Kiracının Tahliyesi: Ev Sahibinin Yasal Yolları ve 2026 Kira Artışı

Kiracının tahliyesi, konut ve çatılı işyeri kiralarında ancak Türk Borçlar Kanunu’nda sınırlı olarak sayılan sebeplere dayanılarak mümkündür. Kira sözleşmesinin süresinin dolması tek başına tahliye sebebi değildir; kiracı bildirimde bulunmadıkça sözleşme her yıl kendiliğinden uzar (TBK m. 347). Ev sahibi bu nedenle ya kanundaki tahliye sebeplerinden birine ya da on yıllık uzama süresinin dolmasına dayanmalıdır.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; bir aylık dava sürelerinin kaçırılması, tahliye taahhüdünün sözleşmeyle aynı gün imzalatılması ve 1 Eylül 2023’ten beri zorunlu olan arabuluculuğa başvurulmadan dava açılmasıdır. Aşağıda tahliye sebeplerini, sürelerini, kira artışının güncel sınırını ve süreci ele alıyoruz.

Tahliye Sebepleri ve Süreleri

Tahliye sebebi Dayanak Dava veya takip süresi
Kiraya verenin, eşinin, altsoyunun, üstsoyunun veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin konut ya da işyeri ihtiyacı TBK m. 350/1 Belirli süreli sözleşmede sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde
Kiralananın yeniden inşası veya imarı nedeniyle esaslı onarım TBK m. 350/2 Sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde
Yeni malikin ihtiyacı TBK m. 351 Edinmeden itibaren bir ay içinde yazılı bildirim ve altı ay sonra dava; ya da sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde
Yazılı tahliye taahhüdü TBK m. 352/1 Taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde dava veya icra takibi
Bir kira yılı içinde iki haklı ihtar TBK m. 352/2 Kira süresinin veya kira yılının bitiminden itibaren bir ay içinde
Kiracının veya eşinin aynı ilçede oturmaya elverişli konutu bulunması TBK m. 352/3 Sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde
Kira bedelinin ödenmemesi (temerrüt) TBK m. 315; İİK m. 269 Otuz gün süreli ihtar veya ödeme emri sonrasında
On yıllık uzama süresinin dolması TBK m. 347/1 Her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimle, sebep göstermeden

Uygulama notu: Tahliye taahhüdünün geçerli olması için kira sözleşmesinin kurulmasından sonra ve kiracının serbest iradesiyle verilmiş olması gerekir. Sözleşmeyle aynı tarihte alınan taahhütler, Yargıtay uygulamasında baskı altında verildiği kabul edilerek geçersiz sayılmaktadır.

İhtiyaç Nedeniyle Tahliyede Dikkat Edilecekler

İhtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir; ileride doğabilecek bir ihtiyaç veya kiralananı daha yüksek bedelle kiralama amacı tahliye sebebi değildir. Mahkeme, ihtiyaç sahibinin mevcut konutu, aile durumu, işyerine uzaklık gibi olguları tanık ve keşifle inceler.

İhtiyaç veya yeni malik sebebiyle tahliye edilen konut ya da işyeri, haklı sebep olmaksızın üç yıl boyunca eski kiracıdan başkasına kiralanamaz (TBK m. 355). Bu yasağa aykırılık hâlinde kiraya veren, eski kiracıya son kira yılında ödenen bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat öder.

2026 Kira Artış Oranı ve Kira Tespit Davası

Yenilenen kira dönemlerinde artış, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçemez (TBK m. 344/1). Konutlarda uygulanan yüzde 25 sınırı 1 Temmuz 2024’te sona ermiştir. Ekim 2026’da yenilenecek sözleşmeler için yasal üst sınır yüzde 31,49‘dur; aylık 30.000 TL kira için bu, en fazla 39.447 TL yeni kira anlamına gelir.

Beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde yeni kira bedeli, emsal kira bedelleri ve kiralananın durumu dikkate alınarak hâkim tarafından hakkaniyete uygun biçimde belirlenir (TBK m. 344/3). Kira tespit davasının yeni kira döneminden itibaren hüküm doğurması için dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önce açılmalı veya bu süre içinde kiracıya yazılı bildirimde bulunulmalıdır (TBK m. 345).

Zorunlu Arabuluculuk ve Görevli Mahkeme

7445 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Kanun’a eklenen m. 18/B uyarınca, 1 Eylül 2023’ten itibaren kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Tahliye, kira tespiti ve kira alacağı davaları bu kapsamdadır. İcra ve İflas Kanunu’na göre icra dairesi aracılığıyla yürütülen tahliye takipleri ise arabuluculuk şartına tabi değildir.

Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa dava, taşınmazın bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinde açılır. Son tutanağın dilekçeye eklenmemesi, davanın usulden reddine yol açar.

Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Sözleşme ve belge incelemesi: Kira sözleşmesi, başlangıç tarihi, varsa tahliye taahhüdü ve ödeme kayıtları incelenir.
  2. Sebebin ve sürenin belirlenmesi: Dayanılacak tahliye sebebi ve bir aylık dava süresinin son günü tespit edilir.
  3. İhtar veya bildirim: Gerekli hâllerde noter aracılığıyla ihtarname veya yeni malik bildirimi gönderilir.
  4. Yol seçimi: Tahliye taahhüdü ve temerrütte icra takibi, diğer sebeplerde arabuluculuk ve dava yolu seçilir.
  5. Arabuluculuk: Taşınmazın bulunduğu yer adliyesindeki arabuluculuk bürosuna başvurulur.
  6. Dava: Anlaşma olmazsa sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açılır.
  7. İcra: Kesinleşen tahliye kararı icra dairesi aracılığıyla yerine getirilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Kira sözleşmesi bitince kiracıyı çıkarabilir miyim? Hayır. Konut ve çatılı işyerlerinde sürenin dolması tek başına tahliye sebebi değildir. Kanundaki sebeplerden birine veya on yıllık uzama süresinin sonuna dayanmanız gerekir.

Kiracıyı ihtiyaç nedeniyle çıkardıktan sonra evi kiraya verebilir miyim? Haklı sebep olmaksızın üç yıl boyunca eski kiracıdan başkasına kiralayamazsınız. Aksi hâlde en az bir yıllık kira tutarında tazminat ödersiniz.

Ekim 2026’da kira en fazla ne kadar artırılabilir? Ekim 2026’da yenilenen konut ve çatılı işyeri sözleşmelerinde artış yüzde 31,49’u geçemez. Oran her ay TÜİK’in açıkladığı TÜFE verisiyle değişir.

Kiracı kirayı ödemiyorsa ne yapılır? Otuz gün süre veren ihtarname gönderilebilir veya İİK m. 269 uyarınca ödeme emri içeren icra takibi başlatılabilir. Süresinde ödeme yapılmazsa tahliye istenir.

Kiracı tahliye taahhüdü verdi ama çıkmıyor, ne yapmalıyım? Taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi başlatabilir veya dava açabilirsiniz. Bu süre kaçırılırsa kira sözleşmesi bir yıl daha uzar.

İlgili yazılar:

Kanun metinleri için Mevzuat Bilgi Sistemi, aylık TÜFE verileri için TÜİK, arabuluculuk başvurusu için Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı kullanılabilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Tahliye sürecinizin değerlendirilmesi için bizimle iletişime geçin.

Kıdem Tazminatı 2026: Şartları, Hesaplanması ve Dava Süreci

Kıdem tazminatı, aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl çalışmış işçinin iş sözleşmesi kanunda sayılan hâllerden biriyle sona erdiğinde, her tam hizmet yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücreti tutarında ödenen tazminattır. Dayanağı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun geçici 6. maddesi uyarınca yürürlükte kalan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesidir. 1 Temmuz – 31 Aralık 2026 döneminde bir hizmet yılı için ödenebilecek tutar en fazla 73.729,84 TL‘dir.

Uygulamada en sık yapılan hata, ücreti veya fazla mesaisi ödenmeyen işçinin gerekçe göstermeden istifa etmesi ve bu nedenle kıdem tazminatı hakkını kaybetmesidir. Ayrıca 31 Temmuz 2026’dan itibaren belirsiz alacak davası kaldırıldığından işçilik alacaklarında dava stratejisi değişmiştir. Aşağıda hak kazanma şartlarını, hesaplamayı ve dava sürecini ele alıyoruz.

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Şartları

İki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: işçinin aynı işverenin bir veya birden çok işyerinde en az bir yıl çalışmış olması ve iş sözleşmesinin aşağıdaki hâllerden biriyle sona ermesi.

Sözleşmenin sona erme şekli Kıdem tazminatı
İşverenin geçerli nedenle veya nedensiz feshi Ödenir
İşverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle haklı feshi (İş K. m. 25/II) Ödenmez
İşçinin haklı nedenle feshi (İş K. m. 24): ücretin veya fazla mesainin ödenmemesi, mobbing, sağlık sebepleri Ödenir
Muvazzaf askerlik nedeniyle ayrılma Ödenir
Yaşlılık veya malullük aylığı ya da yaş dışındaki emeklilik şartlarının tamamlanması Ödenir (SGK’dan alınacak yazıyla)
Kadın işçinin evlenmeden itibaren bir yıl içinde kendi isteğiyle ayrılması Ödenir
İşçinin ölümü Mirasçılarına ödenir
Haklı nedene dayanmayan istifa Ödenmez

Uygulama notu: Haklı nedenle fesih bildirimi, fesih sebebini açıkça göstererek ve tercihen noter aracılığıyla yapılmalıdır. Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılığa dayanan fesihlerde hak, öğrenmeden itibaren altı iş günü ve her hâlde olaydan itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır (İş K. m. 26). SGK çıkış kodu fesih nedenini tek başına belirlemez; ancak aleyhe delil olarak kullanılabilir.

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Hesaplamada işçinin son giydirilmiş brüt ücreti esas alınır. Giydirilmiş ücret; çıplak brüt ücrete düzenli ve sürekli ödenen yemek, yol, ikramiye ve benzeri para veya parayla ölçülebilen menfaatlerin eklenmesiyle bulunur. Süreklilik taşımayan fazla çalışma ücretleri hesaba katılmaz.

Her tam hizmet yılı için 30 günlük ücret ödenir; bir yıldan artan süreler oranlı olarak hesaplanır. Giydirilmiş brüt ücret tavanı aşıyorsa tavan tutarı esas alınır. Kıdem tazminatı gelir vergisinden istisnadır; yalnızca binde 7,59 oranında damga vergisi kesilir.

Örnek (fesih Temmuz–Aralık 2026) Giydirilmiş brüt ücret Hizmet süresi Brüt kıdem Damga vergisi Net kıdem
Tavan altı ücret 60.000,00 TL 6 yıl 3 ay 375.000,00 TL 2.846,25 TL 372.153,75 TL
Tavan üstü ücret 90.000,00 TL (tavan 73.729,84 TL uygulanır) 6 yıl 3 ay 460.811,50 TL 3.497,56 TL 457.313,94 TL

Tavan, en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenen azami emeklilik ikramiyesine bağlıdır ve her yıl Ocak ve Temmuz’da güncellenir. 2026’nın ilk yarısında uygulanan tavan 64.948,77 TL idi.

Faiz ve Zamanaşımı

Kıdem tazminatı, 25 Ekim 2017 sonrasında sona eren sözleşmeler bakımından fesih tarihinden itibaren beş yıllıkzamanaşımına tabidir. Süresinde ödenmeyen kıdem tazminatına, fesih tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz işletilir (1475 sayılı Kanun m. 14).

Dava Süreci: Zorunlu Arabuluculuk ve Kısmi Dava

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 uyarınca kıdem tazminatı talebiyle dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde süreci sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilir. Anlaşma sağlanırsa anlaşma belgesi ilam niteliğindedir.

Anlaşma sağlanamazsa davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer iş mahkemesinde dava açılır ve son tutanak dilekçeye eklenir. 7589 sayılı Kanun ile HMK m. 107 yürürlükten kaldırıldığından, işçilik alacakları artık belirsiz alacak davası olarak değil, kısmi dava olarak açılır. Bilirkişi hesabından sonra HMK m. 109/4 uyarınca bir defaya mahsus talep artırımı yapılır ve artırılan kısım bakımından zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır.

Uygulama notu: 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam eder. Yeni açılacak davalarda talep artırımı hakkı yalnızca bir kez ve tahkikat sonuna kadar kullanılabildiğinden, bilirkişi raporuna itirazlar sonuçlanmadan artırım yapılmamalıdır.

Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Fesih bildirimi: İşçi haklı nedenle feshedecekse sebebi açıkça gösteren bir ihtarname gönderir.
  2. Delil toplama: Bordrolar, SGK hizmet dökümü, banka hesap hareketleri, yazışmalar ve tanık bilgileri bir araya getirilir.
  3. Arabuluculuk başvurusu: İşverenin yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer adliyesindeki arabuluculuk bürosuna başvurulur.
  4. Görüşmeler: Taraflar kıdem, ihbar, fazla mesai ve izin alacaklarını birlikte müzakere eder.
  5. Dava: Anlaşma olmazsa iş mahkemesinde kısmi dava açılır.
  6. Bilirkişi ve talep artırımı: Bilirkişi alacakları hesaplar; rapor kesinleşince talep artırılır.
  7. Karar ve icra: Hüküm sonrası alacak, faiziyle birlikte icra yoluyla tahsil edilebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İstifa eden işçi kıdem tazminatı alabilir mi? Haklı nedenle fesih, emeklilik şartlarının tamamlanması, askerlik veya kadın işçinin evlilik sebebiyle ayrılması hâllerinde evet. Bunlar dışında kendi isteğiyle ayrılan işçi kıdem tazminatı alamaz.

Bir yıldan az çalıştım, kıdem alabilir miyim? Hayır. Kıdem tazminatı için aynı işverene bağlı en az bir yıllık çalışma şarttır; aynı işverenin farklı işyerlerindeki süreler birleştirilir.

Kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı arasındaki fark nedir? İhbar tazminatı, İş K. m. 17’deki iki ila sekiz haftalık bildirim sürelerine uyulmadan sözleşmeyi fesheden tarafın ödediği tazminattır. İşçinin haklı nedenle feshinde işçiye ihbar tazminatı ödenmez.

İşveren kıdem tazminatını taksitle ödeyebilir mi? Kanun taksitli ödeme öngörmez; taraflar anlaşarak taksitlendirebilir. Süresinde ödenmeyen kısım için mevduata uygulanan en yüksek faiz işler.

Açtığım belirsiz alacak davası etkilenir mi? Hayır. 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış davalar mülga HMK m. 107’ye göre görülmeye devam eder.

İlgili yazılar:

Kanun metinleri için Mevzuat Bilgi Sistemi, arabuluculuk başvurusu ve ücret tarifesi için Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı, içtihat için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. İşçilik alacaklarınızın hesaplanması için bizimle iletişime geçin.

Anlaşmalı Boşanma Davası: Şartları, Protokol ve Süreç

Anlaşmalı boşanma davası, en az bir yıl sürmüş evliliklerde eşlerin boşanma ve sonuçları üzerinde uzlaşarak evliliği çoğunlukla tek duruşmada sona erdirdikleri yoldur. Türk Medeni Kanunu m. 166/3’te düzenlenir. Şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir ve ayrıca ispat aranmaz.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, eksik veya belirsiz bir protokolle duruşmaya girilmesidir; hâkim protokolü uygun bulmazsa boşanmaya anlaşmalı olarak karar verilemez. Ayrıca 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, boşanmayla bağlantılı mal rejimi taleplerinin dava şeklini değiştirmiştir. Aşağıda şartları, protokolün içeriğini ve süreci adım adım ele alıyoruz.

Anlaşmalı Boşanmanın Dört Şartı (TMK m. 166/3)

  1. Bir yıllık evlilik süresi: Evlenme tarihinden dava tarihine kadar en az bir yıl geçmiş olmalıdır.
  2. Ortak başvuru veya kabul: Eşler mahkemeye birlikte başvurmalı ya da bir eşin açtığı davayı diğeri kabul etmelidir.
  3. Bizzat dinlenme: Hâkim tarafları duruşmada bizzat dinlemeli ve iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmelidir. Bu nedenle tarafların duruşmada hazır bulunması zorunludur; vekil beyanı yeterli değildir.
  4. Protokolün uygun bulunması: Hâkim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulmalıdır. Hâkim gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişiklikler taraflarca kabul edilirse boşanmaya karar verilir.

Uygulama notu: Evlilik bir yılı doldurmadan açılan davada TMK m. 166/3 uygulanamaz. Taraflar anlaşmış olsa dahi dava genel boşanma sebebine göre görülür ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ispatı gerekir. Taraflardan birinin hüküm verilmeden önce anlaşmadan dönmesi hâlinde de dava çekişmeli olarak devam eder.

Boşanma Protokolünde Neler Yer Almalı?

Protokol, boşanmanın tüm sonuçlarını açık ve uygulanabilir biçimde düzenlemelidir. Belirsiz ifadeler, boşanmadan sonra yeni davalara yol açan en yaygın nedendir.

Konu Protokolde yazılması gereken Dikkat edilecek nokta
Velayet Çocuğun velayetinin hangi ebeveynde kalacağı Ortak velayet, tarafların anlaşması ve çocuğun üstün yararına uygun olması hâlinde Yargıtay uygulamasında kabul edilebilmektedir
Kişisel ilişki Hafta sonu, bayram ve tatil günleri, saatler, teslim yeri Genel ifade yerine somut takvim yazılmalıdır
İştirak nafakası Aylık tutar, ödeme günü ve yıllık artış yöntemi Artış yöntemi yazılmazsa her artış için ayrı dava gerekir
Yoksulluk nafakası Talep olup olmadığı, varsa tutarı Talep yoksa bu husus açıkça yazılmalıdır
Maddi ve manevi tazminat Karşılıklı talep olup olmadığı Ödeme varsa tutar ve vade belirtilmelidir
Mal rejimi ve ziynet Taşınmaz, araç, birikim ve ziynetlerin kimde kalacağı Genel “başka talep yoktur” ifadesi mal rejimi alacaklarından feragat sayılmayabilir; tasfiye istenmiyorsa açıkça yazılmalıdır

Yargılama gideri ve vekâlet ücreti

Giderlerin kimde kalacağı Karşılıklı vekâlet ücreti talep edilmeyeceği belirtilmelidir

7589 Sayılı Kanun ile Ne Değişti?

  • Belirsiz alacak davası kaldırıldı: HMK m. 107 yürürlükten kalktı. Protokolde tasfiye edilmeyen katılma alacağı, değer artış payı veya ziynet talepleri artık kısmi dava olarak açılır ve HMK m. 109/4 uyarınca bir defaya mahsus talep artırımı yapılır.
  • Duruşmalar arası süre: HMK m. 147/3 uyarınca duruşmalar arası süre kural olarak üç ayı geçemez. Bu kural özellikle anlaşmalı davanın çekişmeliye dönüştüğü dosyalarda önem taşır.
  • Arabuluculuk: Boşanmada zorunlu arabuluculuk getirilmemiştir. Boşanma ve velayet arabuluculuğa elverişli değildir; mali sonuçlar konusunda ise ihtiyari arabuluculuk mümkündür.

Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Arasındaki Farklar

Kriter Anlaşmalı boşanma Çekişmeli boşanma
Evlilik süresi En az bir yıl Şart yok
İspat Gerekmez Boşanma sebebi ispat edilmelidir
Duruşma sayısı Çoğunlukla tek duruşma Tanık ve bilirkişi aşamalarıyla birden çok duruşma
Kusur tartışması Yapılmaz Tazminat ve nafaka bakımından belirleyicidir
Sonuçları kim belirler Taraflar, hâkimin onayıyla Mahkeme

Çekişmeli sürecin ayrıntısı için bkz. Medeni Kanundaki genel boşanma sebepleri ve özel boşanma sebepleri.

Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Protokolün hazırlanması: Velayet, nafaka, kişisel ilişki ve mali sonuçlar yazılı hâle getirilir ve taraflarca imzalanır.
  2. Dava açılması: Dava dilekçesi ve protokol, TMK m. 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya son altı aydır birlikte oturdukları yer aile mahkemesine sunulur.
  3. Harç ve gider avansı: Başvuru harcı ve tebligat giderleri yatırılır.
  4. Duruşma: Taraflar bizzat dinlenir, protokol okunur ve hâkim uygun bulursa boşanmaya karar verir.
  5. Gerekçeli kararın tebliği: Karar taraflara tebliğ edilir.
  6. Kesinleşme: Tebliğden itibaren iki haftalık istinaf süresi beklenir. Tarafların istinaf hakkından feragat etmesi hâlinde karar daha erken kesinleşir.
  7. Nüfus kaydı: Kesinleşen karar mahkemece nüfus müdürlüğüne bildirilir ve medeni hâl güncellenir.

Sıkça Sorulan Sorular

Anlaşmalı boşanmada avukat zorunlu mu? Hayır. Ancak protokolün eksiksiz hazırlanması, ileride açılabilecek nafaka ve mal rejimi davalarını önler. Aynı avukat iki eşi birlikte temsil edemez; her eş kendi avukatıyla temsil edilebilir.

Eşlerden biri duruşmaya gelmezse ne olur? Hâkim tarafları bizzat dinlemek zorunda olduğundan anlaşmalı boşanmaya karar verilemez. Duruşma ertelenir veya dava çekişmeli olarak devam eder.

Protokol duruşmada değiştirilebilir mi? Evet. Hâkim çocuğun üstün yararı veya hakkaniyet gereği değişiklik önerebilir; taraflar kabul ederse boşanmaya değişen protokolle karar verilir.

Boşanan kadın hemen evlenebilir mi? TMK m. 132 uyarınca evliliğin sona ermesinden itibaren 300 günlük bekleme süresi vardır. Kadının önceki eşinden gebe olmadığı tıbben belgelenirse mahkeme bu süreyi kaldırabilir.

Boşandıktan sonra velayet veya nafaka değiştirilebilir mi? Evet. Koşulların önemli ölçüde değişmesi hâlinde velayetin değiştirilmesi ya da nafakanın artırılması veya azaltılması için yeniden dava açılabilir. Yoksulluk nafakasındaki güncel gelişmeler için bkz. Süresiz nafaka ve AYM kararı.

İlgili yazılar:

Kanun metinleri için Mevzuat Bilgi Sistemi, içtihat taraması için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Boşanma protokolünüzün hazırlanması için bizimle iletişime geçin.

Süresiz Nafaka Kaldırıldı mı? AYM Kararı ve Yoksulluk Nafakasının Geleceği

Süresiz nafaka, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşe Türk Medeni Kanunu m. 175 uyarınca bağlanan yoksulluk nafakasının kanunda bir süre sınırına bağlanmamış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’nın 2, 5 ve 17. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış, iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir.

Kararın ardından uygulamada en sık yapılan hata, nafaka yükümlüsünün ödemeyi kendiliğinden durdurmasıdır. İptal kararı ne yoksulluk nafakasını kaldırır ne de kesinleşmiş nafaka hükümlerini ortadan kaldırır. Aşağıda kararın kapsamını, yürürlük takvimini, mevcut nafakalara etkisini ve bugün başvurulabilecek hukuki yolları ele alıyoruz.

AYM Kararı Neyi İptal Etti?

İptal, yoksulluk nafakası kurumunun tamamına değil, yalnızca nafakanın “süresiz olarak” istenebileceğini düzenleyen ibareye ilişkindir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eşin, diğer eşin mali gücü oranında nafaka isteme hakkı devam etmektedir.

Nafaka türü Dayanak AYM kararının etkisi
Tedbir nafakası TMK m. 169 Etkilenmez; dava süresince bağlanır
Yoksulluk nafakası TMK m. 175 “Süresiz olarak” ibaresi iptal edildi; kurum devam ediyor
İştirak (çocuk) nafakası TMK m. 182 Etkilenmez
Yardım nafakası TMK m. 364 Etkilenmez

Yürürlük Takvimi: İptal Ne Zaman Hüküm Doğurur?

Anayasa Mahkemesi, kanun boşluğu doğmaması için iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra, yani 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu tarihe kadar TMK m. 175 mevcut hâliyle uygulanmaya devam eder ve mahkemeler süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedebilir.

Kanun koyucunun bu süre içinde yoksulluk nafakasına süre veya ölçüt getiren yeni bir düzenleme yapması beklenmektedir. 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun (12. Yargı Paketi) nafakaya ilişkin bir hüküm içermemektedir. Kamuoyunda tartışılan süre sınırı önerileri ise henüz yasalaşmamıştır.

Uygulama notu: Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez (Anayasa m. 153/5). Bu nedenle 30 Haziran 2027’den önce ödenmiş nafakaların iadesi istenemez; yeni düzenlemenin derdest ve kesinleşmiş nafakalara nasıl uygulanacağı, çıkarılacak kanunun geçiş hükümlerine göre belirlenecektir.

Mevcut Nafaka Kararları Ne Olacak?

Kesinleşmiş nafaka kararları, iptal kararı nedeniyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. Nafaka yükümlüsü ödemeyi durdurursa alacaklı ilamlı icra takibi başlatabilir. Ayrıca İİK m. 344 uyarınca nafaka borcunu ödemeyen kişi hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir.

Bu nedenle değişen koşullara dayanan her talep, ödemeye devam edilerek ve mahkeme kararıyla ileri sürülmelidir. Yükümlünün tek taraflı olarak ödemeyi kesmesi, sonradan haklı çıksa dahi birikmiş borç ve icra masrafı riskini doğurur.

Bugün Nafaka Nasıl Kaldırılır veya Azaltılır? (TMK m. 176)

İptal kararının yürürlüğe girmesini beklemeden, TMK m. 176’daki sebeplerle nafakanın kaldırılması veya azaltılması bugün de mümkündür.

Durum Sonuç Başvurulacak yol
Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi Nafaka kendiliğinden sona erer Gerekirse icra takibine itiraz veya tespit davası
Taraflardan birinin ölümü Nafaka kendiliğinden sona erer Gerekirse icra takibine itiraz
Alacaklının evlenmeksizin fiilen evliymiş gibi yaşaması Mahkeme kararıyla kaldırılır Nafakanın kaldırılması davası
Alacaklının yoksulluğunun ortadan kalkması Mahkeme kararıyla kaldırılır Nafakanın kaldırılması davası
Alacaklının haysiyetsiz hayat sürmesi Mahkeme kararıyla kaldırılır Nafakanın kaldırılması davası
Tarafların mali durumunun değişmesi Artırılır veya azaltılır Nafakanın azaltılması / artırılması davası

Uygulamada en sık başvurulan sebep, alacaklının düzenli bir işe girmesi veya miras gibi yollarla yoksulluğunun ortadan kalkmasıdır. Gelirin yoksulluğu sona erdirip erdirmediği, miktarı ve tarafların boşanma öncesi yaşam standardı birlikte değerlendirilerek belirlenir; asgari ücret düzeyindeki gelir konusunda Yargıtay kararlarında somut olaya göre farklı sonuçlara ulaşılmaktadır.

Davalar aile mahkemesinde görülür ve dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Karar verilinceye kadar mevcut nafaka hükmü geçerliliğini korur.

30 Haziran 2027 Sonrası İçin Olası Senaryolar

  • Yeni düzenleme yapılırsa: Hâkim, kanunda öngörülecek süre ve ölçütlere göre yoksulluk nafakasını sınırlı süreyle bağlayacaktır. Mevcut nafakalar bakımından uyarlama talepleri geçiş hükümlerine göre değerlendirilecektir.
  • Düzenleme yapılmazsa: “Süresiz” ibaresinin kalkmasıyla kanunda süre konusunda bir boşluk doğar. Öğretide, bu durumda hâkimin TMK m. 1 uyarınca süreyi takdir edebileceği görüşü ileri sürülmektedir.

Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Dosyanın incelenmesi: Boşanma ilamı, nafaka hükmü ve varsa icra dosyası incelenir.
  2. Ödemeye devam: Mahkeme kararı alınıncaya kadar nafaka ödemeleri sürdürülür.
  3. Delil toplama: SGK hizmet dökümü, tapu ve araç kayıtları, banka hareketleri, sosyal medya içerikleri ve tanıklar ile değişen koşullar belgelenir.
  4. Dava: Yetkili aile mahkemesinde nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası açılır.
  5. Takip: 30 Haziran 2027’ye kadar çıkacak yasal düzenleme ve geçiş hükümleri izlenerek ek talepler değerlendirilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Süresiz nafaka kalktı mı? Henüz hayır. AYM’nin iptal kararı 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir; bu tarihe kadar TMK m. 175 mevcut hâliyle uygulanır.

AYM kararına dayanarak nafaka ödemeyi bırakabilir miyim? Hayır. Kesinleşmiş nafaka kararı geçerlidir; ödenmeyen nafaka için icra takibi yapılabilir ve İİK m. 344 uyarınca tazyik hapsi gündeme gelebilir.

Çocuk nafakası da süreli hâle mi geliyor? Hayır. Karar yalnızca boşanan eşe ödenen yoksulluk nafakasına ilişkindir; iştirak nafakası kapsam dışıdır.

Erkek eş de yoksulluk nafakası alabilir mi? Evet. TMK m. 175 cinsiyet ayrımı yapmaz; şartları taşıyan her iki eş de yoksulluk nafakası talep edebilir.

Boşanma davam devam ediyor, karar beni etkiler mi? Hüküm 30 Haziran 2027’den önce kurulursa mevcut düzenleme uygulanır. Daha sonra kurulacak hükümler bakımından yeni kanun ve geçiş hükümleri belirleyici olacaktır.

İlgili yazılar:

Kanun metni için Mevzuat Bilgi Sistemi, kararın tam metni için Anayasa Mahkemesi Karar Bilgi Bankası ve Resmî Gazete arşivi kullanılabilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Nafaka dosyanızın değerlendirilmesi için bizimle iletişime geçin.

Ticari Davalarda Dava Şartı Arabuluculuk (TTK m. 5/A)

Ticari davalarda arabuluculuk, 7155 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesiyle 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren zorunlu hâle gelmiştir. Belirli ticari uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurmuş olmak bir dava şartıdır; bu şart yerine getirilmeden açılan dava, esasa girilmeden usulden reddedilir.

Şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların bir kısmı bu kapsamda, bir kısmı ise kapsam dışındadır. Bu ayrımı doğru yapmak, hem gereksiz zaman kaybını hem de davanın usulden reddini önler.

 Kapsam: Hangi Davalarda Arabuluculuk Zorunlu?

TTK m. 5/A’nın 1 Eylül 2023’te yürürlüğe giren güncel hâli uyarınca; Kanun’un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan:

  • alacak
  • tazminat
  • itirazın iptali
  • menfi tespit
  • istirdat

davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

İlk düzenlemede yalnızca “alacak ve tazminat” talepleri kapsamdayken, 2023 değişikliğiyle icra hukukundan doğan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da kapsama alınmıştır. Bu, uygulamada özellikle itirazın iptali davaları bakımından köklü bir değişikliktir. Değişikliğin metnine Resmî Gazete arşivinden ulaşabilirsiniz.

 Üç Şartın Birlikte Gerçekleşmesi Gerekir

  1. Uyuşmazlık mutlak veya nispi ticari dava niteliğinde olmalı,
  2. Talep, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan yukarıdaki dava türlerinden biri olmalı,
  3. Taraflar uyuşmazlık konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilmeli (özel bir tahkim zorunluluğu bulunmamalı).

 Şirketler Hukukunda Kapsam İçi ve Kapsam Dışı Davalar

Dava Dava şartı arabuluculuk Gerekçe
Ayrılma akçesinin tahsili ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Kâr payı (temettü) alacağı ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Müdür/yönetim kurulu sorumluluk davası (tazminat) ✅ Tabidir Tazminat talebi
Ticari satımdan doğan alacak, cari hesap ✅ Tabidir Parasal alacak talebi
Ticari alacakta itirazın iptali ✅ Tabidir 2023 değişikliğiyle kapsama alındı
Genel kurul kararının iptali ❌ Tabi değil İnşai dava, parasal talep yok
Haklı sebeple fesih ❌ Tabi değil İnşai dava
Ortaklıktan çıkma / çıkarılma ❌ Tabi değil İnşai dava
Özel denetçi atanması, kayyum atanması ❌ Tabi değil Çekişmesiz yargı / talep işi
Kıymetli evrakın iptali ❌ Tabi değil Çekişmesiz yargı işi

Dikkat: İnşai dava ile parasal talebin birlikte ileri sürüldüğü davalarda, parasal talep bakımından arabuluculuk şartı aranır. Bu nedenle karma taleplerde dilekçeyi kurgulamadan önce ayrım yapılmalıdır.

Ayrıca 6325 sayılı Kanun’a 7445 sayılı Kanun ile eklenen 18/B maddesi uyarınca, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda da dava şartı arabuluculuk getirilmiştir. Bu düzenleme ticari nitelikte olmasa da şirket ortaklarının paylı mülkiyet uyuşmazlıklarında sıkça karşımıza çıkar.

 Süreç Nasıl İşler?

1. Başvuru. Karşı tarafın yerleşim yeri veya işin yapıldığı yerdeki adliyede bulunan arabuluculuk bürosuna başvurulur. Başvuru, UYAP veya e-Devlet üzerinden de yapılabilir.

2. Arabulucunun görevlendirilmesi. Büro, listeden bir arabulucu görevlendirir. Taraflar anlaşarak listeden başka bir arabulucuyu da belirleyebilir.

3. Süre. Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde süreci sonuçlandırır. Zorunlu hâllerde bu süre en fazla iki hafta uzatılabilir.

4. Toplantılar. Taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilir.

5. Son tutanak. Süreç anlaşma veya anlaşmama ile sonuçlanır ve son tutanak düzenlenir.

Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler, arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. Bu, davacı için önemli bir güvencedir.

Güncel ücret tarifeleri ve başvuru formları için Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sitesini inceleyebilirsiniz.

 Son Tutanak Neden Bu Kadar Önemli?

Anlaşmama hâlinde düzenlenen son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneği, dava dilekçesine eklenmek zorundadır (6325 sayılı Kanun m. 18/A).

Eklenmemesi hâlinde mahkeme, davacıya bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde de sunulmazsa dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.

Reddedilen dava için yeniden arabuluculuğa başvurup dava açmak mümkündür; ancak bu, zaman ve masraf kaybı anlamına gelir ve karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine yol açar.

 Toplantıya Katılmamanın Sonuçları

Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf aleyhine, önceki düzenlemede davayı kazansa dahi yargılama giderlerinin tamamına hükmedilmesi öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının ardından bu ağır yaptırım kaldırılmıştır.

Bununla birlikte toplantıya katılmamak, uyuşmazlığın erken ve düşük maliyetli çözümü fırsatının kaçırılması anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi kararlarına Karar Bilgi Bankası üzerinden ulaşabilirsiniz.

 Anlaşma Belgesinin Hukuki Gücü

Taraflar anlaşırsa düzenlenen anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi alınması hâlinde ilam niteliğinde belge sayılır ve doğrudan icra takibine konu edilebilir.

Avukatların da imzaladığı anlaşma belgeleri, ayrıca icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır. Bu, avukatla temsil edilerek yürütülen arabuluculuk süreçlerinin önemli bir pratik avantajıdır.

Ayrıca anlaşma belgesi, uyuşmazlığın kesin çözümünü sağladığından aynı konuda yeniden dava açılması hâlinde dava, kesin hüküm benzeri etkiyle reddedilir.

 Sıkça Sorulan Sorular

Arabuluculuk ücretini kim öder? Anlaşmama hâlinde ilk iki saate kadar olan ücret Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır ve dava sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilir. İki saati aşan görüşmelerde ücret, aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit ödenir. Anlaşma hâlinde ücret, tarifeye göre uyuşmazlık konusu tutar üzerinden hesaplanır ve kural olarak taraflarca eşit karşılanır.

Arabuluculuk sürecinde söylenenler davada kullanılabilir mi? Hayır. Gizlilik ilkesi gereği, arabuluculuk sürecinde ileri sürülen görüş, öneri ve kabuller sonraki yargılamada delil olarak kullanılamaz.

Hâlihazırda görülmekte olan davalar için arabuluculuk gerekir mi? Hayır. Dava şartı arabuluculuk, dava açılmadan önceki aşamaya ilişkindir. Görülmekte olan davalarda taraflar isterlerse ihtiyari arabuluculuğa gidebilir.

İhtiyati haciz veya tedbir kararı alabilir miyim? Evet. Arabuluculuk süreci devam ederken ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir talep edilebilir. Bu kararların uygulanması için öngörülen dava açma sürelerinin hesabında arabuluculuk süreci dikkate alınır.

Ortaklığın giderilmesi davasında da arabuluculuk zorunlu mu? Evet. 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında da arabuluculuk dava şartıdır.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Ticari uyuşmazlığınızın arabuluculuk kapsamına girip girmediğini doğru belirlemek, davanın usulden reddedilmesini önler. Değerlendirme için bizimle iletişime geçin.

Şirket Yöneticilerinin Hukuki Sorumluluğu

Şirket müdürünün sorumluluğu, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurlu biçimde ihlal edilmesi hâlinde doğan bir tazminat sorumluluğudur. TTK m. 553, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve tasfiye memurlarını; şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutar. Hüküm anonim şirketler için düzenlenmiş olsa da TTK m. 644’ün atfıyla limited şirket müdürleri hakkında da uygulanır.

Bu dava, ortaklar arası uyuşmazlıkların en sık uzantılarından biridir: genel kurulda ibra edilmeyen bir yönetici hakkında açılır ya da ibra kararının iptali talebiyle birlikte gündeme gelir.

 Sorumluluğun Doğması İçin Aranan Dört Şart

Sorumluluk davası, klasik haksız fiil sorumluluğunun unsurlarını taşır:

1. Yükümlülüğün ihlali. Kanundan, esas sözleşmeden veya genel kurul kararından doğan bir görevin yerine getirilmemesi. Örnek: özen ve bağlılık yükümlülüğünün ihlali (TTK m. 369), rekabet yasağının çiğnenmesi (TTK m. 396, 613), şirketle işlem yapma yasağının ihlali (TTK m. 395), sermayenin kaybı hâlinde gerekli tedbirlerin alınmaması (TTK m. 376), defterlerin usulüne uygun tutulmaması.

2. Kusur. TTK m. 553/1 uyarınca sorumluluk kusur esasına dayanır. Yönetici, kusurunun bulunmadığını ispatlarsa sorumluluktan kurtulur — yani kusursuzluk ispat yükü yöneticidedir.

3. Zarar. Şirketin, pay sahibinin veya alacaklının malvarlığında meydana gelen eksilme. Zarar somut olarak ortaya konmalı ve bilirkişi incelemesine elverişli biçimde hesaplanmalıdır.

4. İlliyet bağı. İhlal ile zarar arasında uygun nedensellik ilişkisi bulunmalıdır.

 Sorumsuzluk Hâlleri

TTK m. 553/2, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevin hukuka uygun olarak devredilmesi hâlinde, devreden organ üyelerinin devralan kişilerin seçiminde makul özeni göstermedikleri ispatlanmadıkça sorumlu olmayacağını düzenler. Bu, iç yönergeyle görev dağılımı yapılmış şirketlerde önemli bir savunma aracıdır.

TTK m. 553/3 ise, kontrolü dışında kalan ve makul biçimde öngörülemeyen kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklardan yöneticinin sorumlu tutulamayacağını belirtir.

Farklılaştırılmış Teselsül (TTK m. 557)

Birden fazla kişinin aynı zarardan sorumlu olduğu hâllerde bunlar müteselsilen sorumludur; ancak bu teselsül, klasik teselsülden farklıdır.

Her yönetici, zararın tamamından değil, kendi kusuruna ve durumun gereklerine göre zararı şahsen ona yükletilebildiği ölçüde sorumludur. Mahkeme, tazminatın belirlenmesinde her davalının kişisel katkısını ayrı ayrı değerlendirir.

Bu ilke, uygulamada özellikle şu ayrımı yaratır:

  • İşlemi bizzat yapan veya karara olumlu oy veren üye ile,
  • Karara muhalif kalan veya toplantıya katılmayan üye

aynı ölçüde sorumlu tutulmaz. Bu nedenle yönetim kurulu toplantılarında muhalefetin tutanağa geçirilmesi, yöneticiler için de kritik bir korunma aracıdır.

İbranın Etkisi — Davanın İlk Kilit Noktası

Genel kurulun verdiği ibra kararı, TTK m. 558 uyarınca ibra edilen yöneticilerin, açıklanan maddi vakıalara ilişkin olarak şirkete karşı sorumluluğunu kaldırır.

Ancak ibranın sınırları vardır:

  • İbra, yalnızca genel kurula açıklanmış ve bilinen vakıaları kapsar. Gizlenmiş, kayıt dışı bırakılmış veya genel kurulun bilgisine sunulmamış işlemler ibranın kapsamı dışındadır.
  • İbraya olumsuz oy veren pay sahipleri ile pay sahipliği sonradan kazananların dava hakkı, TTK m. 558/2 uyarınca altı ay içinde kullanılmak kaydıyla saklıdır.
  • Yöneticiler ve bunlarla ilgili kişiler, kendi ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamaz (TTK m. 436/2, limited şirketler için m. 619).
  • İbra kararının kendisi, kanuna veya dürüstlük kuralına aykırıysa iptal davasına konu edilebilir; bkz. genel kurul kararının iptali davası.

Uygulama notu: Sorumluluk davasında davalı tarafın ilk savunması hemen her zaman ibradır. Bu nedenle dava öncesinde ibra kararlarının varlığı, kapsamı ve nisabı mutlaka incelenmelidir.

Davayı Kim Açabilir?

Davacı Neyi talep edebilir
Şirket Uğradığı zararın tazminini (genel kurul kararı veya yönetim kurulu kararıyla)
Pay sahibi / ortak Şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini talep edebilir (dolaylı zarar). Doğrudan kendi malvarlığında zarar varsa kendisine ödenmesini isteyebilir
Şirket alacaklıları Şirketin iflası hâlinde, zararın şirkete ödenmesini talep edebilir; iflas idaresinin dava açmaması şartına bağlıdır (TTK m. 556)

Pay sahibinin dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada tazminatın kendisine değil şirkete ödenmesine hükmedilir. Bu noktanın dilekçede doğru kurulmaması, davanın kısmen reddine yol açar.

 Zamanaşımı

TTK m. 560 uyarınca sorumlu olanlara karşı tazminat istemi:

  • Davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl,
  • Her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl

geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil, cezayı gerektiren ve Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa, tazminat istemi bakımından da bu daha uzun süre uygulanır.

Bu son fıkra uygulamada büyük önem taşır: güveni kötüye kullanma veya sahtecilik boyutuna varan işlemlerde iki yıllık süre geçmiş olsa dahi dava hakkı devam edebilir.

 Usul Bilgileri

  • Görevli mahkeme: Asliye ticaret mahkemesi (mutlak ticari dava)
  • Yetkili mahkeme: TTK m. 561 uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesi
  • Arabuluculuk: Dava, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tazminat talebi içerdiğinden TTK m. 5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabidir. Son tutanak dava dilekçesine eklenmezse dava usulden reddedilir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.
  • İhtiyati haciz/tedbir: Yöneticinin malvarlığını kaçırma riski varsa İİK m. 257 vd. uyarınca ihtiyati haciz talep edilebilir.
  • Delil: Ticari defterler, banka kayıtları, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul tutanakları, denetim raporları. Şirket kayıtlarına erişilemiyorsa HMK m. 400 vd. uyarınca delil tespiti yoluna gidilebilir.

Kanun metinleri için Mevzuat Bilgi Sistemi, içtihat taraması için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

 Sıkça Sorulan Sorular

Ortak olmayan bir müdür de sorumlu olur mu? Evet. TTK m. 553 sorumluluğu ortaklık sıfatına değil, yönetim yetkisine bağlar. Dışarıdan atanan müdürler ve yönetim kurulu üyeleri de aynı hükümlere tabidir.

Görevden ayrıldıktan sonra sorumluluk devam eder mi? Evet. Görev süresi içindeki fiillerden doğan sorumluluk, istifa veya azil ile sona ermez; zamanaşımı süreleri içinde dava açılabilir.

Şirketin vergi ve SGK borçlarından müdür sorumlu mu? Bu sorumluluk TTK m. 553’ten değil, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesi ile Vergi Usul Kanunu m. 10’dan doğar. Kanuni temsilciler, şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından şahsi malvarlıklarıyla sorumlu olabilir. Bu, ayrı bir hukuki rejimdir ve idari yargı ile icra hukuku boyutları vardır.

İbra edildim, artık dava açılamaz mı? İbra yalnızca genel kurula açıklanmış vakıaları kapsar. Gizlenen işlemler bakımından ibra koruma sağlamaz. Ayrıca ibraya olumsuz oy verenlerin dava hakkı altı ay süreyle saklıdır.

Sorumluluk sigortası koruma sağlar mı? TTK m. 361, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini yaparken verecekleri zararların sigorta ettirilebileceğini düzenler. Poliçe kapsamı ve istisnaları (kasıt, kişisel menfaat sağlama vb.) somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Dosyanızı değerlendirmek için bize ulaşın.

Şirketlerde Haklı Sebeple Fesih Davası

Haklı sebeple fesih davası, ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hâle geldiği durumlarda şirketin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini sağlayan istisnai bir hukuki yoldur. Anonim şirketler için TTK m. 531, limited şirketler için TTK m. 636/3 bu davayı düzenler.

Uygulamada bu dava, çoğu zaman şirketi gerçekten kapatmak için değil, kilitlenmiş bir ortaklıktan adil bedelle çıkabilmek için açılır. Zira kanun, mahkemeye feshe alternatif çözümlere hükmetme yetkisi tanımıştır ve mahkemeler bu yetkiyi ağırlıklı olarak kullanmaktadır.

 Yasal Dayanak ve Dava Açma Şartları

Anonim Şirketlerde (TTK m. 531)

Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilir.

Bu eşik, dava açma hakkı bakımından bir azınlık hakkıdır; tek başına eşiği karşılamayan pay sahipleri bir araya gelerek de dava açabilir. Eşiğin dava boyunca korunması gerekir.

 Limited Şirketlerde (TTK m. 636/3)

Limited şirketlerde eşik aranmaz. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde her ortak, mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Bu, limited şirketin şahıs şirketine yakın karakterinden kaynaklanır.

Mahkeme, fesih yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına ya da duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.

 “Haklı Sebep” Nedir? Uygulamadan Örnekler

Kanun haklı sebebi tanımlamamış, takdiri hâkime bırakmıştır. Yargı kararlarında haklı sebep olarak değerlendirilen başlıca durumlar:

  • Ortaklar arasında derin ve sürekli anlaşmazlık (deadlock) nedeniyle organların işleyemez hâle gelmesi
  • Genel kurulun yıllarca toplanamaması veya toplantı nisabının hiç sağlanamaması
  • Yönetimin şirket malvarlığını kendi veya yakınları lehine kullanması (örtülü kazanç aktarımı)
  • Uzun yıllar hiç kâr payı dağıtılmaması, buna karşılık yöneticilere fahiş huzur hakkı ödenmesi
  • Azınlık ortağın bilgi alma, denetim ve genel kurula katılma haklarının sistematik olarak engellenmesi
  • Şirketin faaliyet konusunun fiilen terk edilmiş, şirketin işlevsiz bir kabuk hâline gelmiş olması
  • Ortaklar arasındaki güven ilişkisinin, ceza yargılamasına konu olacak düzeyde bozulması

Buna karşılık; iş stratejisine ilişkin görüş ayrılıkları, geçici mali sıkıntılar veya tek seferlik bir usulsüzlük tek başına haklı sebep sayılmaz. Yargıtay, haklı sebebin süreklilik ve çekilmezlik unsurlarını taşımasını arar.

Güncel içtihatlar için Yargıtay Karar Arama sistemini inceleyebilirsiniz.

Mahkemenin Alternatif Çözüm Yetkisi — Davanın Asıl Kilit Noktası

TTK m. 531, mahkemeye üç seçenek tanır:

  1. Şirketin feshine karar vermek,
  2. Davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına karar vermek,
  3. Duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmetmek.

Üçüncü seçenek geniş bir takdir alanı yaratır. Uygulamada mahkemelerin hükmettiği çözümler arasında şunlar yer alır:

  • Davalı ortağın payının bedeli ödenerek şirketten çıkarılması
  • Esas sözleşmenin belirli maddelerinin değiştirilmesi
  • Kâr dağıtımının zorunlu kılınması
  • Şirketin bölünmesi veya belirli bir malvarlığının ayrılması
  • Yönetim yapısının yeniden düzenlenmesi, denetçi/kayyum atanması

Stratejik not: Fesih, ekonomik değeri olan işleyen bir şirket için genellikle en verimsiz sonuçtur; tasfiye sürecinde varlıklar gerçek değerinin altında elden çıkar. Bu nedenle dilekçede, feshe kademeli talep olarak alternatif çözümlerin de açıkça ve gerekçeleriyle talep edilmesi büyük önem taşır.

 Payın “Gerçek Değeri” Nasıl Belirlenir?

Alternatif çözüme hükmedildiğinde, ödenecek bedel payın nominal değeri değil gerçek değeridir. Mahkeme, mali müşavir ve değerleme uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine başvurur.

Değerlemede tipik olarak şu yaklaşımlar birlikte kullanılır:

Yöntem Ne yapar Ne zaman öne çıkar
Net aktif değer Varlık ve borçlar rayiç değere getirilerek özkaynak bulunur Gayrimenkul ağırlıklı, faaliyeti durmuş şirketler
İndirgenmiş nakit akımı Gelecek nakit akışları bugüne indirgenir Faaliyeti süren, kâr eden şirketler
Piyasa çarpanları Benzer şirket işlemlerine göre çarpan uygulanır Karşılaştırılabilir veri bulunan sektörler

Değerleme tarihi, TTK m. 531’in açık ifadesiyle karar tarihine en yakın tarihtir. Bu nedenle enflasyonist dönemlerde, yargılamanın uzaması davacı aleyhine sonuç doğurmaz; ancak rapor tarihi ile karar tarihi arasındaki farkın büyümesi hâlinde ek rapor talep edilmesi gerekir.

Bilirkişi raporuna itiraz süresi HMK m. 281 uyarınca raporun tebliğinden itibaren iki haftadır.

 Fesih Davası mı, Ortaklıktan Çıkma Davası mı?

İki yol arasındaki tercih, davacının konumuna göre değişir:

Haklı sebeple fesih (TTK 531 / 636/3) Haklı sebeple çıkma (TTK 638/2 – yalnızca limited)
Uygulandığı şirket Anonim + Limited Yalnızca limited
Anonim şirkette eşik Sermayenin 1/10’u —
Sonuç Şirketin tasfiyesi veya alternatif çözüm Ortağın ayrılması + ayrılma akçesi
Baskı unsuru Yüksek (şirketin varlığı tehlikede) Orta
Karşı tarafa risk Tüm ortaklar etkilenir Yalnızca mali yük

Limited şirket ortakları çoğu zaman iki davayı birlikte veya kademeli olarak değerlendirir. Ayrıntı için bkz. limited şirkette ortaklıktan çıkma ve çıkarılma.

 Usul: Süre, Mahkeme ve Arabuluculuk

  • Görevli mahkeme: Asliye ticaret mahkemesi
  • Yetkili mahkeme: Şirket merkezinin bulunduğu yer (kesin yetki)
  • Süre: Hak düşürücü süreye tabi değildir; ancak haklı sebebin güncelliğini koruması gerekir. Uzun süre sessiz kalmak, hakkın kötüye kullanılması itirazına zemin hazırlar.
  • Arabuluculuk: Dava inşai nitelikte olduğu ve bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olmadığı için TTK m. 5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Ancak alternatif çözüm kapsamında ödenecek bedelin ayrıca alacak davasına konu edilmesi hâlinde arabuluculuk gündeme gelir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.
  • İhtiyati tedbir: Malvarlığının kaçırılması riski varsa pay devrinin, taşınmaz satışının veya sermaye azaltımının tedbiren durdurulması istenmelidir.

Şirketin sicil bilgileri ve son mali durumu için MERSİS ve Ticaret Sicili Gazetesi kayıtları başlangıç noktasıdır.

 Sıkça Sorulan Sorular

Tek bir ortak olarak anonim şirketin feshini isteyebilir miyim? Sermayenin en az onda birini temsil etmiyorsanız TTK m. 531’e dayanamazsınız. Bu eşiğin altındaki pay sahipleri, diğer azınlık ortaklarla birlikte hareket ederek eşiği sağlayabilir.

Mahkeme mutlaka fesih kararı verir mi? Hayır. TTK m. 531 mahkemeye alternatif çözüm yetkisi tanır ve uygulamada fesih son çare olarak görülür. Bu nedenle dilekçede alternatif çözüm talepleri açıkça yer almalıdır.

Fesih kararı verilirse şirket ne olur? Şirket tasfiye sürecine girer. Tasfiye memurları atanır, borçlar ödenir, kalan bakiye ortaklara payları oranında dağıtılır ve şirket ticaret sicilinden terkin edilir.

Dava sırasında şirket faaliyetine devam eder mi? Evet, aksi yönde tedbir kararı yoksa faaliyet sürer. Bu, uzun yargılamalarda malvarlığının erimesi riskini doğurur; tedbir talebi bu nedenle önemlidir.

Haklı sebebi nasıl ispatlarım? Genel kurul tutanakları, noter ihtarnameleri, cevapsız bırakılan bilgi talepleri, banka ve muhasebe kayıtları, önceki dava ve icra dosyaları başlıca delillerdir. Şirket kayıtlarına erişim engelleniyorsa delil tespiti veya bilgi alma davası ön adım olarak kullanılabilir.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur. Dosyanızın değerlendirilmesi için bizimle iletişime geçin.

Genel Kurul Kararının İptali Davası: Şartları, Süresi ve Sonuçları

Genel kurul kararının iptali davası, kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı biçimde alınan genel kurul kararlarının mahkeme kararıyla geçersiz kılınmasını sağlayan bir yenilik doğuran (inşai) davadır. Anonim şirketler için TTK m. 445 ilâ 451, limited şirketler için ise TTK m. 622’nin yaptığı atıfla aynı hükümler uygulanır.

Bu dava, azınlık ortakların çoğunluğun keyfî kararlarına karşı sahip olduğu en etkili korunma aracıdır. Ancak üç aylık hak düşürücü süre ve muhalefet şerhi koşulu nedeniyle, uygulamada en çok usulden reddedilen dava türlerinden biridir.

 Hangi Kararlar İptal Edilebilir?

TTK m. 445 uyarınca iptal sebepleri üç başlıkta toplanır:

1. Kanuna aykırılık: Toplantı ve karar nisaplarına uyulmaması, çağrının usulüne uygun yapılmaması, gündemde bulunmayan konuda karar alınması, oydan yoksun ortağın oy kullanması.

2. Esas sözleşmeye aykırılık: Sözleşmede öngörülen ağırlaştırılmış nisaba uyulmaması, sözleşmeyle getirilen usul kurallarının ihlali.

3. Dürüstlük kuralına aykırılık: Şirket menfaati bulunmamasına rağmen sistematik olarak kâr dağıtmama, azınlığı şirketten kaçırmaya yönelik sermaye artırımı, eşit işlem ilkesinin ihlali.

Üçüncü grup, uygulamada en sık başvurulan ancak ispatı en zor olan gruptur. Yargıtay, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasında şirket menfaati ile pay sahibi menfaati arasındaki dengeyi somut olarak inceler.

İptal, Butlan ve Yokluk Ayrımı

Bu üç kavramın karıştırılması, davanın yanlış hukuki temele oturtulmasına yol açar.

İptal edilebilirlik Butlan (TTK m. 447) Yokluk
Niteliği Karar geçerlidir, iptal edilene kadar hüküm doğurur Karar baştan geçersizdir Karar hukuken hiç doğmamıştır
Dava süresi 3 ay (hak düşürücü) Süreye tabi değil Süreye tabi değil
Kimler ileri sürebilir Sınırlı çevre (TTK m. 446) Menfaati olan herkes Menfaati olan herkes
Tipik örnek Nisaba uyulmaması Vazgeçilemez pay sahipliği haklarını kaldıran karar, anonim şirketin temel yapısını bozan karar Hiç toplantı yapılmadan tutanak düzenlenmesi, çağrısız toplantıda bir pay sahibinin hiç bulunmaması

Butlan ve yokluk hâllerinde açılan dava bir tespit davası niteliğindedir ve süreye bağlı değildir. Ancak Yargıtay, hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde uzun süre sessiz kalınmasını dikkate alabilmektedir.

 Davayı Kimler Açabilir? (TTK m. 446)

a) Toplantıda hazır bulunan ve muhalefetini tutanağa geçirten pay sahibi. Bu, uygulamadaki en kritik şarttır. Toplantıya katılıp olumsuz oy kullanmak tek başına yeterli değildir; muhalefetin ayrıca tutanağa geçirilmiş olması gerekir.

b) Toplantıda hazır bulunmayan pay sahibi, ancak şu hâllerde:

  • Çağrının usulüne uygun yapılmaması,
  • Gündemin gereği gibi ilan edilmemesi,
  • Toplantıya katılma hakkı bulunmayan kişilerin karara katılması,
  • Kendisinin toplantıya haksız olarak alınmamış olması.

c) Yönetim kurulu (limited şirkette müdürler kurulu).

d) Kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna yol açacaksa, yönetim kurulu üyelerinin her biri.

Uygulama uyarısı: Muhalefet şerhi yazılırken “karara muhalifim” demek yeterli olmakla birlikte, muhalefet gerekçesinin kısaca yazılması ispat bakımından güçlü avantaj sağlar. Toplantıdan ayrılmadan önce tutanağın imzalı bir örneğini talep edin.

 Üç Aylık Hak Düşürücü Süre

Dava, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılmalıdır.

Bu sürenin özellikleri:

  • Hak düşürücü süredir; zamanaşımı gibi kesilmez, durmaz, uzatılmaz.
  • Mahkemece resen dikkate alınır; davalı ileri sürmese bile dava reddedilir.
  • Başlangıç anı, kararın öğrenildiği tarih değil karar tarihidir.
  • Tescile tabi kararlarda dahi süre karar tarihinden işler; tescil tarihi süreyi yeniden başlatmaz.

Bu nedenle genel kurul sonrası tutanağın bir örneğinin derhal temin edilmesi ve hukuki değerlendirmenin gecikmeden yapılması gerekir.

 Ortaklıktan Çıkarma Kararına Karşı İptal Davası

Limited şirketlerde TTK m. 640/2, özel bir iptal yolu düzenler: şirket sözleşmesine dayanılarak genel kurul kararıyla ortaklıktan çıkarılan ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir.

Bu davada TTK m. 445’teki genel iptal sebeplerinin ayrıca gerçekleşmiş olması aranmaz; ortak, çıkarma sebebinin gerçekleşmediğini veya sebebin objektif/eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürebilir. Ayrıntı için bkz. limited şirkette ortaklıktan çıkma ve çıkarılma.

Dikkat edilmesi gereken nokta, sürenin noter bildirimi tarihinden başlamasıdır. Usulsüz bildirim, sürenin hiç başlamamasına yol açar.

Yürütmenin Durdurulması ve Teminat

İptal davası açılması, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz. Sermaye artırımı, pay devri veya taşınmaz satışı gibi geri dönülmesi güç sonuçlar doğuracak kararlarda, HMK m. 389 vd. uyarınca ihtiyati tedbir yoluyla kararın icrasının durdurulması istenmelidir.

TTK m. 448/2 uyarınca mahkeme, yönetim kurulunun talebi üzerine, muhtemel zararlara karşı davacılardan teminatyatırmasını isteyebilir. Teminatın niteliği ve miktarı mahkemenin takdirindedir.

 Kararın Sonuçları

  • İptal kararı geçmişe etkilidir; karar alındığı andan itibaren geçersiz sayılır.
  • İptal hükmü tüm pay sahipleri için sonuç doğurur; dava açmayan ortaklar da hükümden yararlanır (TTK m. 450).
  • Karar kesinleştikten sonra yönetim kurulu, hükmü ticaret siciline tescil ettirmek ve ilan etmekle yükümlüdür.
  • İptal edilen karara dayanarak işlem yapan yöneticiler bakımından sorumluluk gündeme gelebilir; bkz. şirket müdürünün ve yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu.

Kanun metinlerinin güncel hâli için Mevzuat Bilgi Sistemi, içtihatlar için Yargıtay Karar Arama kullanılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Toplantıya katılmadım, yine de iptal davası açabilir miyim? Kural olarak hayır. Ancak çağrı usulsüzse, gündem gereği gibi ilan edilmemişse veya toplantıya haksız olarak alınmadıysanız dava açabilirsiniz.

Muhalefet şerhi yazmayı unuttum, hakkım tamamen bitti mi? İptal davası bakımından ciddi bir engel doğar. Ancak karar butlan veya yokluk yaptırımına tabiyse, muhalefet şerhi aranmaz ve süre sınırı da yoktur. Bu nedenle kararın hukuki niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Genel kurul kararının iptali davası arabuluculuğa tabi mi? Hayır. Dava, bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olmadığından TTK m. 5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Ayrıntı için bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.

İptal davası devam ederken şirket kararı uygulayabilir mi? Tedbir kararı alınmamışsa evet. Bu nedenle dava dilekçesiyle birlikte ihtiyati tedbir talebinde bulunulması önemlidir.

Üç aylık süre geçtiyse başka bir yol var mı? Kararın butlanla sakat olduğu iddiası, ortaklıktan çıkma talebi veya haklı sebeple fesih yolu değerlendirilebilir. Bkz. haklı sebeple fesih davası.

İlgili yazılar:

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Limited Şirkette Ortaklıktan Çıkma ve Çıkarılma

Limited şirkette ortaklıktan çıkma, ortağın kendi iradesiyle ortaklık ilişkisini sona erdirmesidir. Çıkarılma ise ortağın iradesi dışında, şirketin talebiyle ortaklıktan uzaklaştırılmasıdır. Her iki kurum da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 638 ilâ 640. maddelerinde düzenlenmiş olup, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlere özgüdür.

Bu iki yolun ayrımı uygulamada sıkça karıştırılır ve yanlış tarafın dava açması, davanın sıfat yokluğundan reddiyle sonuçlanır. Aşağıda her iki kurumu, şartlarını ve mali sonucu olan ayrılma akçesini ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.


H2: Ortaklıktan Çıkma (TTK m. 638)

H3: Şirket Sözleşmesine Dayalı Çıkma

TTK m. 638/1 uyarınca şirket sözleşmesinde ortaklara çıkma hakkı tanınabilir ve bu hakkın kullanımı belirli şartlara bağlanabilir. Örneğin belirli bir süre ortak kalma, belirli bir bildirim süresine uyma veya belirli olayların gerçekleşmesi şart koşulabilir.

Bu ihtimalde dava açmaya gerek yoktur; sözleşmede öngörülen usule uygun bir çıkma beyanı yeterlidir. Ancak beyanın ispat edilebilir olması için noter aracılığıyla yapılması güçlü biçimde önerilir.

H3: Haklı Sebebe Dayalı Çıkma

TTK m. 638/2, şirket sözleşmesinde böyle bir hak öngörülmemiş olsa dahi, haklı sebeplerin varlığı hâlinde ortağın mahkemeden çıkmaya izin verilmesini isteyebileceğini düzenler. Bu, dava yoluyla kullanılan bir haktır.

Uygulamada haklı sebep olarak kabul edilen tipik durumlar:

  • Ortaklar arasındaki güven ilişkisinin onarılamaz biçimde bozulması
  • Yıllarca kâr payı dağıtılmaması, kârın örtülü biçimde şirket dışına aktarılması
  • Ortağın bilgi alma ve inceleme hakkının (TTK m. 614) sürekli engellenmesi
  • Genel kurulun toplanmaması veya ortağın toplantılardan sistematik biçimde dışlanması
  • Ortağın şirketten dışlanarak yönetim ve denetimden tamamen uzaklaştırılması
  • Azınlık ortağa karşı sürekli ve kasıtlı eşitsiz muamele

Usul notu: Dava açmadan önce şirkete yazılı (tercihen noter kanalıyla) bir çıkma talebi iletilmesi, hem haklı sebebin varlığını belgelemek hem de iyi niyeti ortaya koymak bakımından yararlıdır.

H3: Çıkmaya Katılma (TTK m. 639)

Bir ortak çıkma davası açtığında veya sözleşmesel çıkma hakkını kullandığında, müdürler bu durumu diğer ortaklara gecikmeksizin bildirmek zorundadır. Diğer ortaklar da bildirimden itibaren bir ay içinde aynı koşullarla çıkmaya katılabilir. Bu düzenlemenin amacı, ortaklar arasında eşitliği korumaktır.


H2: Ortaklıktan Çıkarılma (TTK m. 640)

H3: Genel Kurul Kararıyla Çıkarma

TTK m. 640/1, şirket sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararıyla çıkarılabileceği sebeplerin önceden öngörülebileceğini düzenler. Bu sebeplerin objektif nitelikte ve eşit işlem ilkesine uygun olması gerekir; “müdürlerin uygun göreceği hâller” gibi belirsiz ifadeler geçersiz sayılır.

Karar nisabı bakımından TTK m. 621/1-h uyarınca, temsil edilen oyların en az üçte ikisi ile oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması aranır.

Çıkarılan ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir (TTK m. 640/2). Bu davada, TTK m. 445’teki genel iptal şartlarının ayrıca gerçekleşmiş olması aranmaz. Konunun ayrıntısı için bkz. genel kurul kararının iptali davası.

H3: Mahkeme Kararıyla Haklı Sebeple Çıkarma

TTK m. 640/3’e göre, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması mümkündür.

Bu hükmün iki kritik sonucu vardır:

1) Davayı yalnızca şirket açabilir. Bir ortağın, diğer bir ortağın çıkarılması istemiyle dava açması mümkün değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında, bu tür davaların aktif husumet (dava ehliyeti) yokluğundan reddedileceği istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır. Güncel içtihatlar için Yargıtay Karar Arama sistemini kullanabilirsiniz.

2) Önce genel kurul kararı alınmalıdır. Şirketin dava açabilmesi için, dava açılmasına yönelik bir genel kurul kararının bulunması gerekir.

H3: İki Ortaklı Limited Şirketlerde Çıkmaz

%50-%50 paylı iki ortaklı şirketlerde, çıkarılması istenen ortak oy kullanacağı için gerekli nisapla karar alınması fiilen imkânsızlaşır. Öğretide bu durum, TTK’da örtülü bir kanun boşluğu olarak nitelendirilmektedir.

Uygulamada bu kilitlenme genellikle şu yollarla aşılmaya çalışılır:

  • TTK m. 636/3 uyarınca haklı sebeple fesih davası açmak ve mahkemeden fesih yerine “davalı ortağın payının gerçek değeri ödenerek çıkarılması” gibi alternatif bir çözüme hükmedilmesini talep etmek
  • TTK m. 638/2 uyarınca kendi çıkmasını talep etmek ve ayrılma akçesini tahsil etmek

Bu stratejik tercih, somut olaydaki delil durumuna göre değişir. Ayrıntı için bkz. haklı sebeple fesih davası.


H2: Çıkma ile Çıkarılma Arasındaki Farklar

Kriter Çıkma (TTK m. 638) Çıkarılma (TTK m. 640)
İnisiyatif Ortakta Şirkette
Sözleşmeye dayalı hâl Çıkma beyanı yeterli Genel kurul kararı gerekir
Haklı sebebe dayalı hâl Ortak dava açar Yalnızca şirket dava açar
Genel kurul kararı şartı Yok Var
İtiraz yolu — 3 ay içinde iptal davası
Mali sonuç Ayrılma akçesi Ayrılma akçesi

H2: Ayrılma Akçesi: Ortak Ayrılınca Ne Kadar Alır?

TTK m. 641/1 uyarınca ortak, ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine göre hesaplanacak bir ayrılma akçesinin ödenmesini isteyebilir. Bu hak, hem çıkma hem de çıkarılma hâllerinde doğar.

H3: “Gerçek Değer” Ne Demektir?

Gerçek değer, tapudaki veya sicildeki nominal (itibari) değer değil, şirketin işletme değeri esas alınarak hesaplanan değerdir. Uygulamada mahkemeler bilirkişi marifetiyle:

  • Şirketin aktif ve pasiflerini,
  • Gayrimenkul, makine ve stok gibi varlıkların rayiç değerini,
  • Marka, müşteri portföyü gibi maddi olmayan varlıkları,
  • Şirketin kâr etme kapasitesini (gelir yaklaşımı)

birlikte değerlendirir. Değerleme tarihi, kural olarak ortaklık sıfatının sona erdiği andır.

H3: Ayrılma Akçesinin Ödenmesi ve Muacceliyeti (TTK m. 642)

Ayrılma akçesinin ödenebilmesi için, şirketin kullanılabilir özkaynağı üzerinde tasarruf edebiliyor olması gerekir. Bu koşul gerçekleşmezse ödeme, koşulun gerçekleştiği ana kadar ertelenir. Sermayenin korunması ilkesi gereği, ayrılma akçesinin ödenmesi şirketin esas sermayesini azaltacak biçimde yapılamaz.

Ayrılma akçesinin ödenmeyen kısmı için ortak, şirkete karşı alacak davası açabilir. Bu dava parasal talep içerdiğinden TTK m. 5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabidir; bkz. ticari davalarda dava şartı arabuluculuk.


H2: Süreç Nasıl İşler? Adım Adım

  1. Ön hazırlık: Şirket sözleşmesi, genel kurul tutanakları, ticaret sicil kayıtları (bkz. MERSİS) ve mali tablolar toplanır.
  2. Bilgi alma hakkının kullanılması: TTK m. 614 uyarınca defter ve belgelerin incelenmesi talep edilir; reddedilmesi hâlinde bu, haklı sebebin delili olur.
  3. İhtar: Şirkete noter kanalıyla çıkma talebi veya haklı sebeplerin giderilmesi ihtarı gönderilir.
  4. Dava: Şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılır.
  5. Tedbir talebi: Gerekiyorsa pay devrinin önlenmesi, malvarlığının kaçırılmasının engellenmesi için ihtiyati tedbir istenir.
  6. Bilirkişi incelemesi: Payın gerçek değeri için mali müşavir/değerleme uzmanı incelemesi yapılır.
  7. Karar ve tescil: Kesinleşen karar ticaret siciline tescil ve ilan edilir.

H2: Sıkça Sorulan Sorular

Limited şirket ortağı istediği zaman ayrılabilir mi? Hayır. Şirket sözleşmesinde çıkma hakkı tanınmışsa öngörülen usulle, tanınmamışsa ancak haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla ayrılabilir. Alternatif yol, payı bir başkasına devretmektir.

Pay devri ile çıkma arasındaki fark nedir? Pay devrinde ortaklık sıfatı devralana geçer ve bedeli devralan öder; şirketin malvarlığı etkilenmez. Çıkmada ise ortaklık sıfatı sona erer ve ayrılma akçesini şirket öder. Ayrıca pay devri, TTK m. 595 uyarınca kural olarak genel kurulun onayına tabidir.

Ortaklıktan çıkarma davasını ortak açabilir mi? Hayır. TTK m. 640/3’te açıkça “şirketin istemi üzerine” denildiğinden davayı yalnızca şirket tüzel kişiliği açabilir. Ortağın açtığı dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Şirketin borcu varsa ayrılan ortak sorumlu olur mu? Ortaklık sıfatının sona ermesi, ortaklık devam ederken doğmuş kamu alacaklarına ilişkin 6183 sayılı Kanun’dan kaynaklanan sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ayrılma öncesinde vergi ve SGK borçlarının durumu mutlaka incelenmelidir.

Ayrılma akçesi ödenmezse ne yapılır? Şirkete karşı alacak davası açılır. Dava öncesinde arabulucuya başvurulması dava şartıdır.

İlgili yazılar:

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Marka Hakkına Tecavüz ve Karıştırılma İhtimali (İltibas)

Bir markanın ayırt edici gücü, onu başka teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayıran en temel değerdir. Bu değerin izinsiz kullanılması marka hakkına tecavüz oluşturur ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında hukuki ve cezai yaptırımlara tabidir. Tecavüzün belirlenmesinde Yargıtay’ın onlarca yıldır istikrarla uyguladığı temel ölçüt ise karıştırılma ihtimali (iltibas)’dir. Bu yazıda iltibas kavramını, SMK m. 7 kriterlerini, tecavüzün sonuçlarını ve konuya ilişkin Yargıtay kararlarını ele alıyoruz. Konunun daha geniş çerçevesi için marka hukukuve fikri mülkiyet hukuku sayfalarımız yol gösterici olabilir.

Karıştırılma İhtimali (İltibas) Nedir?

Karıştırılma ihtimali; bir işaretin, tescilli bir markayla görsel, işitsel veya anlamsal benzerliği nedeniyle, halk nezdinde iki işaretin aynı işletmeye ait olduğu ya da işletmeler arasında idari-ekonomik bir bağ bulunduğu izlenimi yaratmasıdır. SMK m. 7 uyarınca marka sahibi, izni olmaksızın markasıyla aynı veya benzer işaretlerin, aynı ya da benzer mal ve hizmetlerde karıştırılma ihtimali doğuracak şekilde kullanılmasını önleme hakkına sahiptir. Önemli olan fiili bir karışıklığın gerçekleşmesi değil, karışıklık ihtimalinin bulunmasıdır.

Yargıtay’ın Değerlendirmede Kullandığı Ölçütler

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, iltibas değerlendirmesini bütünsel bir bakışla yapar. Bu değerlendirmede işaretler arasındaki görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik ile markaların tescilli olduğu mal veya hizmet sınıflarının aynı veya benzer olup olmadığı birlikte incelenir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, ortalama tüketici markayı bir bütün olarak algılar ve ayrıntıları karşılaştırmaz; bu nedenle markanın esaslı (baskın) unsurubelirleyicidir. Nitekim Yargıtay 11. HD, E. 2023/5001, K. 2024/1953 sayılı kararında, markanın esaslı unsurları karıştırılmaya elverişliyse, ayırt edici niteliği düşük ek ibarelerin dahi karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmayacağına hükmetmiştir.

Uygulama notu: Bir markaya “İstanbul”, “Grup”, “Ltd.” gibi tali unsurlar eklenmesi çoğu zaman iltibası ortadan kaldırmaz. Esas unsur benzer olduğu sürece, eklenen zayıf ibareler tüketicinin markaları ilişkilendirmesini engellemez. Bu husus özellikle seri marka ve tanınmış marka uyuşmazlıklarında önem taşır.

Ticaret Unvanının Markasal Kullanımı

Uygulamada sık karşılaşılan bir sorun, bir ticaret unvanının veya alan adının marka gibi kullanılmasıdır. Yargıtay, bir ticaret unvanının yalnızca resmi belgelerde ve sicilde kullanılmasını kural olarak tecavüz saymaz. Ancak unvanda yer alan ayırt edici ibarenin ürün ambalajlarında, kataloglarda, tabelalarda, sosyal medyada veya alan adında marka gibi kullanılması ve bunun tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratması hâlinde marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet doğar. Yargıtay 11. HD, unvanın uzun süre kullanılmış olmasının dahi, markasal kullanımdan doğan tecavüzü meşru hâle getirmeyeceğini vurgulamıştır. Bu tür uyuşmazlıkların rekabet boyutu için rekabet hukuku ve ticaret ve şirketler hukuku alanlarımız da devreye girer.

Tecavüzün Sonuçları: Men, El Koyma ve Tazminat

Marka hakkına tecavüz hâlinde marka sahibi; tecavüzün tespitini, durdurulmasını (men) ve önlenmesini, taklit ürünlere el konulmasını, maddi ve manevi tazminat ile itibar tazminatını talep edebilir. Yargıtay, maddi tazminatın ispatının güç olduğu hâllerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 50 uyarınca hâkimin hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedebileceğini kabul etmektedir. Tazminatın hesabı, marka sahibinin talebine göre yoksun kalınan kazanç, lisans bedeli veya tecavüz edenin elde ettiği net kazanç üzerinden yapılabilir. Tazminat sürecinin genel esasları için tazminat hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Güncel mevzuat ve tescil işlemleri için Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT)↗ resmi kaynaktır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Marka tescilli değilse tecavüz davası açabilir miyim? Kural olarak SMK korumasından tescilli markalar yararlanır; ancak önceye dayalı gerçek hak sahipliği ve haksız rekabet hükümleri belirli koşullarda tescilsiz işaret sahibine de koruma sağlayabilir.

İki marka farklı sınıflarda tescilliyse yine iltibas olur mu? Kural olarak mal/hizmet sınıfının aynı veya benzer olması aranır. Ancak tanınmış markalarda farklı sınıflarda dahi koruma gündeme gelebilir.

Sosyal medyadaki kullanım tecavüz sayılır mı? Evet. Yargıtay içtihatlarına göre sosyal medya hesaplarında yapılan markasal kullanımlar da tecavüz davasına konu olabilir.

Dava açmadan önce ne yapılmalı? Tecavüzün tespiti, delillerin (ekran görüntüsü, fatura, ürün örneği) toplanması ve gerektiğinde ihtiyati tedbir talebi önem taşır.

Sonuç

Marka hakkına tecavüz davaları; iltibasın bütünsel değerlendirmesi, esas unsurun tespiti, sınıf benzerliği ve tazminatın hesabı nedeniyle teknik bir uzmanlık alanıdır. Yanlış kurgulanan bir dava, hak kaybına ve yargılama giderlerine yol açabilir. Bu nedenle tecavüz iddiası ve savunma aşamasında marka hukuku ile dava ve uyuşmazlık çözümü alanında destek alınması önerilir. Dosyanıza özel değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.