Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapsamında Haklar, Şikâyet Süreci ve Tazminat

Teknolojinin hayatın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlenmesi, paylaşılması veya korunamaması, hem bireyler hem de şirketler için ciddi hukuki sonuçlar doğuran bir uyuşmazlık alanı haline gelmiştir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), bu alandaki temel düzenlemeyi oluşturmaktadır. Bu makalede  sıkça karşılaşılan KVKK ihlalleri, ilgili kişinin sahip olduğu haklar, Kurul’a şikâyet süreci ve tazminat talebi ele alınmaktadır.

KVKK Kapsamında Kişisel Veri ve Veri İhlali Nedir?

KVKK m. 3’e göre kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir; ad-soyad, T.C. kimlik numarası, adres, telefon numarası, IP adresi, görüntü ve ses kayıtları bu kapsama girer. Sağlık verileri, biyometrik veriler, dernek/sendika üyeliği gibi bilgiler ise özel nitelikli kişisel veri sayılır ve daha sıkı koşullarda işlenebilir (KVKK m. 6).

Uygulamada en sık karşılaşılan KVKK ihlalleri şunlardır:

  • Açık rıza alınmaksızın kişisel verilerin işlenmesi veya üçüncü kişilerle paylaşılması.
  • Veri sorumlusunun gerekli teknik ve idari tedbirleri almaması sonucu veri sızıntısı (veri ihlali) yaşanması.
  • Kişisel verilerin amacı dışında veya işleme şartları ortadan kalktıktan sonra saklanmaya devam edilmesi.
  • İlgili kişinin aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmeden verilerinin işlenmesi.
  • Pazarlama, reklam veya bilgilendirme amaçlı iletişimlerde (e-posta, SMS, arama) onay alınmaksızın kişisel verilerin kullanılması.

İlgili Kişinin KVKK Kapsamındaki Hakları

KVKK m. 11, veri sahibine (ilgili kişiye) veri sorumlusuna başvurarak kullanabileceği geniş bir hak kataloğu tanımaktadır. Bu haklar arasında; kişisel verilerinin işlenip işlenmediğini öğrenme, işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme, işlenme amacını ve amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme, yurt içinde veya yurt dışında verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme, eksik veya yanlış işlenmişse düzeltilmesini isteme, işlenmesini gerektiren sebepler ortadan kalktığında silinmesini veya yok edilmesini isteme, otomatik sistemlerle analiz edilmesi sonucu aleyhine bir sonuç ortaya çıkmasına itiraz etme ve kanuna aykırı işleme nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini talep etme yer almaktadır.

Veri Sorumlusuna Başvuru: Şikâyetin Zorunlu Ön Şartı

KVKK m. 13 uyarınca, ilgili kişinin doğrudan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na (Kurul) şikâyette bulunabilmesi için, öncelikle talebini veri sorumlusuna yazılı olarak veya Kurul’un belirlediği diğer yöntemlerle iletmesi zorunludur. Veri sorumlusu, başvuruyu en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırmak zorundadır; işlemin ayrıca bir maliyet gerektirmesi halinde Kurulca belirlenen tarifedeki ücret talep edilebilir.

Kurul’a Şikâyet Süreci

Veri sorumlusunun cevap vermemesi, talebi reddetmesi veya verdiği cevabın yetersiz bulunması hallerinde, ilgili kişi Kurul’a şikâyette bulunabilir. Şikâyet hakkının kullanılabilmesi için belirli süreler öngörülmüştür:

  • Veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz gün,
  • Her hâlükârda başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde şikâyet yoluna başvurulması gerekir.

Kurul, şikâyet üzerine yaptığı inceleme sonucunda kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlendiği kanaatine varırsa, hukuka aykırılığın giderilmesine karar verebilir; gerekli görmesi halinde ihlalin niteliğine göre veri sorumlusu hakkında idari para cezası uygulayabilir. KVKK kapsamındaki idari para cezaları (aydınlatma yükümlülüğüne, veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere aykırılık gibi) her yıl yeniden değerleme oranında güncellenmekte olup, ihlalin ağırlığına göre yüksek meblağlara ulaşabilmektedir.

Tazminat Davası: Maddi ve Manevi Zararın Tazmini

KVKK’ya aykırı veri işleme nedeniyle ilgili kişinin maddi veya manevi bir zarara uğraması halinde, Kurul’a şikâyetten bağımsız olarak veya şikâyet süreciyle birlikte genel hükümlere göre tazminat davası açılabilir. Bu davalarda Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümleri (TBK m. 49 vd.) ile kişilik haklarının korunmasına ilişkin Türk Medeni Kanunu hükümleri (TMK m. 24-25) birlikte uygulama alanı bulur. Manevi tazminat talebinde, kişisel verinin niteliği (örneğin özel nitelikli veri olup olmadığı), ihlalin yayılma kapsamı ve mağdurun bu ihlal nedeniyle yaşadığı kişilik hakkı zedelenmesi belirleyici unsurlardır.

Veri ihlalinin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiği hallerde (kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, ele geçirilmesi, başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi TCK m. 135-138), ilgili kişi ayrıca ceza şikâyetinde de bulunabilir; bu durumda hukuk ve ceza süreçleri paralel olarak yürütülebilir.

Şirketler Açısından KVKK Uyumu ve Veri İhlali Bildirimi

Veri sorumlusu sıfatını taşıyan şirketler için KVKK uyumu yalnızca bireysel şikâyetlere karşı savunma değil, aynı zamanda önleyici bir yükümlülüktür. Kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi halinde, veri sorumlusunun bu durumu en kısa sürede ilgili kişiye ve Kurul’a bildirmesi gerekir; Kurul, gecikmeksizin ve mümkün olan en kısa süre olarak 72 saat içinde bildirim yapılmasını esas almaktadır. Veri Sorumluları Sicili’ne (VERBİS) kayıt yükümlülüğünün yerine getirilmemesi de ayrı bir idari yaptırım sebebidir. Şirketlerin VERBİS kaydı, aydınlatma metinleri, açık rıza formları ve veri saklama-imha politikalarının hukuka uygun şekilde hazırlanması, hem idari para cezası riskini azaltır hem de olası tazminat davalarında şirketin iyi niyetinin ve gerekli özeni gösterdiğinin ispatına hizmet eder.

Sonuç

KVKK ihlalleri, gerek bireyler gerek şirketler açısından kısa başvuru sürelerine tabi, teknik bilgi ve usul bilgisi gerektiren bir alandır. İlgili kişinin haklarını süresinde ve doğru mercide kullanması, idari şikâyet ile tazminat davası arasındaki stratejik tercihin doğru yapılması, sürecin sonucunu doğrudan etkiler. KVKK ve bilişim hukuku alanında destek almak isteyen bireyler ve şirketler, somut olaylarına özgü değerlendirme için Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk ile iletişime geçebilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

İcra Takibine İtiraz, Haciz İşlemine İtiraz ve İstihkak Davaları

İcra Takibine İtiraz, Haciz İşlemine İtiraz ve İstihkak Davası:

İcra-İflas Hukuku, alacaklının elindeki bir alacağı devlet gücü aracılığıyla zorla tahsil edebilmesinin yol ve yöntemlerini düzenler. Süreç, kısa ve kesin sürelere tabi olduğundan, gerek borçlu gerek alacaklı açısından zamanında ve doğru adım atılmaması telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu makalede en sık karşılaşılan üç konu ele alınmaktadır: icra takibine itiraz nasıl yapılır, haciz işlemine itiraz süreci ve istihkak davası.

İlamsız İcra Takibi ve Borçlunun İtiraz Hakkı

Alacaklı, elinde mahkeme ilamı bulunmasa dahi, para ve teminat alacakları için doğrudan icra dairesine başvurarak ilamsız icra takibi başlatabilir (İİK m. 42 vd.). İcra dairesi, alacaklının talebi üzerine borçluya bir ödeme emri gönderir. Borçlunun bu noktada izleyebileceği en önemli yol, ödeme emrine itirazdır.

İcra Takibine İtiraz Süresi ve Usulü

Borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine sözlü veya yazılı olarak itiraz edebilir (İİK m. 62). İtirazda borcun tamamına itiraz edilebileceği gibi, borcun bir kısmına (örneğin faiz oranına veya işlemiş faiz miktarına) itiraz edilmesi de mümkündür; itiraz edilmeyen kısım kesinleşir.

Geçerli bir itirazın en önemli sonucu, icra takibinin kendiliğinden durmasıdır. Takip, alacaklının ya itirazın iptali davası açıp kazanması ya da itirazın kaldırılması yoluna başvurup icra mahkemesinden olumlu karar alması ile yeniden işlerlik kazanır.

İtirazın İptali ve İtirazın Kaldırılması Arasındaki Fark

İtiraz üzerine duran takibe devam edebilmek için alacaklının başvurabileceği iki farklı yol vardır:

  • İtirazın iptali davası (İİK m. 67): Genel mahkemelerde (asliye hukuk/ticaret mahkemesi) açılan, bir yıllık hak düşürücü süreye tabi, taraflara delil sunma imkânı tanıyan tam yargılamalı bir davadır.
  • İtirazın kesin/geçici kaldırılması (İİK m. 68 vd.): İcra mahkemesinde, alacaklının elinde borcu ikrar eden imzalı bir belge (senet, fatura, kira sözleşmesi vb.) bulunması halinde başvurulan, daha hızlı sonuçlanan bir yoldur.

Hangi yolun seçileceği, alacaklının elindeki belgenin niteliğine göre değişir; bu nedenle takip başlatılmadan önce stratejinin doğru belirlenmesi, sürecin uzamasını önler.

Haciz İşlemine İtiraz Süreci

Ödeme emrine süresinde itiraz edilmemiş veya itiraz kaldırılmışsa takip kesinleşir ve alacaklı, borçlunun mal varlığına haciz uygulanmasını talep edebilir (İİK m. 78 vd.). Ancak haczin usulüne uygun yapılmaması ya da kanunen haczi mümkün olmayan malların haczedilmesi halinde borçlunun başvurabileceği hukuki yollar mevcuttur.

Şikâyet Yolu

Haciz işleminin kanuna aykırı yapıldığı (örneğin haczedilemeyen malların haczi, haciz sırasının usulsüzlüğü, kıymet takdirinde hata) iddiasıyla, icra mahkemesine şikâyet yoluyla başvurulabilir (İİK m. 16). Şikâyet süresi, öğrenme tarihinden itibaren genel olarak yedi gündür; ancak haczin kaldırılmasına ilişkin bazı şikâyetlerde süre şartı aranmaz.

Haczedilemeyen Mallar

Kanun, borçlunun ve ailesinin asgari yaşam standardını koruma amacıyla bazı malları haciz dışı bırakmıştır (İİK m. 82): borçlunun ve ailesinin geçimi için zorunlu eşyalar, mesleğini icra için gerekli alet ve makineler, asgari ücretin haczedilemeyen kısmı bu kapsamdadır. Bu malların haczedildiğinin tespiti halinde derhal şikâyet yoluna gidilmesi gerekir.

İstihkak Davası: Üçüncü Kişiye Ait Malın Haczi

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, borçlunun zilyetliğinde bulunan ancak aslında üçüncü bir kişiye ait olan malların haczedilmesidir. Bu durumda malın gerçek sahibi, malın kendisine ait olduğunu ileri sürerek istihkak davasıaçabilir (İİK m. 96 vd.).

İstihkak davasında ispat yükü, malın bulunduğu yere göre değişir: mal borçlunun elinde ise üçüncü kişi mülkiyetini ispatlamak zorundadır; mal üçüncü kişinin elinde haczedilmişse bu kez ispat yükü, malın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya geçer. Dava, haciz tutanağının tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılmalıdır; bu süre hak düşürücü niteliktedir ve kaçırılması halinde malın gerçek sahibinin hakkı önemli ölçüde zayıflar.

Taşınmazlara ilişkin istihkak iddialarında, tapu sicilindeki kayıtların gerçek mülkiyet durumunu yansıtıp yansıtmadığı tartışmalı hale gelebilir; bu noktada konuyla bağlantılı olarak tapu iptal ve tescil davaları hakkındaki yazımız da yol gösterici olacaktır.

İcra Sürecinde Mal Beyanı ve Borçlunun Yükümlülükleri

Borçlu, ödeme emrine itiraz etmemiş veya itirazı kesin olarak kaldırılmışsa, yedi gün içinde icra dairesine mal beyanında bulunmak zorundadır (İİK m. 74). Mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında disiplin hapsi uygulanabilir; bu nedenle takip kesinleştikten sonra sürecin takibi, borçlu açısından da büyük önem taşır. Nafaka, kira bedeli gibi alacakların icra yoluyla tahsili sürecinde ortaya çıkabilecek özel uyuşmazlıklara örnek olarak, daha önce paylaştığımız nafaka iadesikonulu Yargıtay kararı incelememize de bakabilirsiniz.

Sonuç

İcra-İflas Hukuku’na özgü süreler son derece kısa ve kesin niteliktedir; yedi günlük itiraz, şikâyet ve istihkak davası süreleri kaçırıldığında telafisi çoğu zaman mümkün olmaz. Hem alacaklı hem borçlu sıfatıyla yürütülen icra takiplerinde, takip stratejisinin baştan doğru kurgulanması ve sürecin bir icra-iflas hukuku avukatı eşliğinde takip edilmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. İcra ve iflas hukuku alanında destek almak isteyenler, somut olaylarına özgü değerlendirme için Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk ile iletişime geçebilir.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Miras Hukuku Rehberi- Saklı Pay ve Tenkis Davası, Vasiyetnamenin İptali ve Mirasın Reddi

Miras hukuku, kişinin ölümünden sonra mal varlığının kanuni mirasçılar ve varsa atanmış mirasçılar arasında nasıl paylaşılacağını düzenleyen, aile içi hassasiyetlerin en yoğun yaşandığı hukuk dallarından biridir. Bu makalede  sıkça karşılaşılan üç temel miras uyuşmazlığı ele alınacaktır: saklı pay ihlali nedeniyle açılan tenkis davası, vasiyetnamenin iptali şartları ve mirasın reddi süreci.

Saklı Pay Nedir, Kimler Saklı Pay Sahibidir?

Türk Medeni Kanunu, miras bırakana mal varlığı üzerinde tasarruf serbestisi tanırken, belirli yakın mirasçıları tamamen mirastan yoksun bırakamayacağı şekilde bir güvence altına almıştır. Bu güvenceye saklı pay denir (TMK m. 506 vd.). Saklı pay sahibi mirasçılar şunlardır:

  • Altsoy (çocuklar, torunlar): Yasal miras payının yarısı saklı paydır.
  • Anne ve baba: Yasal miras payının dörtte biri saklı paydır.
  • Sağ kalan eş: Altsoy ile birlikte mirasçı ise yasal payının tamamı, anne-baba ile birlikte mirasçı ise yasal payının dörtte üçü, tek başına mirasçı ise yasal payının tamamı saklı paydır.

2017 yılında yapılan kanun değişikliğiyle kardeşler saklı pay sahibi olmaktan çıkarılmıştır. Miras bırakan, saklı pay dışında kalan kısım üzerinde (tasarruf nisabı) vasiyetname veya miras sözleşmesiyle dilediği gibi tasarrufta bulunabilir.

Tenkis Davası Nedir, Hangi Hallerde Açılır?

Miras bırakan, sağlığında yaptığı bağışlarla veya ölüme bağlı tasarruflarla (vasiyetname, miras sözleşmesi) saklı pay sahibi mirasçıların yasal haklarını ihlal ederse, bu mirasçılar tenkis davası açarak haklarını arayabilir (TMK m. 560 vd.). Tenkis davasının konusu, saklı payı zedeleyen kazandırmanın saklı payı aşan kısmının iptal edilerek miras kütlesine iade edilmesidir.

Uygulamada tenkis davasına en sık konu olan işlemler şunlardır:

  1. Miras bırakanın sağlığında bir mirasçıya veya üçüncü kişiye yaptığı taşınmaz bağışları.
  2. Düşük bedelle yapılan, gerçekte bağış niteliği taşıyan satışlar (bu noktada muris muvazaası ile tenkis davası sıklıkla birlikte gündeme gelir; muvazaalı işlemlerde önce tapu iptali, gerçek bağış niteliğindeki işlemlerde ise tenkis yoluna gidilir).
  3. Vasiyetname ile yapılan, saklı payı aşan kazandırmalar.
  4. Miras sözleşmesiyle yapılan ölüme bağlı tasarruflar.

Tenkis Davasında Süre ve İspat

Tenkis davası açma hakkı, mirasçının saklı payının zedelendiğini ve kendisine yapılan tenkise tabi kazandırmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 571). İspat yükü, saklı payının ihlal edildiğini iddia eden mirasçıya aittir; mahkeme bu süreçte miras bırakanın terekesinin değerini, yapılan kazandırmaların niteliğini ve tarihini bilirkişi marifetiyle tespit eder.

Vasiyetnamenin İptali Şartları

Vasiyetname, miras bırakanın ölüme bağlı son iradesini açıkladığı, kanunda öngörülen şekil şartlarına tabi bir hukuki işlemdir. TMK m. 557 vd. hükümlerine göre vasiyetnamenin iptali, aşağıdaki sebeplerden birinin varlığı halinde dava yoluyla istenebilir:

  • Ehliyetsizlik: Vasiyetnameyi düzenlediği sırada miras bırakanın ayırt etme gücünden yoksun olması.
  • Şekil eksikliği: Resmi vasiyetnamede memur ve tanık huzurunda gerçekleştirilmesi gereken işlemlerin eksik yapılması; el yazılı vasiyetnamede tarih, imza veya bizzat yazma şartlarına uyulmaması.
  • İrade fesadı: Vasiyetnamenin miras bırakanın yanılması, aldatılması, korkutulması veya zorlanması sonucu düzenlenmiş olması.
  • Hukuka veya ahlaka aykırılık: Vasiyetnamenin içeriğinin veya bağlandığı koşulun hukuka, ahlaka aykırı olması.

Vasiyetnamenin iptali davası, vasiyetnamenin iptalinde menfaati bulunan herkes (saklı pay sahibi olsun olmasın) tarafından açılabilir. Dava açma süresi, davacının iptal sebebini ve kendi hakkını öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her halde vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren on yıldır (TMK m. 559). Vasiyetnamenin iptali ile saklı payın tenkisi davaları zaman zaman birlikte açılabilir; vasiyetnamenin şekil veya ehliyet yönünden tamamen geçersiz olduğu iddiası iptal davasının, saklı payın belirli oranda aşıldığı iddiası ise tenkis davasının konusunu oluşturur. Bu davaları bir avukat aracılığıyla takip edecek mirasçıların, miras davalarına özgü yetkiler içeren bir vekaletname düzenletmesi gerekir; bu konudaki ayrıntılar vekaletname nasıl çıkartılır başlıklı yazımızda yer almaktadır.

Mirasın Reddi (Mirası Reddetme) Süreci

Miras, mirasçıların kabulüne bağlı olmaksızın miras bırakanın ölümüyle kendiliğinden mirasçılara geçer (TMK m. 599). Ancak tereke, miras bırakanın borçlarının mal varlığını aşması ihtimaline karşı, mirasçılara terekeyi reddetme hakkı tanınmıştır.

Gerçek Ret

Yasal ve atanmış mirasçılar, mirası kayıtsız şartsız reddedebilir (TMK m. 605 vd.). Ret süresi, mirasçının mirasçı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren üç aydır. Ret beyanı, sulh hukuk mahkemesine yazılı veya sözlü olarak yapılır ve mahkemece bir tutanakla tespit edilir. Süresi içinde ret beyanında bulunulmazsa miras kayıtsız şartsız kazanılmış sayılır.

Hükmen (Karine Olarak) Ret

Mirasın açıldığı tarihte miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, mirasın reddedilmiş olduğu kabul edilir (TMK m. 605/2). Bu durumda mirasçının ayrıca bir ret beyanında bulunmasına gerek kalmaz.

Mirasın Hükmen Reddi Davası ile Borçtan Sorumluluk

Mirasçılar, terekenin borca batık olduğunu sonradan öğrenirlerse ve süresi içinde reddetmemişlerse, belirli şartlarla mirasın hükmen reddi davası açarak sorumluluktan kurtulma imkânına sahiptir. Ayrıca mirasçılar, miras bırakanın borçlarından kişisel mal varlıklarıyla sorumlu olmamak için resmi tasfiye talep etme hakkına da sahiptir (TMK m. 619 vd.).

Tapu Kayıtlarıyla Bağlantılı Miras Uyuşmazlıkları

Saklı pay ihlali veya muvazaalı devirler genellikle tapu sicilindeki kayıtlarla doğrudan ilişkilidir. Miras bırakanın sağlığında yaptığı taşınmaz devirlerinin gerçek bağış niteliğinde olduğu tespit edildiğinde tenkis davası, devrin tamamen muvazaalı (görünüşte satış, gerçekte bağış) olduğu hallerde ise tapu iptal ve tescil davası gündeme gelir. Bu iki dava türü arasındaki farkın doğru tespiti, davanın hangi hukuki sebebe dayandırılacağını ve dolayısıyla sürecin başarısını doğrudan etkiler.

Sonuç

Saklı pay ihlali, vasiyetnamenin geçersizliği ve mirasın reddi süreçlerinin her biri, kısa hak düşürücü ve zamanaşımı süreleri içermesi nedeniyle zamanında ve doğru hukuki adımların atılmasını gerektirir. Özellikle terekede taşınmaz mal varlığının bulunduğu, miras bırakanın sağlığında yaptığı devirlerin tartışmalı olduğu durumlarda, sürecin bir miras hukuku avukatı eşliğinde yürütülmesi, hem hak kayıplarının önüne geçer hem de gereksiz yere uzayan davaların önlenmesini sağlar. Mirasçılar arasında dava açmadan önce uzlaşma sağlanması istenen hallerde, miras paylaşımı uyuşmazlıklarında da uygulama alanı bulan ihtiyari arabuluculuk sistemi ve süreci hakkındaki yazımız yol gösterici olabilir.  Miras hukuku alanında destek almak isteyen mirasçılar, somut olaylarına özgü değerlendirme için Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk ile iletişime geçebilir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Anlaşmalı Boşanma Davası Rehberi- Anlaşmalı Boşanma Protokolü, Mal Paylaşımı ve Nafaka:

Boşanma süreci, taraflar için yalnızca duygusal değil aynı zamanda hukuki açıdan da titizlikle yürütülmesi gereken bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu (TMK), boşanmayı anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki temel başlıkta düzenlemektedir. Bu makalede İstanbul’da, özellikle Şişli ve Beşiktaş bölgesinde sıkça karşılaşılan anlaşmalı boşanma protokolünün nasıl hazırlanması gerektiği, evlilik birliği içinde edinilen malların paylaşımı ve nafaka türleri ile hesaplama yöntemleri ele alınacaktır.

Anlaşmalı Boşanma Nedir, Hangi Şartlarda Mümkündür?

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için iki temel şart aranır: evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve eşlerin birlikte mahkemeye başvurması ya da bir eşin açtığı davayı diğer eşin kabul etmesi. Ayrıca tarafların boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat, mal paylaşımı) ile çocukların durumu (velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası) konusunda düzenleyecekleri protokolü hâkimin onaylaması gerekir. Hâkim, protokolü uygun bulmazsa taraflardan değişiklik isteyebilir; taraflar bu değişikliği kabul ederlerse boşanmaya karar verilir.

Tarafların anlaşamadığı, kusur tartışmasının öne çıktığı hallerde ise süreç çekişmeli boşanmaya döner ve kanunda sayılan özel boşanma sebepleri (zina, hayata kast, terk vb.) ile genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması ileri sürülür. Anlaşmalı boşanmanın asıl avantajı, tarafları bu kusur tartışmasından ve uzun yargılama sürecinden kurtarmasıdır.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nasıl Hazırlanır?

Protokol, boşanmanın iskeletini oluşturan ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkları önlemeyi amaçlayan bir belgedir. Sağlıklı bir protokolde aşağıdaki unsurların eksiksiz ve açık biçimde yer alması gerekir:

  • Taraf kimlik bilgileri ve evlilik bilgileri: Tarafların kimlik bilgileri, evlilik tarihi ve nüfus kayıt bilgileri.
  • Velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi: Müşterek çocuk varsa velayetin kime bırakılacağı, diğer ebeveyn ile kurulacak kişisel ilişkinin gün, saat ve tatil dönemleri itibarıyla net biçimde belirlenmesi.
  • İştirak nafakası: Velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım payı.
  • Yoksulluk ve tedbir nafakası: Boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek tarafa ödenecek nafaka miktarı ve ödeme şekli (aylık/peşin, artış oranı dahil).
  • Maddi ve manevi tazminat: Taraflardan birinin kusurlu davranışı nedeniyle uğranılan zararın karşılanmasına ilişkin talepler.
  • Mal paylaşımı: Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesine ilişkin anlaşma; taşınmaz, araç, banka hesabı, ortak kredi borçları gibi kalemlerin paylaşım esasları.
  • Ev eşyaları ve kişisel eşyalar: Genellikle ihmal edilen ama uyuşmazlığa açık bir konu olduğundan ayrıca düzenlenmesi tavsiye edilir.

Süreci avukat aracılığıyla yürütecek taraflar için ayrıca, boşanma ve nafaka davalarına özgü yetkiler içeren özel vekaletname düzenlenmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz; bu konudaki ayrıntılar vekaletname nasıl çıkartılır başlıklı yazımızda yer almaktadır.

Protokolün taraflarca imzalanması tek başına yeterli değildir; duruşmada hâkim huzurunda her iki tarafın da protokolü serbest iradeleriyle kabul ettiklerini beyan etmeleri gerekir. Bu nedenle protokolün, ileride “irade fesadı” (hata, hile, baskı) iddialarına mahal vermeyecek şekilde, açık ve dengeli bir dille kaleme alınması büyük önem taşır. Şişli ve Beşiktaş’taki aile mahkemelerinde görülen anlaşmalı boşanma davalarında, protokolün eksiksiz hazırlanmış olması, davanın tek celsede sonuçlanmasını sağlayan en önemli unsurdur.

Evlilik Birliğinde Edinilen Malların Paylaşımı

2002 yılından sonra evlenen çiftler için kanuni mal rejimi, aksi sözleşmeyle kararlaştırılmadığı sürece edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m. 202 vd.). Bu rejimde her eşin kendi malları üzerinde tasarruf yetkisi devam eder; ancak evlilik süresince edinilen mal varlığındaki artış, boşanma anında tasfiyeye tabi tutulur.

Kişisel Mallar ile Edinilmiş Mallar Arasındaki Fark

  • Kişisel mallar (TMK m. 220): Evlenmeden önce sahip olunan mallar, miras veya bağış yoluyla edinilen mallar, manevi tazminat alacakları gibi kalemler kişisel mal sayılır ve paylaşıma dahil edilmez.
  • Edinilmiş mallar (TMK m. 219): Çalışma karşılığı elde edilen kazançlar, sigorta tazminatları, rant gelirleri, kişisel malların gelirleri ve evlilik süresince yapılan birikimlerle edinilen taşınır-taşınmazlar bu kapsamdadır.

Mal Paylaşımı Hangi Esasa Göre Yapılır?

Tasfiye sürecinde önce her eşin kişisel malları ile edinilmiş malları ayrıştırılır. Edinilmiş mallardaki net artık değer (varlıklardan borçlar düşüldükten sonra kalan tutar) hesaplanır ve bu artık değerin yarısı üzerinde diğer eşin katılma alacağı doğar. Örneğin evlilik süresince alınan bir taşınmazın tapu kaydı yalnızca bir eş üzerine olsa dahi, bu taşınmaz edinilmiş mal niteliğindeyse diğer eş, taşınmazın değer artışından pay talep edebilir.

Anlaşmalı boşanmalarda taraflar, mal paylaşımını protokol içinde serbestçe düzenleyebilir; ancak çekişmeli süreçlere dönüşen mal rejimi tasfiyesi davalarında genellikle bilirkişi incelemesi yoluyla taşınmazın edinim tarihi, kaynağı ve değer artışı tespit edilir. Bu nedenle, özellikle taşınmaz mal varlığı yüksek olan çiftlerde protokol hazırlanmadan önce mal rejimi tasfiyesi hesaplamasının bir aile hukuku avukatı eşliğinde yapılması, ileride açılacak ayrı bir mal paylaşımı davasının önüne geçer. Mal rejimi tasfiyesi sürecinde tapuda yapılan devirlerin gerçek niteliğinin tartışmalı olduğu durumlarda, konuyla bağlantılı olarak tapu iptal ve tescil davaları hakkındaki yazımız da yol gösterici olacaktır.

Nafaka Türleri ve Hesaplama Yöntemleri

Türk hukukunda boşanma sürecinde gündeme gelen nafaka türleri birbirinden farklı amaçlara hizmet eder:

Tedbir nafakası: Dava süresince, eşlerin ve varsa çocukların geçimini sağlamak amacıyla hükmedilir. Dava açılmasıyla birlikte talep edilebilir ve boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder.

Yoksulluk nafakası: Boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha az kusurlu ya da kusursuz olan eş lehine hükmedilir (TMK m. 175). Süresiz olarak bağlanabilir; ancak nafaka alacaklısının evlenmesi, taraflardan birinin ölümü veya alacaklının yoksulluğunun ortadan kalkması halinde sona erer.

İştirak nafakası: Velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin, çocuğun eğitim, sağlık ve bakım giderlerine katkı payı olarak ödediği nafakadır (TMK m. 182, m. 327 vd.) ve çocuğun ergin olmasına kadar devam eder, eğitim hayatı sürüyorsa uzatılabilir.

Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Kanunda sabit bir nafaka tarifesi bulunmamaktadır; hâkim, tarafların sosyal ve ekonomik durumunu, geçim koşullarını ve hakkaniyeti gözeterek takdir yetkisini kullanır. Uygulamada dikkate alınan başlıca kriterler şunlardır:

  1. Nafaka yükümlüsünün gelir düzeyi ve mal varlığı.
  2. Nafaka alacaklısının kendi geçimini sağlayıp sağlayamadığı.
  3. Çocuğun yaşı, eğitim durumu ve özel ihtiyaçları.
  4. Tarafların evlilik süresince sahip olduğu yaşam standardı.

Anlaşmalı boşanmalarda nafaka miktarı protokolde taraflarca serbestçe belirlenebilir; ancak hâkim, özellikle çocuk lehine belirlenen iştirak nafakasının yetersiz olduğu kanaatine varırsa miktarın artırılmasını isteyebilir. Nafakaya her yıl TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranında artış uygulanması, enflasyonist ortamda nafaka alacaklısının mağduriyetini önlemek açısından protokollerde sıkça tercih edilen bir yöntemdir. Ödenen nafakanın sonradan geri istenip istenemeyeceği gibi süreç sonrası uyuşmazlıklar için nafaka iadesi başlıklı Yargıtay kararı incelememize de göz atabilirsiniz.

Sonuç

Anlaşmalı boşanma, taraflar arasında uzlaşı sağlandığında en hızlı ve en az yıpratıcı çözüm yolu olsa da, protokolün eksik veya dengesiz hazırlanması; ileride mal paylaşımı, nafaka artırımı veya tazminat talepli yeni davaların açılmasına yol açabilmektedir. Mal paylaşımı gibi konularda dava açmadan önce uzlaşmaya çalışmak isteyen taraflar için ihtiyari arabuluculuk sistemi ve süreci hakkındaki yazımızı incelemenizi de öneririz. Bu nedenle gerek protokol hazırlığı gerekse mal rejimi tasfiyesi ve nafaka hesaplaması aşamalarında, deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması, sürecin sağlıklı ve haklarınızı koruyacak şekilde sonuçlanmasını sağlar.

Bu makale genel bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Boşanma, mal paylaşımı veya nafaka süreciniz hakkında detaylı bilgi almak için Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk ile iletişime geçebilirsiniz.

Kat Mülkiyeti Kanunu ve Site Yönetimi Rehberi

Kat Mülkiyeti Kanunu ve Site Yönetimi Rehberi: Bilmeniz Gereken Her Şey

Apartman veya site içinde yaşayan herkesin günlük hayatını doğrudan etkileyen, ancak çoğu zaman yeterince bilinmeyen bir hukuk dalı vardır: kat mülkiyeti kanunu. Aidat ödemeleri, ortak alanların kullanımı, yönetici seçimi, tadilat izinleri gibi pek çok konuda yaşanan anlaşmazlıkların temelinde, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) hükümlerinin bilinmemesi yatar. Bu rehberde, kat mülkiyeti kavramının ne olduğunu, site yönetimi ve apartman yönetiminin nasıl işlediğini, kat maliklerinin hak ve yükümlülüklerini güncel mevzuat çerçevesinde ele alıyoruz.

Kat Mülkiyeti Nedir?

Kat mülkiyeti, tamamlanmış bir yapının bağımsız bölümleri (daire, dükkân, ofis vb.) üzerinde, o bölümün maliki adına kurulan özel bir mülkiyet türüdür. Bir siteyi veya apartmanı satın aldığınızda aslında iki tür hakka birden sahip olursunuz:

  • Bağımsız bölüm üzerindeki mülkiyet hakkı: Dairenizin, dükkânınızın veya ofisinizin tek başınıza tasarruf edebildiğiniz kısmı.
  • Ortak alanlar üzerindeki müşterek mülkiyet payı: Merdivenler, asansörler, çatı, bahçe, otopark, sığınak gibi tüm kat maliklerinin birlikte kullandığı ve arsa payı oranında ortak malik sayıldığı alanlar.

Bu ikili yapı, kat mülkiyetini sıradan bir mülkiyet ilişkisinden ayırır; çünkü bağımsız bölümünüzde yapacağınız bir işlem bile, ortak alanları veya komşularınızı etkileyebileceği için kanunla sınırlandırılmıştır.

Kat İrtifakı ve Kat Mülkiyeti Nasıl Kurulur?

Kat mülkiyetinin kurulabilmesi için öncelikle arsa üzerinde kat irtifakı tesis edilmesi, yapının tamamlanmasının ardından ise tapu müdürlüğüne yapılacak başvuru ile kat mülkiyetine geçilmesi gerekir. Bu süreçte mimari projeye uygunluk, yapı kullanma izin belgesi (iskân) ve yönetim planının tapuya tescili önem taşır (KMK m. 12). Kat irtifakı, henüz inşaatı tamamlanmamış yapılarda kat mülkiyetinin bir ön aşaması olup, yapı bittikten sonra kat mülkiyetine dönüştürülmesi gerekir (KMK m. 3).

Yönetim Planı Nedir ve Neden Önemlidir?

Yönetim planı, sitenin veya apartmanın “anayasası” niteliğindedir; tüm kat maliklerini ve onların külli/cüzi haleflerini bağlar. Pek çok site sakini, taşındığı binanın yönetim planını hiç okumamıştır. Oysa yönetim planı; aidat tutarlarının belirlenme yöntemini, ortak alanların kullanım kurallarını, yöneticinin yetki ve sorumluluklarını, hatta bazı durumlarda evcil hayvan veya iş yeri kullanımı gibi konuları dahi düzenleyebilir. Yönetim planında değişiklik yapılması, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından beşte dördünün oyunu gerektirir (KMK m. 28); bu nedenle kolay değiştirilebilir bir belge değildir.

Kat Malikleri Kurulu Nasıl Toplanır, Kararlar Nasıl Alınır?

Sitenin veya apartmanın en üst karar organı, kat malikleri kuruludur. KMK uyarınca:

Kat malikleri kurulu, yönetim planında başka bir tarih belirtilmemişse her yıl ocak ayı içinde olağan olarak toplanır (KMK m. 29). Olağanüstü toplantılar ise yöneticinin gerekli görmesi veya kat maliklerinin en az üçte birinin yazılı talebi üzerine yapılabilir.

Toplantı yeter sayısı, kural olarak kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasıdır (KMK m. 30). İlk toplantıda bu çoğunluk sağlanamazsa, bir hafta sonra yapılacak ikinci toplantıda çoğunluk aranmaksızın hazır bulunanlarla karar alınabilir; ancak bu ikinci toplantıya katılanların sayısı, kat maliklerinin üçte birinden az olamaz.

Toplantılarda alınan kat malikleri kurulu kararları, toplantıya katılmayan veya muhalif kalan kat maliklerini de bağlar; ancak haklarını ihlal eden kararlara karşı, kararın öğrenilmesinden itibaren bir ay, her hâlde karar tarihinden itibaren altı ay içinde sulh hukuk mahkemesinde iptal davası açılabilir (KMK m. 33).

Site Yöneticisi Kimdir, Görevleri Nelerdir?

Kat sayısı en az sekiz olan binalarda yönetici atanması zorunludur (KMK m. 34). Yönetici, kat malikleri kurulu tarafından her yıl, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğuyla seçilir; kat maliklerinden biri olabileceği gibi, dışarıdan profesyonel bir site yönetim şirketi de görevlendirilebilir.

Yöneticinin başlıca görevleri arasında şunlar yer alır:

  • Ortak alanların bakım, onarım ve temizliğini sağlamak
  • Kat malikleri kurulunun aldığı kararları uygulamak
  • Aidat ve diğer ortak giderleri toplamak, gerektiğinde icra takibi başlatmak
  • Yangın, su baskını gibi acil durumlarda gerekli önlemleri almak
  • Yıl sonunda işletme projesini ve gelir-gider hesabını kat malikleri kuruluna sunmak

Yöneticinin bu görevleri ihmal etmesi veya kötüye kullanması hâlinde, kat malikleri kurulu tarafından görevden alınması mümkündür; ayrıca yönetici, görevi nedeniyle verdiği zararlardan hukuken sorumludur (KMK m. 38-40).

Aidat Nedir? Ortak Giderler Nasıl Paylaşılır?

Site veya apartman yönetiminde en sık karşılaşılan uyuşmazlık konularından biri aidat ödemeleridir. KMK’ya göre kat malikleri, ortak yer ve tesislerin bakım, koruma ve yönetim giderlerine, kural olarak arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür (KMK m. 20); ancak yönetim planında farklı bir paylaşım esası (örneğin eşit paylaşım) kararlaştırılmışsa bu esas geçerli olur.

Aidatını ödemeyen kat malikine ne olur? Aidatını süresinde ödemeyen kat malikine, gecikme süresine göre aylık yüzde 5 oranında gecikme tazminatı uygulanabilir (KMK m. 20). Yönetici, ödenmeyen aidatlar için kat malikine karşı doğrudan icra takibi başlatabilir; bu konuda ayrıca dava açmasına gerek yoktur (2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 68). Aidat borcu, taşınmazın yeni malikine de geçer; bir bağımsız bölümü satın alan kişi, önceki malikten kalan aidat borçlarından da -kanunda öngörülen sınırlar dahilinde- sorumlu tutulabilir. Bu nedenle gayrimenkul alım satımlarında aidat borcu sorgusu yapılması büyük önem taşır.

Ortak Alanların Kullanımı ve Tadilat Kuralları

Bahçe, otopark, sosyal tesis gibi ortak alanların kullanımı, yönetim planında veya kat malikleri kurulu kararlarında belirlenen kurallara tabidir (KMK m. 19). Hiçbir kat maliki, ortak alanı kendi tekeline alamaz, burada izinsiz tadilat yapamaz veya başkalarının kullanımını engelleyecek şekilde davranamaz. Aynı şekilde, bağımsız bölümde yapılacak ve binanın taşıyıcı sistemini, statiğini veya dış cephesini etkileyecek tadilatlar için diğer kat maliklerinin oybirliği ile rızası aranır (KMK m. 19).

Gürültü, koku, kötü kullanım gibi komşuluk hukukuna aykırı davranışlar da KMK kapsamında düzenlenmiştir (KMK m. 18); bu tür ihlallerde yönetici veya diğer kat malikleri, mahkemeden men kararı talep edebilir.

Kat Mülkiyeti Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür?

Kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesidir (KMK m. 33). Aidat alacakları için icra takibi yoluna gidilebileceği gibi, yönetim planı veya kurul kararlarının iptali, ortak gider paylaşımına itiraz, ortak alan kullanımına ilişkin uyuşmazlıklar gibi konularda doğrudan dava açılması da mümkündür. Tarafların anlaşmazlığı mahkemeye taşımadan önce arabuluculuk veya uzlaşma yoluna başvurması, hem süre hem de maliyet açısından avantaj sağlayabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Kaç daireli binalarda yönetici atanması zorunludur?

Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca, bağımsız bölüm sayısı en az sekiz olan binalarda yönetici atanması zorunludur (KMK m. 34). Daha az sayıda bağımsız bölümü olan binalarda yönetici ataması ihtiyaridir.

Yönetim planı tek taraflı olarak değiştirilebilir mi?

Hayır. Yönetim planında değişiklik yapılabilmesi için kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından beşte dördünün (4/5) oyu gerekir (KMK m. 28); tek bir kat malikinin veya yöneticinin yönetim planını değiştirme yetkisi yoktur.

Aidatını ödemeyen kat malikine hangi yaptırımlar uygulanabilir?

Aidat borcunu süresinde ödemeyen kat malikine aylık yüzde 5 gecikme tazminatı uygulanabilir (KMK m. 20), ayrıca yönetici doğrudan icra takibi başlatabilir. Borç, bağımsız bölümün yeni malikine de belirli sınırlar dahilinde geçebilir.

Kat malikleri kurulu kararına nasıl itiraz edilir?

Kat malikleri kurulu kararına karşı, kararı öğrenen kat maliki, öğrenme tarihinden itibaren bir ay ve her hâlde karar tarihinden itibaren altı ay içinde, taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinde iptal davası açabilir (KMK m. 33).

Sonuç

Kat mülkiyeti kanunu, sadece hukukçuların değil, bir apartmanda veya sitede yaşayan herkesin temel düzeyde bilmesi gereken bir alandır. Yönetim planını okumak, kat malikleri kurulu toplantılarına katılmak ve aidat yükümlülüklerini zamanında yerine getirmek, hem bireysel hakların korunması hem de ortak yaşam alanlarının sağlıklı işlemesi açısından kritik önem taşır. Karmaşık veya yüksek meblağlı uyuşmazlıklarda ise bir avukattan hukuki destek almak, hak kaybının önüne geçecektir.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

Yeni İnfaz Yasası Hakkında Değerlendirme - İstanbul Ceza Avukatı

Yeni İnfaz Yasası-Af Yasası

Son zamanlarda cezaevlerindeki doluluk oranı, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılması ile birlikte tehlikeli bir hal alınca uzun süredir konuşulan infaz indirimine (infaz yasası) ilişkin düzenlemeler yapılarak yeni hükümler yürürlüğe girdi.

Daha fazla oku “Yeni İnfaz Yasası-Af Yasası”

Uyuşturucu Madde İmal ve Ticaret Suçu

Uyuşturucu maddelere ilişkin suçlar; 5237 sayılı TCK’nın İkinci Kitap, Topluma Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Kısım, Kamu Sağlığına Karşı Suçlar başlıklı Üçüncü Bölümünde 188-192. Maddeleri arasında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal ve ihraç suçları ise Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddede düzenlenmiştir.

Daha fazla oku “Uyuşturucu Madde İmal ve Ticaret Suçu”

Boşanma Avukatı, İstanbul Boşanma Avukatı, Şişli Avukat, Beşiktaş Avukat, Beşiktaş Hukuk Bürosu

Boşanma Avukatı

Boşanma davalarının hızlı ve sorunsuz bir biçimde son bulması, boşanmanın ardından bir takım yasal problemler ile karşı karşıya kalmamak adına boşanma ve aile hukuku konusunda profesyonel bir boşanma avukatı ile çalışmanın yararı ve önemi kabul edilen bir gerçektir.

Daha fazla oku “Boşanma Avukatı”

Spor Hukukunda Tahkim

Spor Hukukunda Tahkim: Zorunlu Tahkim, TFF Tahkim Kurulu ve CAS

Sporun ekonomik ve toplumsal önemi arttıkça, kulüpler, sporcular, teknik adamlar ve federasyonlar arasındaki uyuşmazlıkların hızlı, uzman ve uluslararası kurallarla uyumlu biçimde çözülmesi ihtiyacı da büyümektedir. Bu ihtiyaç, spor uyuşmazlıklarının çözümünde tahkim kurumunu merkeze taşımıştır. Bu yazıda spor hukukunda tahkim kavramını, Anayasa’dan kaynaklanan zorunlu tahkim esasını, futbolda TFF Tahkim Kurulu ile Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) yapısını, uluslararası düzeyde CAS (Spor Tahkim Mahkemesi) mekanizmasını ve konuya ilişkin güncel Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını ele alıyoruz. Konunun genel çerçevesi için spor hukuku ve alternatif uyuşmazlık çözüm yolları sayfalarımız da yol gösterici olabilir.

Spor Hukukunda Tahkim Nedir?

Tahkim, bir uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine, tarafların veya kanunun belirlediği bir hakem ya da hakem kurulu tarafından karara bağlanmasıdır. Spor alanında tahkim; yargılamanın hızlı olması, karar vericilerin spor mevzuatına hâkim uzmanlardan oluşması ve ulusal kararların uluslararası spor düzeniyle uyumlu kalması gibi ihtiyaçlardan doğar. Spor hukukunda tahkim ikiye ayrılır: tarafların iradesine dayanan ihtiyari tahkim ile kanun gereği başvurulması zorunlu olan zorunlu tahkim.

Anayasal Temel: Anayasa m. 59 ve Zorunlu Tahkim

Türk spor hukukunda tahkimin en belirgin özelliği, önemli bir bölümünün zorunlu olmasıdır. 2011 yılında 6214 sayılı Kanun’la Anayasa’nın 59. maddesine eklenen fıkra uyarınca; spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı yalnızca zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Bu kararlar kesin olup, kural olarak başka hiçbir yargı merciine götürülemez. Düzenlemenin temel amacı, uluslararası federasyon kurallarının iç hukuktaki normlar hiyerarşisine takılmadan uygulanabilmesini sağlamaktır. Anayasa metnine Resmî mevzuat kaynağından↗ ulaşılabilir.

Önemli sınır: Zorunlu tahkim yalnızca “yönetim ve disiplin” kararlarını kapsar. Bu kapsamın dışında kalan, örneğin salt sözleşmeden doğan alacak uyuşmazlıklarının genel hükümlere göre adli yargıda görülmesi gerektiği yönünde güçlü görüşler ve içtihatlar bulunmaktadır.

TFF Tahkim Kurulu

Futbol özelinde tahkim, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile düzenlenir. TFF Tahkim Kurulu; TFF’nin futbol faaliyetlerinin yönetimi ve disiplinine ilişkin talimatları ile ilk derece hukuk kurullarının bu alandaki kararları bakımından denetim ve itiraz mercii olarak görev yapar. Kurulun kararları kesindir ve bunlara karşı yargı yoluna gidilemez. Federasyonun güncel kurul yapısı ve talimatları için TFF resmî sitesi↗ incelenebilir.

Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK)

Futbolda kulüpler, futbolcular, teknik adamlar ve menajerler arasındaki sözleşmeden ve alacaktan doğan uyuşmazlıklar, TFF bünyesindeki Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) önünde çözülebilir. UÇK’ye başvuru kural olarak tarafların iradesine bağlıdır; UÇK kararlarına karşı ise itiraz mercii yine TFF Tahkim Kurulu’dur. Sporcu ve teknik adam sözleşmelerinin kurulması ile bu sözleşmelerden doğan ihtilaflarda, sözleşme hukuku ve çalışma ilişkisi boyutuyla iş ve işçi hukuku ilkeleri birlikte değerlendirilir.

Futbol Dışı Spor Dalları: GSB Tahkim Kurulu

Futbol dışındaki spor dallarında, federasyonların yönetim ve disipline ilişkin kararlarına karşı zorunlu tahkim yolu, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Tahkim Kurulu (GSB Tahkim Kurulu)önünde işletilir. Bu alandaki kurumsal çerçeve, 2022’de yürürlüğe giren 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu ile önemli ölçüde yeniden şekillenmiştir. Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde spor kulüpleri bakımından dernek mevzuatı, spor anonim şirketleri bakımından ise ticaret hukuku hükümleri tamamlayıcı olarak uygulanır.

Uluslararası Tahkim: CAS (Spor Tahkim Mahkemesi)

Uluslararası boyut taşıyan uyuşmazlıklarda başvurulan temel merci, merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan CAS (Court of Arbitration for Sport / Spor Tahkim Mahkemesi)‘tir. CAS; uluslararası transfer uyuşmazlıkları, FIFA ve UEFA organlarının kararlarına karşı itirazlar, doping(WADA Kodu kapsamındaki) ihtilafları ve olimpik uyuşmazlıklar gibi konularda görev yapar. CAS kararları yalnızca sınırlı gerekçelerle İsviçre Federal Mahkemesi denetimine tabidir. Yabancı unsurlu bu uyuşmazlıklarda milletlerarası özel hukuk kuralları da devreye girer. Kurumun işleyişi için CAS resmî sitesine↗ bakılabilir.

Zorunlu Tahkim ve Adil Yargılanma Tartışması

Kararların kesin olması ve yargı denetimine kapalı tutulması, spor tahkiminin en tartışmalı yönüdür. Özellikle kurul üyelerinin federasyon yönetim kurulları tarafından seçilmesi, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı bakımından eleştirilmiştir. Bu tartışma, aşağıdaki güncel kararlarla somut hâle gelmiştir.

Konuya İlişkin Güncel Kararlar (AYM ve AİHM)

  • AİHM, Ali Rıza/Türkiye (2020) ve Sedat Doğan/Türkiye (18.05.2021): Mahkeme, TFF Tahkim Kurulu’nun yapısal olarak bağımsız ve tarafsız olmadığını tespit ederek AİHS m. 6 kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
  • AYM, 17.06.2025 tarihli E.2022/85, K.2025/131 sayılı kararı (RG: 02.04.2026): Mahkeme, 5894 sayılı Kanun’da Tahkim Kurulu üyelerinin TFF Yönetim Kurulu tarafından seçilmesini öngören düzenlemenin bir bölümünü iptal etmiş; iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay sonraya bırakmıştır. Kararda AYM, Tahkim Kurulu’nu Anayasa m. 59 çerçevesinde işleyen, zorunlu tahkim niteliği taşıyan ve yargı işlevi gören, kanunla kurulmuş bir mahkeme olarak nitelendirmiştir.
  • AYM, 06.01.2011 tarihli E.2010/61, K.2011/7 sayılı kararı: Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargı yolunu tümüyle kapatan düzenlemenin bir bölümünü iptal etmiş; bu karar, ardından Anayasa m. 59’da yapılan değişikliğe zemin hazırlamıştır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Spor uyuşmazlığımda doğrudan mahkemeye gidebilir miyim?Federasyonun yönetim ve disipline ilişkin kararları için kural olarak hayır; önce zorunlu tahkim yolu işletilir. Ancak salt sözleşmeden doğan bazı alacak uyuşmazlıkları bu kapsam dışında değerlendirilebilir.

TFF Tahkim Kurulu kararı kesin midir? Evet, kararlar kesindir ve bunlara karşı olağan yargı yoluna başvurulamaz.

UÇK’ye başvuru zorunlu mu? UÇK’ye başvuru kural olarak tarafların iradesine bağlıdır; UÇK kararlarına karşı itiraz mercii TFF Tahkim Kurulu’dur.

CAS’a hangi hâllerde gidilir? Uluslararası transfer, FIFA/UEFA kararlarına itiraz, doping ve olimpik uyuşmazlıklar gibi yabancı unsurlu konularda CAS yetkilidir.

Kesin tahkim kararına karşı yapılabilecek bir şey var mı? Karar olağan yargıya kapalı olsa da, temel hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve iç hukuk yolları tükendikten sonra AİHM’e başvuru yolu açık kalabilir.

Sonuç

Spor hukukunda tahkim; hız ve uzmanlık avantajı sağlarken, kararların kesinliği ve kurulların bağımsızlığı yönünden ciddi hukuki tartışmaları da beraberinde getirir. Güncel AYM ve AİHM kararları, bu alanda yapısal bir dönüşümün kapısını aralamaktadır. Federasyon kararlarına itiraz, UÇK ve tahkim başvuruları ile CAS süreçlerinde süre ve usul kuralları belirleyici olduğundan, hak kaybı yaşamamak için alanında deneyimli bir spor hukuku avukatından ve dava ve uyuşmazlık çözümü desteği alınması önerilir. Dosyanıza özel değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir. Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.

ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİNDE

İŞ AKDİ FESHİ VE İŞ DAVALARI

Hukuki Rehber ve Yargıtay Kararları

1. Giriş: Özel Güvenlik Sektörünün Hukuki Çerçevesi

Özel güvenlik hizmetleri Türkiye’de 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve 2004 tarihli Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde yürütülmektedir. Yüz binlerce kişinin istihdam edildiği bu sektörde iş akdi uyuşmazlıkları; hizmet alımı ihaleleri, kamu-özel ortaklığı ve sektöre özgü lisans rejimiyle birleşince özgün bir hukuki alan ortaya çıkmaktadır.

Özel güvenlik görevlileri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi sayılmakla birlikte sektörün kendine has özellikleri bulunmaktadır: silah taşıma ve kullanma yetkisi lisansla sınırlıdır; görev yapılabilecek alanlar mevzuatla belirlenmiştir; saat başı çalışma süreleri ve silah eğitimleri zorunludur. Bu unsurlar, iş akdi feshinde ve tazminat hesaplarında ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir.

Temel Mevzuat

• 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun (10.06.2004)

• 4857 sayılı İş Kanunu

• Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (7312 sayılı)

• 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

• Kamu İhale Mevzuatı (4734 sayılı KİK ve hizmet alımı şartnameleri)

2. Özel Güvenlik Görevlilerinin Temel Çalışma Koşulları

Özel güvenlik görevlilerinin çalışma ilişkisinde bazı kendine özgü unsurlar 5188 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, bunlar iş sözleşmesiyle de somutlaştırılmaktadır.

2.1. Kimlik Kartı ve Lisans Zorunluluğu

5188 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca her özel güvenlik görevlisinin İçişleri Bakanlığı’nca onaylı kimlik kartı taşıması zorunludur. Kimlik kartının iptali veya yenilenmemesi iş akdini doğrudan etkileyen ve feshe zemin hazırlayan önemli bir hukuki sonuç doğurmaktadır.

2.2. Sağlık ve Güvenlik Eğitimi

Görevlilerin belirli aralıklarla yenileme eğitimlerine katılması gerekmektedir. Eğitime katılımın sağlanması esas olarak işveren yükümlülüğündedir. İşverenin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, görevlinin iş akdini haklı nedenle feshetmesine dayanak oluşturabilir.

2.3. Çalışma Süreleri ve Fazla Çalışma

Sektörde 12 saatlik vardiya sistemleri yaygındır. 4857 sayılı Kanun’un 63. maddesi uyarınca haftalık çalışma 45 saati aşamaz; aşan kısım fazla çalışma ücretine tabi tutulur. Uygulamada özel güvenlik görevlilerinin aylarca biriken fazla çalışma ücretleri, işten ayrılma sonrası iş davalarının en büyük kalemini oluşturmaktadır.

3. İş Akdinin Sona Erme Halleri

3.1. Deneme Süresi İçinde Fesih

4857 sayılı İş Kanunu’nun 15. maddesi deneme süresini en çok 2 ay olarak belirlemiştir. Bu süre içinde taraflar iş sözleşmesini ihbar önellerine uymak zorunda kalmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. Özel güvenlik şirketleri ihale süreçlerindeki belirsizlik gerekçesiyle deneme süresi koşulunu kötüye kullanmamalıdır; aksi hâlde Yargıtay tarafından hakkın suistimali olarak nitelendirilmektedir.

3.2. İhbar Önellerine Uyularak Fesih (Olağan Fesih)

4857 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca bildirimli fesihte aşağıdaki öneller uygulanmaktadır:

  • 6 aydan az çalışmış ise: 2 hafta
  • 6 ay – 1,5 yıl arasında çalışmış ise: 4 hafta
  • 1,5 yıl – 3 yıl arasında çalışmış ise: 6 hafta
  • 3 yıldan fazla çalışmış ise: 8 hafta

İşveren ihbar önelini kullandırmak yerine peşin ödeme yapabilir. İhbar tazminatı hesabında giydirilmiş brüt ücret esas alınır; prim, yemek, yol ve fazla çalışma ücretleri de dahil edilir. Özel güvenlik görevlilerinin yüksek fazla çalışma yapması nedeniyle ihbar tazminatı tutarları ortalamanın üzerinde çıkabilmektedir.

3.3. İşveren Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 25)

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesi işverene aşağıdaki hâllerde derhal ve tazminatsız fesih hakkı tanımaktadır:

Sağlık Sebepleri (m. 25/I)

  • Görevlinin hastalık veya kazasının ardından İş K. m. 17’deki bildirim sürelerini 6 hafta aşması
  • Hastalığın tedavi edilemez nitelikte olması ve görevle bağdaşmaması

Özel güvenlik görevlileri çalışma koşulları gereği meslek hastalığı ve iş kazasına açık bir profil sergilemektedir. Bu hükmün uygulanmasında işverenin, feshe geçmeden önce işçiyi başka bir göreve nakletme imkânını araştırması beklenmektedir.

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 25/II)

  • Görevin kötüye kullanılması, hırsızlık, işveren veya müşteriyi yanıltma
  • Görevlinin, 7 günlük süre içinde bildirimde bulunmaksızın işyerine gelmemesi
  • İşverenin, ailesinin veya diğer işçilerin şeref ve namusuna dokunacak söz ve eylemler
  • İşçinin, işverenin meslek sırlarını ifşa etmesi
  • İşçinin, izin almaksızın ya da haklı bir nedene dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü işe gelmemesi

Özel güvenlik görevlileri açısından en sık karşılaşılan m. 25/II halleri; devamsızlık, koruma altındaki kişi veya değerlere zarar verme ve silahın yetkisiz kullanımıdır. Yargıtay, haklı fesih gerekçesini oluşturan olayın 6 işgünü içinde işverene bildirilmesi ve fesih hakkının 1 yıl içinde kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/13447 E.  –  Karar: 2023/3289 K.

Özel güvenlik görevlisinin görev yeri değişikliğine rağmen alt işverenin defalarca yazılı uyarısına karşın işe gelmemesi devamsızlık hükmü kapsamında değerlendirilmiş; işverenin haklı fesih hakkını doğru kullandığı sonucuna varılmıştır. Mahkeme, görev belgelerinin ve puantaj kayıtlarının tartışmasız delil olduğunu teyit etmiştir.

Zorlayıcı Sebepler (m. 25/III)

Görevlinin bir haftadan fazla süre çalışmasını engelleyen zorlayıcı nedenlerin varlığı hâlinde işveren, birinci haftayı bekledikten sonra derhal feshedebilir. Ancak bu hâlde de kıdem tazminatı ödenmesi gerekir.

Tutukluluk veya Mahkûmiyet (m. 25/IV)

Özel güvenlik görevlisinin tutuklanması, kaçınılmaz devamsızlığa yol açsa da fesih gerekçesi olabilir. Ancak Yargıtay, masumiyet karinesini gözeterek beraat kararı kesinleşene kadar işverenin bekleme yükümlülüğü bulunup bulunmadığını her olayın koşullarına göre ayrıca incelemektedir.

3.4. İşçi Tarafından Haklı Nedenle Fesih (İş K. m. 24)

İşçi aşağıdaki hâllerde iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız feshedebilir; kıdem tazminatını talep edebilir:

Sağlık Sebepleri (m. 24/I)

  • İşin yapılmasının işçi sağlığını bozucu veya tehlikeli nitelik taşıması
  • İşveren veya aile üyelerinden birinin bulaşıcı hastalığa yakalanması

Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymama (m. 24/II)

  • Ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi
  • İşverenin işçiye sataşması, cinsel taciz veya diğer işçilerin tacizine göz yumması
  • İşverenin işçiyi yetersiz ücretle başka bir yere naklettirmesi
  • Ücret ve sosyal yardımların (yol, yemek, giyim vb.) kararlaştırılan zamanda ödenmemesi

Özel güvenlik görevlilerinin yoğunlukla karşılaştığı haklı fesih nedenleri arasında ücret gecikmesi ve fazla çalışma ücretinin ödenmemesi başı çekmektedir. Yargıtay, art arda 2-3 ay ücretin ödenmemesini haklı fesih için yeterli görmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2019/5847 E.  –  Karar: 2020/1132 K.

Özel güvenlik şirketine karşı açılan davada işçinin birkaç aydır ücret almadığı tanık beyanları ve banka kayıtlarıyla ispatlanmıştır. Mahkeme, 4857 sayılı Kanun’un 24/II-e maddesi uyarınca işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğine ve kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetmiş; Yargıtay bu kararı onamıştır.

3.5. İşveren Tarafından Geçerli Nedenle Fesih (İş K. m. 18)

30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az 6 ay kıdemi olan işçilerin iş sözleşmesi ancak ‘geçerli neden’ ile feshedilebilir. Büyük ölçekli özel güvenlik şirketlerinde işe iade talepleri bu hüküm kapsamında değerlendirilmektedir.

Geçerli neden sayılabilecek hâller:

  • İşçinin yetersiz performansı veya verimsizliği (uyarı sürecine uyulmuş olmak koşuluyla)
  • İşyerinden kaynaklanan ekonomik zorluklar, işin yeniden yapılandırılması
  • İhale kaybı nedeniyle hizmet alımı kapsamının daralması
  • Sektörel dönüşüm sonucu bazı pozisyonların ortadan kalkması

Geçerli nedenin iki temel koşulu; feshin son çare olması (ultima ratio ilkesi) ve fesihten önce işçiye savunma hakkı tanınmasıdır (m. 19). Yargıtay, savunma alma usulünü ciddiye almakta; savunma alınmamasını ya da şekli savunma alınmasını geçersiz feshe götüren önemli bir unsur olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/8234 E.  –  Karar: 2022/4857 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale kaybı gerekçesiyle toplu fesih yaptığı davada Yargıtay, ihalenin kaybedilmesinin tek başına geçerli neden oluşturamayacağını; şirketin diğer işyerlerinde boş pozisyon olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. Boş pozisyon imkânı araştırılmaksızın yapılan fesih geçersiz sayılmıştır.

4. Haksız/Geçersiz Fesih ve Sonuçları

İşveren tarafından haklı veya geçerli neden gösterilmeksizin yapılan ya da usule aykırı gerçekleştirilen fesih, çeşitli hukuki yaptırımları beraberinde getirir.

4.1. Kıdem Tazminatı

En az 1 yıl çalışmış olan işçinin iş sözleşmesi işverence feshedildiğinde veya mevzuattaki istisnai hâllerde işçinin kıdem tazminatına hak kazanır. Kıdem tazminatı; her tam çalışma yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır ve her yıl güncellenen tavanla sınırlıdır.

Özel güvenlik görevlileri açısından kıdem hesabında dikkat edilmesi gereken özel durumlar:

  • Hizmet alımı ihalesinin farklı şirkete geçmesi ve kesintisiz çalışma: Yargıtay, fiili devamlılık varsa çalışma sürelerinin birleştirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
  • Kısmi süreli çalışma dönemlerinin orantılı hesabı
  • Yıllık ücret zamları ile tavan sınırının birlikte değerlendirilmesi
  • Fazla çalışma ve diğer ödemelerin giydirilmiş ücrette yerini belirlemek

4.2. İhbar Tazminatı

Haksız fesihte işverenin ihbar önellerine uymaması veya ihbar tazminatı ödemeksizin işi sona erdirmesi hâlinde işçi, kendi kıdemine karşılık gelen ihbar tazminatını talep edebilir. Çapraz tazminat hakkı da söz konusudur: işçi sözleşmeyi haksız şekilde fesheder ya da ihbar önellerine uymadan ayrılırsa işveren de ihbar tazminatı talep edebilir.

4.3. Boşta Geçen Süre Ücreti ve Diğer Alacaklar

İşe iade kararı verilmesi hâlinde fesihten işe iade teklifine kadar geçen en çok 4 aylık süre için boşta geçen süre ücreti hükmedilir. İşçinin işe başlatılmaması durumunda 4-8 aylık işe başlatmama tazminatı da eklenir.

İş davalarında sıkça talep edilen diğer alacaklar:

  • Yıllık ücretli izin alacağı (kullandırılmayan izin günleri)
  • Fazla çalışma ücreti (haftalık 45 saati aşan çalışmalar)
  • Ulusal bayram ve genel tatil ücretleri
  • Hafta tatili ücreti (7 günlük çalışmada en az bir gün tatil hakkı)
  • Gece çalışması zamları
  • Prim, ikramiye ve benzeri düzenli ödemeler
⚠ Zamanaşımı Uyarısı

• Kıdem ve ihbar tazminatı: 5 yıl (İş K. m. 32 – TBK m. 146)

• Ücret, fazla çalışma, yıllık izin alacakları: 5 yıl

• İşe iade davası: Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvuru

• Arabuluculuk zorunludur; arabuluculukta anlaşılamaması hâlinde 2 hafta içinde dava açılır.

5. Özel Güvenlik Görevlileri ve İşe İade Davaları

4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi kapsamındaki işçiler (otuzdan fazla çalışan barındıran işyeri, en az 6 ay kıdem) iş güvencesinden yararlanır. Feshin geçersizliğini ileri süren işçi, önce zorunlu arabuluculuğa başvurmalı; anlaşılamaması hâlinde iş mahkemesinde işe iade davası açabilir.

5.1. Arabuluculuk Zorunluluğu

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi gereğince bireysel iş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Özel güvenlik sektöründe arabuluculuk sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar:

  • Fesih tarihi ile arabulucuya başvuru tarihi arasındaki 1 aylık süre kaçırılmamalıdır.
  • Anlaşma belgesi, kapsamadığı alacaklar bakımından dava açılmasını engellemez.
  • Anlaşma tutanağı icra edilebilirlik şerhiyle mahkemece onaylandığında ilam niteliği kazanır.

5.2. İşe İade Davası Süreci

İş mahkemesinde açılan işe iade davasında mahkeme öncelikle feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığını inceler. Geçersizlik saptanırsa işçinin işe iadesi ve boşta geçen süre için en çok 4 ay ücret ödenmesine hükmedilir.

Kesinleşen karar tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işçi işe iade teklifini kabul edip etmeyeceğini bildirmelidir. İşveren 1 ay içinde işçiyi işe başlatmazsa işe başlatmama tazminatına (4-8 aylık brüt ücret) hükmolunur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/2311 E.  –  Karar: 2021/7654 K.

Davalı özel güvenlik şirketi, hizmet alımı sözleşmesinin sona ermesi ve ihalenin yenilenmemesini tek başına geçerli neden göstererek toplu fesih yapmıştır. Yargıtay, işverenin aynı konsernde bağlı başka sözleşmelerinin varlığını araştırma yükümlülüğü bulunduğunu, bu araştırma yapılmadan gerçekleştirilen feshin geçersiz sayılacağını belirtmiştir.

5.3. İhale Değişikliği ve Alt İşveren Uygulamaları

Özel güvenlik sektöründe kamu kurumlarına hizmet veren şirketlerin ihalesi başka bir firmaya geçtiğinde işçilerin akıbeti kritik bir sorun hâline gelmektedir. Yargıtay içtihadına göre:

  • Yeni ihaleyi alan şirketin aynı işçileri çalıştırmaya devam etmesi hâlinde hizmet akdi devam eder ve kıdem tazminatı hakkı doğmaz.
  • Yeni işveren işçileri almayı reddederse eski işverenin kıdem ve ihbar tazminatını ödemesi gerekir.
  • Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu tespit edilirse işçi asıl işverenin işçisi sayılır ve tüm haklar asıl işverenden talep edilebilir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2017/34801 E.  –  Karar: 2019/18553 K.

Güvenlik hizmet ihalesi devrinde işçilerin yeni yükleniciye geçiş yapıp yapmayacağı tartışılmıştır. Yargıtay, fiili çalışmanın kesintisiz sürdüğü hallerde işyeri devrinin gerçekleştiğini, bu nedenle kıdemin bölünemeyeceğini ve tüm hizmet süresi boyunca birleşik kıdem tazminatı hesabı yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

6. Özel Güvenliğe Özgü Fesih Nedenleri

5188 sayılı Kanun, genel iş hukuku dışında özel güvenlik görevlilerine mahsus bazı fesih gerekçeleri öngörmektedir.

6.1. Güvenlik Kimlik Kartının İptali

Görevlinin güvenlik kimlik kartının İçişleri Bakanlığı tarafından iptal edilmesi, görevinin hukuki temelini ortadan kaldırmaktadır. Bu durum 4857 sayılı Kanun’un 25/III maddesi anlamında ‘zorlayıcı sebep’ niteliğinde değerlendirilmekte; ancak ortaya çıkan sonuç kıdem tazminatı hakkını etkilememektedir. Yargıtay, iptale yol açan eylemin işçiden kaynaklanıp kaynaklanmadığını da ayrıca irdelemektedir.

6.2. Silah Taşıma Yasağı veya Lisans Kaybı

Görevlinin silah taşımasına ilişkin yetki belgesinin iptal edilmesi ya da yargısal kararla silah taşımasının yasaklanması, özellikle silahlı koruma görevlerinde fiilî imkânsızlık yaratmaktadır. Yargıtay, bu hâllerde işverenin işçiyi silahsız pozisyona nakletme imkânını araştırması gerektiğini belirtmekte; alternatif pozisyon yoksa feshin son çare olarak uygulanabileceğini kabul etmektedir.

6.3. Güvenlik Soruşturması Olumsuzluğu

Görevlinin atanacağı pozisyon veya koruma altındaki kurum için yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması da iş sözleşmesinin sona erdirilmesine gerekçe oluşturabilmektedir. Yargıtay, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının fesih için geçerli neden sayılabilmesi için işverenin alternatif pozisyon imkânını değerlendirmesi gerektiğini vurgulamıştır.

6.4. Hizmet İçi Eğitime Katılmama

5188 sayılı Kanun ve Yönetmelik kapsamındaki zorunlu yenileme eğitimlerine mazeretsiz katılmayan görevlinin bu davranışı; tekrarlanması ve işverenin uyarısına rağmen devam etmesi hâlinde 4857 sayılı Kanun’un 25/II maddesi kapsamında haklı fesih gerekçesi oluşturabilir.

7. Öne Çıkan Yargıtay Kararları

Aşağıda özel güvenlik sektörüne ilişkin çeşitli Yargıtay kararlarının özeti sunulmaktadır. Bu kararlar sektörde yerleşik içtihadın ana hatlarını göstermektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2016/10485 E.  –  Karar: 2019/21183 K.

Gece yarısı görevinden ayrılan ve yerine birini bırakmayan özel güvenlik görevlisinin bu eylemi, işverenin haklı fesih hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Mahkeme, güvenlik hizmetinin kesintisiz niteliği gözetilerek görevin anlık terk edilmesinin ağır bir ihlal oluşturduğunu belirtmiş; tazminatsız feshi onaylamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2018/7341 E.  –  Karar: 2020/9871 K.

Silah ruhsatı iptal edilen güvenlik görevlisine ilişkin davada işveren, silahsız pozisyona nakil imkânını araştırmaksızın doğrudan feshe gitmiştir. Yargıtay, ultima ratio ilkesinin ihlal edildiğini, işverenin alternatif görev araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve feshin geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2023/1784 E.  –  Karar: 2024/2110 K.

Özel güvenlik şirketinin kamu hizmet alımı ihalesini kaybetmesi üzerine 47 güvenlik görevlisinin iş sözleşmesinin aynı anda feshedildiği toplu işten çıkarma davasında Yargıtay; gerekçenin somutlaştırılmadığını, ekonomik nedenle feshin ancak tüm alternatiflerin tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir yol olduğunu, her işçi için ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2020/4122 E.  –  Karar: 2021/14337 K.

Fazla çalışma alacaklarının ispat yükünün işçide bulunduğuna, ancak işverenin puantaj, vardiya çizelgesi ve imzalı giriş-çıkış kayıtlarını ibraz etmekle yükümlü olduğuna hükmolunmuştur. Kayıtların işverende bulunmasına karşın ibraz edilmemesi delil karartma teşkil eder ve Yargıtay bu hâlde işçinin tanıklığını esas almaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2021/4891 E.  –  Karar: 2022/6034 K.

Özel güvenlik şirketinin ihale üstlencisinin değişmesi nedeniyle işçilerin yeni şirkete devredildiği uyuşmazlıkta; 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında işyeri devri hükümlerinin uygulanması gerektiği, kıdem tazminatının tüm hizmet süresi esas alınarak hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.

8. Toplu İş Sözleşmesi, Sendika Hakkı ve Ayrımcılık

Özel güvenlik görevlileri 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında sendikal haklardan yararlanır. Özel Güvenlik, Koruma ve Güvenlik Hizmetleri Sektörü (27. Hizmetler ana grubu, işkolu kodu 27) bünyesinde toplu iş sözleşmesi bağlanabilir.

Sendikal ayrımcılık yasağı: İşveren, sendika üyeliğini ya da sendikal faaliyeti fesih gerekçesi yapamaz. Yargıtay, sendikal fesihte ispat yükünü işverende tutmakta; sözleşmenin sendikal nedene dayandığını gösteren korelasyonu (işçinin üyelik tarihinin fesih tarihiyle yakınlığı vb.) güçlü bir karine olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi  |  Esas: 2022/5413 E.  –  Karar: 2023/1728 K.

Sendikaya üye olan özel güvenlik görevlisinin 3 gün içinde iş sözleşmesinin feshedilmesi sendikal feshin açık bir göstergesi sayılmıştır. Yargıtay, işverenin sendikal nedene dayanmadığını ispatlayamadığını belirterek sendikal tazminata (en az bir yıllık ücret tutarında) ve işe iadeye hükmedilmesini uygun bulmuştur.

9. İş Davası Sürecinde Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

9.1. İşçi Açısından

  • Fesih bildirimini yazılı olarak almak ve içeriğini dikkatle incelemek; tebellüğ tarihini belgelendirmek.
  • 1 aylık arabuluculuk başvuru süresini kaçırmamak; sürenin başlangıcı genellikle fesih bildiriminin tebliği tarihidir.
  • İşyerindeki belgelerin (puantaj, vardiya listesi, maaş bordrosu) kopyalarını önceden almak.
  • Fazla çalışmanın tanıkla ispatı için güvenilir, tarafsız tanıkları belirlemiş olmak.
  • İbranamenin hiçbir baskı altında imzalanmaması; imzalanacaksa tüm kalemlerin açıkça yazılmış olmasına dikkat etmek.

9.2. İşveren Açısından

  • Fesih kararı öncesinde mutlaka yazılı savunma almak ve savunmayı değerlendirdiğine dair tutanak tutmak.
  • Haklı fesih hakkını olayın öğrenilmesinden itibaren 6 işgünü içinde kullanmak.
  • Toplu işten çıkarmalarda 4857 sayılı Kanun m. 29 kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumunu otuz gün öncesinden bilgilendirmek.
  • Alt işveren olarak çalışılan hallerde asıl işverenin müteselsil sorumluluğunu göz önünde bulundurmak.
  • SGK işten çıkış kodlarını doğru bildirmek; hatalı kod, ayrı bir dava konusu olabilmektedir.
İspat Araçları: Neyin Belgelenmesi Gerektiği

• Fesih yazısı ve tebliğ belgesi        • İbraname (içerik ve imza tarihi)

• Puantaj ve mesai çizelgeleri          • Bordro ve banka dekontları

• Uyarı ve ihtar yazıları               • Savunma talep ve savunma metinleri

• Güvenlik kimlik kartı ve lisans belgeleri  • İhale sözleşmesi ve şartname

• Emsal ücret araştırması              • Tanık listesi (meslektaş ifadeleri)

10. Sonuç

Özel güvenlik görevlilerinin iş akdi uyuşmazlıkları; 5188 sayılı Kanun’un getirdiği mesleki özellikler, ihale-temelli çalışma biçimi ve sektörün özgün işgücü yapısı nedeniyle genel iş hukukundan ayrışan kendine özgü bir alan oluşturmaktadır. Yargıtay içtihadı bu alanda belirleyici rol oynamakta; özellikle işyeri devri, ultima ratio ilkesi, sendikal ayrımcılık yasağı ve ihale geçişlerinde hakkaniyeti temel ölçüt olarak benimsemektedir.

Hem işçinin hem de işverenin haklarını güvence altına alabilmesi için süreçlerin başından itibaren belgesel temele oturtulması, yasal sürelerin titizlikle takip edilmesi ve uzman bir iş hukuku avukatından destek alınması büyük önem taşımaktadır.

 

Özdemir Avukatlık & Arabuluculuk Bürosu

——————————–

*İşbu çalışma içerisinde yer alan değerlendirmeler hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Ayrıca zaman içesinde mevzuatta olabilecek değişiklikler nedeniyle güncel durumu yansıtmayabilecektir.  Bu sebeple paylaşılan değerlendirmelerden ötürü Özdemir Avukatlık Bürosu sorumluluk kabul etmez. Paylaşıma konu çalışma kapsamındaki soru ve sorunlarınız bakımından hukuki danışman görüşü alınması tavsiye olunur.