintisiz çalışma: Yargıtay, fiili devamlılık varsa çalışma sürelerinin birleştirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
  • Kısmi süreli çalışma dönemlerinin orantılı hesabı
  • Yıllık ücret zamları ile tavan sınırının birlikte değerlendirilmesi
  • Fazla çalışma ve diğer ödemelerin giydirilmiş ücrette yerini belirlemek

4.2. İhbar Tazminatı

Haksız fesihte işverenin ihbar önellerine uymaması veya ihbar tazminatı ödemeksizin işi sona erdirmesi hâlinde işçi, kendi kıdemine karşılık gelen ihbar tazminatını talep edebilir. Çapraz tazminat hakkı da söz konusudur: işçi sözleşmeyi haksız şekilde fesheder ya da ihbar önellerine uymadan ayrılırsa işveren de ihbar tazminatı talep edebilir.

4.3. Boşta Geçen Süre Ücreti ve Diğer Alacaklar

İşe iade kararı verilmesi hâlinde fesihten işe iade teklifine kadar geçen en çok 4 aylık süre için boşta geçen süre ücreti hükmedilir. İşçinin işe başlatılmaması durumunda 4-8 aylık işe başlatmama tazminatı da eklenir.

İş davalarında sıkça talep edilen diğer alacaklar:

  • Yıllık ücretli izin alacağı (kullandırılmayan izin günleri)
  • Fazla çalışma ücreti (haftalık 45 saati aşan çalışmalar)
  • Ulusal bayram ve genel tatil ücretleri
  • Hafta tatili ücreti (7 günlük çalışmada en az bir gün tatil hakkı)
  • Gece çalışması zamları
  • Prim, ikramiye ve benzeri düzenli ödemeler
⚠ Zamanaşımı Uyarısı

• Kıdem ve ihbar tazminatı: 5 yıl (İş K. m. 32 – TBK m. 146)

• Ücret, fazla çalışma, yıllık izin alacakları: 5 yıl

• İşe iade davası: Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvuru

• Arabuluculuk zorunludur; arabuluculukta anlaşılamaması hâlinde 2 hafta içinde dava açılır.

5. Özel Güvenlik Görevlileri ve İşe İade Davaları

4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi kapsamındaki işçiler (otuzdan fazla çalışan barındıran işyeri, en az 6 ay kıdem) iş güvencesinden yararlanır. Feshin geçersizliğini ileri süren işçi, önce zorunlu arabuluculuğa başvurmalı; anlaşılamaması hâlinde iş mahkemesinde işe iade davası açabilir.

5.1. Arabuluculuk Zorunluluğu

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi gereğince bireysel iş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Özel güvenlik sektöründe arabuluculuk sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar:

  • Fesih tarihi ile arabulucuya başvuru tarihi arasındaki 1 aylık süre kaçırılmamalıdır.
  • Anlaşma belgesi, kapsamadığı alacaklar bakımından dava açılmasını engellemez.
  • Anlaşma tutanağı icra edilebilirlik şerhiyle mahkemece onaylandığında ilam niteliği kazanır.

5.2. İşe İade Davası Süreci

İş mahkemesinde açılan işe iade davasında mahkeme öncelikle feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığını inceler. Geçersizlik saptanırsa işçinin işe iadesi ve boşta geçen süre için en çok 4 ay ücret ödenmesine hükmedilir.

Kesinleşen karar tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işçi işe iade teklifini kabul edip etmeyeceğini bildirmelidir. İşveren 1 ay içinde işçiyi işe başlatmazsa işe başlatmama tazminatına (4-8 aylık brüt ücret) hükmolunur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/2311 E.  –  Karar: 2021/7654 K.

Davalı özel güvenlik şirketi, hizmet alımı sözleşmesinin sona ermesi ve ihalenin yenilenmemesini tek başına geçerli neden göstererek toplu fesih yapmıştır. Yargıtay, işverenin aynı konsernde bağlı başka sözleşmelerinin varlığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu, bu araştırma yapılmadan gerçekleştirilen feshin geçersiz sayılacağını belirtmiştir.

5.3. İhale Değişikliği ve Alt İşveren Uygulamaları

Özel güvenlik sektöründe kamu kurumlarına hizmet veren şirketlerin ihalesi başka bir firmaya geçtiğinde işçilerin akıbeti kritik bir sorun hâline gelmektedir. Yargıtay içtihadına göre:

  • Yeni ihaleyi alan şirketin aynı işçileri çalıştırmaya devam etmesi hâlinde hizmet akdi devam eder ve kıdem tazminatı hakkı doğmaz.
  • Yeni işveren işçileri almayı reddederse eski işverenin kıdem ve ihbar tazminatını ödemesi gerekir.
  • Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu tespit edilirse işçi asıl işverenin işçisi sayılır ve tüm haklar asıl işverenden talep edilebilir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2017/34801 E.  –  Karar: 2019/18553 K.

Güvenlik hizmet ihalesi devrinde işçilerin yeni yükleniciye geçiş yapıp yapmayacağı tartışılmıştır. Yargıtay, fiili çalışmanın kesintisiz sürdüğü hallerde işyeri devrinin gerçekleştiğini, bu nedenle kıdemin bölünemeyeceğini ve tüm hizmet süresi boyunca birleşik kıdem tazminatı hesabı yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

6. Özel Güvenliğe Özgü Fesih Nedenleri

5188 sayılı Kanun, genel iş hukuku dışında özel güvenlik görevlilerine mahsus bazı fesih gerekçeleri öngörmektedir.

6.1. Güvenlik Kimlik Kartının İptali

Görevlinin güvenlik kimlik kartının İçişleri Bakanlığı tarafından iptal edilmesi, görevinin hukuki temelini ortadan kaldırmaktadır. Bu durum 4857 sayılı Kanun’un 25/III maddesi anlamında ‘zorlayıcı sebep’ niteliğinde değerlendirilmekte; ancak ortaya çıkan sonuç kıdem tazminatı hakkını etkilememektedir. Yargıtay, iptale yol açan eylemin işçiden kaynaklanıp kaynaklanmadığını da ayrıca irdelemektedir.

6.2. Silah Taşıma Yasağı veya Lisans Kaybı

Görevlinin silah taşımasına ilişkin yetki belgesinin iptal edilmesi ya da yargısal kararla silah taşımasının yasaklanması, özellikle silahlı koruma görevlerinde fiilî imkânsızlık yaratmaktadır. Yargıtay, bu hâllerde işverenin işçiyi silahsız pozisyona nakletme imkânını araştırması gerektiğini belirtmekte; alternatif pozisyon yoksa feshin son çare olarak uygulanabileceğini kabul etmektedir.

6.3. Güvenlik Soruşturması Olumsuzluğu

Görevlinin atanacağı pozisyon veya koruma altındaki kurum için yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması da iş sözleşmesinin sona erdirilmesine gerekçe oluşturabilmektedir. Yargıtay, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının fesih için geçerli neden sayılabilmesi için işverenin alternatif pozisyon imkânını değerlendirmesi gerektiğini vurgulamıştır.

6.4. Hizmet İçi Eğitime Katılmama

5188 sayılı Kanun ve Yönetmelik kapsamındaki zorunlu yenileme eğitimlerine mazeretsiz katılmayan görevlinin bu davranışı; tekrarlanması ve işverenin uyarısına rağmen devam etmesi hâlinde 4857 sayılı Kanun’un 25/II maddesi kapsamında haklı fesih gerekçesi oluşturabilir.

7. Öne Çıkan Yargıtay Kararları

Aşağıda özel güvenlik sektörüne ilişkin çeşitli Yargıtay kararlarının özeti sunulmaktadır. Bu kararlar sektörde yerleşik içtihadın ana hatlarını göstermektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2016/10485 E.  –  Karar: 2019/21183 K.

Gece yarısı görevinden ayrılan ve yerine birini bırakmayan özel güvenlik görevlisinin bu eylemi, işverenin haklı fesih hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Mahkeme, güvenlik hizmetinin kesintisiz niteliği gözetilerek görevin anlık terk edilmesinin ağır bir ihlal oluşturduğunu belirtmiş; tazminatsız feshi onaylamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2018/7341 E.  –  Karar: 2020/9871 K.

Silah ruhsatı iptal edilen güvenlik görevlisine ilişkin davada işveren, silahsız pozisyona nakil imkânını araştırmaksızın doğrudan feshe gitmiştir. Yargıtay, ultima ratio ilkesinin ihlal edildiğini, işverenin alternatif görev araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve feshin geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2023/1784 E.  –  Karar: 2024/2110 K.

Özel güvenlik şirketinin kamu hizmet alımı ihalesini kaybetmesi üzerine 47 güvenlik görevlisinin iş sözleşmesinin aynı anda feshedildiği toplu işten çıkarma davasında Yargıtay; gerekçenin somutlaştırılmadığını, ekonomik nedenle feshin ancak tüm alternatiflerin tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir yol olduğunu, her işçi için ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/4122 E.  –  Karar: 2021/14337 K.

Fazla çalışma alacaklarının ispat yükünün işçide bulunduğuna, ancak işverenin puantaj, vardiya çizelgesi ve imzalı giriş-çıkış kayıtlarını ibraz etmekle yükümlü olduğuna hükmolunmuştur. Kayıtların işverende bulunmasına karşın ibraz edilmemesi delil karartma teşkil eder ve Yargıtay bu hâlde işçinin tanıklığını esas almaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/4891 E.  –  Karar: 2022/6034 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale üstlencisinin değişmesi nedeniyle işçilerin yeni şirkete devredildiği uyuşmazlıkta; 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında işyeri devri hükümlerinin uygulanması gerektiği, kıdem tazminatının tüm hizmet süresi esas alınarak hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.

8. Toplu İş Sözleşmesi, Sendika Hakkı ve Ayrımcılık

Özel güvenlik görevlileri 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında sendikal haklardan yararlanır. Özel Güvenlik, Koruma ve Güvenlik Hizmetleri Sektörü (27. Hizmetler ana grubu, işkolu kodu 27) bünyesinde toplu iş sözleşmesi bağlanabilir.

Sendikal ayrımcılık yasağı: İşveren, sendika üyeliğini ya da sendikal faaliyeti fesih gerekçesi yapamaz. Yargıtay, sendikal fesihte ispat yükünü işverende tutmakta; sözleşmenin sendikal nedene dayandığını gösteren korelasyonu (işçinin üyelik tarihinin fesih tarihiyle yakınlığı vb.) güçlü bir karine olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/5413 E.  –  Karar: 2023/1728 K.

Sendikaya üye olan özel güvenlik görevlisinin 3 gün içinde iş sözleşmesinin feshedilmesi sendikal feshin açık bir göstergesi sayılmıştır. Yargıtay, işverenin sendikal nedene dayanmadığını ispatlayamadığını belirterek sendikal tazminata (en az bir yıllık ücret tutarında) ve işe iadeye hükmedilmesini uygun bulmuştur.

9. İş Davası Sürecinde Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

9.1. İşçi Açısından

  • Fesih bildirimini yazılı olarak almak ve içeriğini dikkatle incelemek; tebellüğ tarihini belgelendirmek.
  • 1 aylık arabuluculuk başvuru süresini kaçırmamak; sürenin başlangıcı genellikle fesih bildiriminin tebliği tarihidir.
  • İşyerindeki belgelerin (puantaj, vardiya listesi, maaş bordrosu) kopyalarını önceden almak.
  • Fazla çalışmanın tanıkla ispatı için güvenilir, tarafsız tanıkları belirlemiş olmak.
  • İbranamenin hiçbir baskı altında imzalanmaması; imzalanacaksa tüm kalemlerin açıkça yazılmış olmasına dikkat etmek.

9.2. İşveren Açısından

  • Fesih kararı öncesinde mutlaka yazılı savunma almak ve savunmayı değerlendirdiğine dair tutanak tutmak.
  • Haklı fesih hakkını olayın öğrenilmesinden itibaren 6 işgünü içinde kullanmak.
  • Toplu işten çıkarmalarda 4857 sayılı Kanun m. 29 kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumunu otuz gün öncesinden bilgilendirmek.
  • Alt işveren olarak çalışılan hallerde asıl işverenin müteselsil sorumluluğunu göz önünde bulundurmak.
  • SGK işten çıkış kodlarını doğru bildirmek; hatalı kod, ayrı bir dava konusu olabilmektedir.
İspat Araçları: Neyin Belgelenmesi Gerektiği

• Fesih yazısı ve tebliğ belgesi        • İbraname (içerik ve imza tarihi)

• Puantaj ve mesai çizelgeleri          • Bordro ve banka dekontları

• Uyarı ve ihtar yazıları               • Savunma talep ve savunma metinleri

• Güvenlik kimlik kartı ve lisans belgeleri  • İhale sözleşmesi ve şartname

• Emsal ücret araştırması              • Tanık listesi (meslektaş ifadeleri)

10. Sonuç

Özel güvenlik görevlilerinin iş akdi uyuşmazlıkları; 5188 sayılı Kanun’un getirdiği mesleki özellikler, ihale-temelli çalışma biçimi ve sektörün özgün işgücü yapısı nedeniyle genel iş hukukundan ayrışan kendine özgü bir alan oluşturmaktadır. Yargıtay içtihadı bu alanda belirleyici rol oynamakta; özellikle işyeri devri, ultima ratio ilkesi, sendikal ayrımcılık yasağı ve ihale geçişlerinde hakkaniyeti temel ölçüt olarak benimsemektedir.

Hem işçinin hem de işverenin haklarını güvence altına alabilmesi için süreçlerin başından itibaren belgesel temele oturtulması, yasal sürelerin titizlikle takip edilmesi ve uzman bir iş hukuku avukatından destek alınması büyük önem taşımaktadır.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

 

Tapu İptal ve Tescil Davaları

Tapu İptal ve Tescil Davaları

Mülkiyet hakkının korunmasında temel başvuru yollarından biri olan tapu iptali ve tescilinin hukuki çerçevesi, sebepleri ve yargılama süreci

Gayrimenkul Hukuku·TMK 716 – 1026·HMK m. 1 vd.

Tapu iptali ve tescil davası; geçerli bir hukuki nedene dayanmaksızın ya da kanuna, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı biçimde tesis edilmiş tapu kayıtlarının silinmesi ve mülkiyetin gerçek hak sahibi adına yeniden tescil edilmesi amacıyla açılan bir ayni hak davasıdır.

Hukuki Dayanak ve Temel İlkeler

Türk hukukunda taşınmaz mülkiyeti, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704. maddesi ile tapuya tescil ilkesine bağlanmıştır. Tescil, mülkiyetin kazanılması için kurucu nitelik taşıdığından geçersiz ya da haksız biçimde yapılan tesciller, üçüncü kişilerin tapu siciline güvenini korumak ile gerçek hak sahiplerinin korunması arasındaki dengeyi tehdit eder.

Tapu sicilinin aleniyeti ve güvenilirliği ilkesi gereği iyi niyetli üçüncü kişiler, tapu kütüğündeki kaydı esas alarak hak kazanabilir (TMK m. 1023). Ancak bu güvence sınırsız değildir; kanun tarafından öngörülen çeşitli hallerde tapu kaydı hukuki denetim altına alınabilir ve iptal yaptırımıyla karşılaşabilir.

DAVA TÜRÜ                                                      GÖREVLI MAHKEME

Ayni Hak                                                                 Asliye Hukuk

Mülkiyet üzerinde doğrudan sonuç doğurur.         HMK m. 2 gereği

 

 

YETKILI MAHKEME                                 HARÇ TÜRÜ

Taşınmazın Bulunduğu Yer                            Nispi- Dava değeri üzerinden hesaplanır

HMK m. 12 – kesin yetki

Tapu İptalinin Hukuki Sebepleri

  1. HUKUKI EHLIYETSIZLIK

Taşınmaz üzerinde tasarruf işlemi yapan kişinin işlem anında ayırt etme gücünden yoksun olması ya da vesayet altında bulunması nedeniyle yetkisiz temsilci aracılığıyla hareket etmesi, tapu tescilinin iptalini gerektiren başlıca sebeplerdendir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı; “temlikten az zaman önce veya az zaman sonra alınan sağlık kurulu raporları”nı kritik delil olarak değerlendirmektedir.

  1. MURIS MUVAZAASI (MIRASTAN MAL KAÇIRMA)

Mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağış niteliği taşıyan devir işleminin satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak gösterilmesi, muris muvazaasının tipik görünümüdür. Bu durumda mirasçılar, kanunda öngörülen süre sınırlamasına tabi olmaksızın iptal-tescil davası açabilir.

  1. İRADE SAKATLIKLARI

Hata, hile veya ikrah sonucu gerçekleştirilen taşınmaz devirleri, Türk Borçlar Kanunu’nun 30–39. maddeleri kapsamında iptal edilebilir niteliktedir. İptal hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.

  1. SAHTE BELGE VE İMZA

Tapu devrine dayanak teşkil eden resmi senedin sahte belge ya da sahte imzayla düzenlenmesi, tescili başından itibaren geçersiz kılar. Bu hallerde ceza yargılaması ile hukuk davası bir arada yürütülebilir; mahkumiyet kararı kesin delil niteliği taşır.

  1. ŞEKIL EKSIKLIĞI

Taşınmaz satış sözleşmelerinin resmi şekle (noterde ya da tapu müdürlüğünde düzenleme) uyulmadan yapılması, geçersizlik sonucunu doğurur. Adi yazılı belge ile yapılan taşınmaz devirleri hukuken geçersiz olduğundan bu belgeye dayanılarak yapılan tescil iptal edilebilir.

  1. KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI VE OLAĞANÜSTÜ KAZANMA

Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazlar ile tapu kütüğündeki kaydın gerçek durumu yansıtmadığının anlaşıldığı hallerde, zilyetlik yoluyla mülkiyet kazanımı (TMK m. 713) iptal-tescil davasına konu edilebilir.

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre tapu iptali davalarında ispat yükü kural olarak davacıdadır; ancak muris muvazaasında uygulamada hayatın olağan akışına ve karine yöntemine başvurulmaktadır.”

Yargılama Süreci: Adım Adım

  • 1.Delillerin Derlenmesi: Tapu kayıtları, resmi senetler, sağlık kurulu raporları, tanık ifadeleri ve varsa ceza dosyasının temin edilmesi
  • 2.Dava Dilekçesinin Hazırlanması: İptal talebinin hukuki sebebi, taşınmaza ilişkin bilgiler ve tescil istemi açıkça belirtilir
  • 3.Harç ve Giderlerin Yatırılması: Nispi karar ve ilam harcı taşınmazın belirlenen değeri üzerinden hesaplanır
  • 4.İhtiyati Tedbir Talebi: Yargılama süresince taşınmazın üçüncü kişilere devrini önlemek amacıyla tedbir kararı talep edilmelidir
  • 5.Ön İnceleme ve Tahkikat: Mahkeme HMK m. 137 kapsamında ön inceleme duruşması yapar; uyuşmazlık konuları netleştirilir
  • 6.Bilirkişi İncelemesi: Tapu kayıtları, taşınmaz değeri, hâl ve şartlar bilirkişi aracılığıyla incelenir
  • 7.Karar ve Tescil: Mahkeme kararının kesinleşmesiyle birlikte tapu müdürlüğüne bildirim yapılır ve tescil gerçekleştirilir

Süre Sınırlamaları

Tapu iptal ve tescil davaları kural olarak zamanaşımına tabi değildir; mülkiyet hakkı ayni bir hak olduğundan bu hakkı koruma amacıyla açılan dava herhangi bir süre sınırına bağlı değildir. Bununla birlikte dava hakkının belirli sürelerle sınırlandırıldığı istisnai haller mevcuttur:

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYE TABI HALLER

  • İrade sakatlıkları (hata, hile, ikrah): 1 yıl
  • Tenkis davası: 10 yıl / 1 yıl
  • Tasarrufun iptali: 5 yıl

SÜRESIZ AÇILABILECEK DAVALAR

  • Muris muvazaası
  • Ehliyetsizlik (mutlak butlan)
  • Sahte belge / imza
  • Şekil eksikliği

Davanın Tarafları ve Husumet

Tapu iptal ve tescil davasında aktif husumet (davacı), hakkı침해된 gerçek mülkiyet hakkı sahibine; pasif husumet (davalı) ise tapu kütüğünde adına kayıtlı görünen kişiye aittir. Taşınmaz birden fazla kişi arasında el değiştirmişse zincirleme devir işlemlerinin tamamı davaya dahil edilmelidir. Mirasçıların açtığı davalarda tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi zorunlu değildir; her mirasçı kendi payı oranında dava açabilir.

DİKKAT EDILMESI GEREKEN ÖNEMLİ BIR NOKTA

İyi niyetli üçüncü kişi ilkesi (TMK m. 1023), tapu devir zincirinde belirli bir halkayı koruyabilir. Taşınmazın elden geçtiği her aşamada alıcının iyi niyet durumu ayrı ayrı incelenmelidir. Kötü niyetin ispatı, iptal talebinin başarısını doğrudan etkiler.

Masraf ve Vekâlet Ücreti

Tapu iptali davaları nispi harca tabidir. Dava sonunda haksız çıkan taraf; yargılama giderleri, bilirkişi ücreti ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanan karşı yan vekâlet ücretini ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle dava açılmadan önce taşınmazın güncel rayiç değeri esas alınarak tahmini yargılama maliyetinin hesaplanması önerilir.

Sonuç

Tapu iptali ve tescil davası, mülkiyet hakkının anayasal güvencesi çerçevesinde hak sahiplerine tanınan güçlü bir hukuki araçtır. Ancak her davanın kendine özgü olgusal ve hukuki boyutları bulunduğundan, yargılama sürecinin başından itibaren uzman bir avukatla çalışmak hem hak kayıplarını önler hem de sürecin etkin biçimde yönetilmesini sağlar.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.  Son güncelleme: Nisan 2026.

İhtiyari Arabuluculuk Sistemi ve Süreci

Günümüz hukuk sisteminde uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler tek yol olmaktan çıkmış, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri giderek daha fazla önem kazanmıştır. Bu yöntemlerden en etkili ve yaygın olanı arabuluculuktur. 7 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile Türkiye’de sistematik olarak uygulanmaya başlanan arabuluculuk, özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde taraflara hızlı, ekonomik ve gönüllü bir yol sunar.

Arabuluculuk, zorunlu (dava şartı) arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk olmak üzere ikiye ayrılır. Zorunlu arabuluculuk belirli uyuşmazlık türlerinde (iş davaları, ticari alacak davaları, tüketici uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesi vb.) dava açmadan önce mutlaka başvurulması gereken bir aşamayken; ihtiyari arabuluculuk ise tamamen tarafların serbest iradesine bırakılmış bir yöntemdir.

İhtiyari Arabuluculuk Nedir?

İhtiyari arabuluculuk, tarafların herhangi bir yasal zorunluluk olmaksızın, kendi iradeleriyle bir uyuşmazlığın çözümünü arabuluculuk yoluyla gerçekleştirmeyi tercih etmesidir. Kanunda dava şartı olarak öngörülmeyen, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği her türlü özel hukuk uyuşmazlığında uygulanabilir.

6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinde arabuluculuk şu şekilde tanımlanmıştır:

“Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemidir.”

İhtiyari arabuluculukta en önemli özellik, sürecin tamamen gönüllü olmasıdır. Taraflar ister dava açmadan önce, ister dava açıldıktan sonra (hatta temyiz aşamasında bile) arabuluculuğa başvurabilirler.

İhtiyari Arabuluculuğun Avantajları

İhtiyari arabuluculuğu tercih eden taraflar şu başlıca faydaları elde eder:

  • Hızlı çözüm: Mahkeme süreçleri yıllarca sürebilirken, arabuluculuk genellikle birkaç hafta içinde sonuçlanır.
  • Düşük maliyet: Mahkeme harçları, bilirkişi ücretleri ve vekalet ücretlerinden önemli ölçüde tasarruf sağlanır.
  • Gizlilik: Arabuluculuk görüşmeleri ve içeriği tamamen gizlidir; dışarıya açıklanamaz.
  • Kontrol taraflardadır: Hakim veya mahkeme yerine taraflar kendi çözümlerini üretir.
  • İlişkilerin korunması: Özellikle ticari ilişkiler, komşuluk, aile şirketi uyuşmazlıklarında düşmanlık yerine uzlaşma ortamı yaratır.
  • İcra edilebilirlik: Anlaşma sağlanırsa düzenlenen belge, icra edilebilir şerhiyle ilam niteliği kazanabilir.

İhtiyari Arabuluculuk Süreci Nasıl İşler?

İhtiyari arabuluculuk süreci genellikle şu aşamalardan oluşur:

  1. Başvuru Aşaması Taraflar birlikte veya bir tarafın teklifiyle Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Sicili’nde kayıtlı bir arabulucuya başvurur.
    • Arabuluculuk bürosuna dilekçe verilebilir,
    • Doğrudan tarafların seçtiği arabulucuya yazılı veya sözlü başvuru yapılabilir.
  2. Arabulucunun Atanması ve Davet Arabulucu atanır atanmaz tarafları davet eder (genellikle davet mektubu veya e-posta yoluyla). İlk toplantı günü ve yeri belirlenir.
  3. Hazırlık ve Bilgilendirme Toplantısı Arabulucu süreci anlatır, gizlilik ilkesini hatırlatır, tarafların beklentilerini dinler. Sürecin devam edip etmeyeceğine taraflar karar verir.
  4. Müzakere ve Görüşmeler Taraflar arabulucunun moderatörlüğünde görüşür. Arabulucu tarafsız kalır, çözüm önerisi sunabilir ancak karar tamamen taraflara aittir. Ortak çözüm üretme odaklıdır; kazan-kazan mantığı ön plandadır.
  5. Sonuç Aşaması
    • Anlaşma sağlanırsa: Anlaşma belgesi hazırlanır ve imzalanır. Avukatlar da varsa birlikte imza atıldığında ilam niteliğinde olur. İcra edilebilirlik şerhi alınabilir.
    • Anlaşma sağlanamazsa: Son tutanak düzenlenir ve süreç sona erer. Taraflar isterse dava yoluna gidebilir.

Süre yönünden kanunda zorunlu bir üst sınır yoktur; ancak uygulamada çoğu süreç 1-3 ay içinde tamamlanır.

Sonuç: İhtiyari Arabuluculuk Neden Tercih Edilmeli?

Mahkemelerin yoğunluğu, uzun yargılama süreleri ve yüksek maliyetler düşünüldüğünde, ihtiyari arabuluculuk modern hukukta akıllıca bir tercihtir. Tarafların ilişkisini koruyan, kontrolü ellerinde tutmalarını sağlayan ve ekonomik bir çözüm sunan bu yöntem, özellikle ticari uyuşmazlıklar, miras paylaşımı, ortaklık uyuşmazlıkları, sözleşme ihtilafları ve komşuluk davalarında oldukça etkilidir.

Uyuşmazlığınız varsa ve mahkemeye gitmeden önce uzlaşma şansını değerlendirmek istiyorsanız, deneyimli bir arabulucu ile görüşmek en doğru adım olacaktır. İhtiyari arabuluculuk, sadece bir alternatif değil; birçok durumda en akıllıca çözümdür.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

EVLİLİKTE MAL DAVASI

Evlilik Birliğinde Mal Davası
Mal rejimi tasfiyesi, evli çiftlerin evlilik birliği içerisinde sahip edinmiş olduğu malların evliliklerinin sona ermesi sonrasında paylaşımın nasıl yapılacağına dair kuralları içermektedir. Eşler evlilik birliği içerisinde edinmiş oldukları mal paylaşımına dair kendi aralarında rejim türlerinden birini seçerek sözleşme imzalayabilirler. Ancak eşler mal rejimi türlerinden birini seçmemişler ise nikah tarihlerine göre yasal mal rejimi hangisi ise o yasal mal rejimine tabi olacaklardır.

 

Daha fazla oku “EVLİLİKTE MAL DAVASI”

Kazada Araç Değer Kaybı

Trafik Kazalarında Araç Değer Kaybı-Tazminat Talepleri

Trafik kazaları, günümüzde sıkça meydana gelen, maddi veya bedeni zararlara sebebiyet veren durumlardır. İstatistiki verilere göre meydana gelen kazaların %90 a yakını maddi zararlara sebep olmaktadır. Bu kazalarda araç değer kaybı, maddi manevi tazminat gibi talepler doğabilir.

Değer kaybı, trafik kazaları sonrası aracın değerinde meydana gelen azalma olarak ifade edilir. Araç değer kaybı aslen hasar alan ve bu hasar itibariyle onarım gören bir aracın, ikinci el piyasasındaki değerindeki azalmayı ifade eder. Kısacası, kaza geçiren ve hasara uğrayan ne kadar iyi tamir edilmiş olursa olsun, değerinde mutlaka bir düşüş yaşayacaktır. Bu düşüş, o aracın değer kaybını ifade etmektedir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan araç sahipleri, değer kaybını karşı tarafın kusuru oranında karşı araç maliki, sigorta şirketi ve şoförden tazmin ve tahsil edebileceklerdir.

Bu taraflar zarardan müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğundan zarar gören araç sahibinin istediği kişiden veya tümünden aynı anda alacağınızı talep edebilme hak ve yetkisi mevcuttur. Daha fazla oku “Kazada Araç Değer Kaybı”

İCRA TAKİBİNE İTİRAZ

İcra takibine itiraz

İcra takibi ilamlı ve ilamsız olmak üzere ikiye ayrılır. İlamlı icra takibi bir mahkeme kararına dayanılarak başlatılan takip türüdür. İlamsız icra takibi mahkeme kararı bulunmaksızın alacağın tahsili için başlatılabilecek icra takip türüdür.

İlamsız icra takibi alacaklının elinde alacağını kesin olarak ortaya koyan bir mahkeme ilamı, senet, sözleşme vs. bulunmasa dahi icra müdürlüğüne vereceği bir takip talebi ile borçlu aleyhine genel haciz yoluyla icra takibi başlatabilir.

Alacaklı tarafından gerçekleştirilen ilamsız icra takibi itiraz edilmediği taktirde kesinleşir ve borçlunun malvarlığı üzerinde haciz işlemleri gerçekleştirilebilir.

İcra takibine itiraz,

Borçlu olduğu iddia edilen şahıs eğer borçlu değilse veya herhangi bir sebepten dolayı borcu ödememekte haklı olduğunu düşünüyorsa ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.  Bu alanda uzmanlığa sahip olarak, hak ve yükümlülükleriniz konusunda bilgi sahibi olmak adına İstanbul icra avukatı Şişli Avukat, Beşiktaş Avukat uzmanlığına danışabilirsiniz. Daha fazla oku “İCRA TAKİBİNE İTİRAZ”

İstanbul BOŞANMA AVUKATI

Son yıllardaki artış ile birlikte özellikle büyük şehirlerde açılan davaların büyük bir kısmını boşanma davaları oluşturuyor. Boşanma davalarındaki bu artış ile birlikte boşanma, velayet, nafaka gibi konular en çok merak edilen hukuki konular arasına girmiş durumda. Yazımızda boşanma hakkında merak edilen konuları kısaca açıklamak adına müvekkiller tarafından sıklıkla sorulan sorulara yer verdik. Ancak hak kaybı yaşanmaması ve tarafların menfaatlerinin korunması bakımından hukuki sürecin alanında uzman bir avukat ile takip edilmesi her zaman yararınıza olacaktır.  Boşanma davası açma konusunda uzman bir avukat yardımı almak sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.  Bu alanda uzmanlığa sahip olarak , detaylı bilgi edinebilmek için bir İstanbul boşanma avukatı ile görüşmeniz menfaatinize olacak, doğru bir yönlendirme sağlayacak olan İstanbul avukat uzmanlığına danışabilirsiniz.

  • Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır.

Genel boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelden sarsılması diğer adıyla şiddetli geçimsizliktir.

Özel boşanma sebepleri ise ;zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığıdır.

Bu sebeplerden herhangi birine dayanarak çekişmeli boşanma davası açılabilir.

  • Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?

Çekişmeli boşanma davası tarafların anlaşmalı olarak boşanması dışında kalan her türlü boşanma sebeb

ine dayanarak açılmış olan boşanma davalarıdır. Başka bir ifadeyle boşanma, nafaka, velayet gibi boşanma ile ilgili konularda tarafların anlaşamaması ile açılan davalar olarak tanımlanır. Daha fazla oku “İstanbul BOŞANMA AVUKATI”

İMAR KİRLİLİĞİ

İmar kirliliğine sebep olma suçu TCK madde 184’te düzenlenmiştir. Bu suç her ne kadar ceza
kanununda düzenlense de hukuki sonuçların yansımaları bakımından idare hukuku alanını da
doğrudan ilgilendirmektedir. Daha fazla oku “İMAR KİRLİLİĞİ”

İstanbul BOŞANMA DAVASI

Son yıllardaki artış ile birlikte özellikle büyük şehirlerde açılan davaların büyük bir kısmını boşanma davaları oluşturuyor. Boşanma davalarındaki bu artış ile birlikte boşanma, velayet, nafaka gibi konular en çok merak edilen hukuki konular arasına girmiş durumda. Yazımızda boşanma hakkında merak edilen konuları kısaca açıklamak adına müvekkiller tarafından sıklıkla sorulan sorulara yer verdik. Ancak hak kaybı yaşanmaması ve tarafların menfaatlerinin korunması bakımından hukuki sürecin alanında uzman bir avukat ile takip edilmesi her zaman yararınıza olacaktır. Detaylı bilgi edinebilmek için bir İstanbul uzman boşanma davası avukatına danışınız.

  • Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır.

Genel boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelden sarsılması diğer adıyla şiddetli geçimsizliktir.

Özel boşanma sebepleri ise ;zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığıdır.

Bu sebeplerden herhangi birine dayanarak çekişmeli boşanma davası açılabilir.

  • Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?
  • Çekişmeli boşanma davası tarafların anlaşmalı olarak boşanması dışında kalan her türlü boşanma sebebine dayanarak açılmış olan boşanma davalarıdır. Başka bir ifadeyle boşanma, nafaka, velayet gibi boşanma ile ilgili konularda tarafların anlaşmaya varamaması durumunda açılan davalar olarak tanımlanabilir. Daha fazla oku “İstanbul BOŞANMA DAVASI”

İCRA TAKİBİNE İTİRAZ

Yazımızda İcra Müdürlüğü kanalı ile başlatılmış olan icra takibine itiraz sürecini inceledik. Yazımız genel bilgilendirme amaçlı olup hak kaybına uğramamanız adına bir icra avukatına danışmanızı tavsiye ederiz.

İCRA TAKİBİ NEDİR?

İcra takibi alacaklının borçludan alacağını tahsil edebilmek için icra müdürlüğünde nezdinde başlattığı işlemin hukuki adıdır.

İcra takibi ilamlı ve ilamsız olmak üzere ikiye ayrılır. İlamlı icra takibi bir mahkeme kararına dayanılarak başlatılan takip türüdür. İlamsız icra takibi mahkeme kararı bulunmaksızın alacağın tahsili için başlatılabilecek icra takip türüdür.

İlamsız icra takibi alacaklının elinde alacağını kesin olarak ortaya koyan bir mahkeme ilamı, senet, sözleşme vs. bulunmasa dahi icra müdürlüğüne vereceği bir takip talebi ile borçlu aleyhine genel haciz yoluyla icra takibi başlatabilir. Daha fazla oku “İCRA TAKİBİNE İTİRAZ”